Radikal okurlarının gözünden 10 Kasım: Anıtkabir'e gittim çünkü...

Radikal okurlarının gözünden 10 Kasım: Anıtkabir'e gittim çünkü...
Radikal okurlarının gözünden 10 Kasım: Anıtkabir'e gittim çünkü...
Ölümünün 75. yılında cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 'ü anmak için Anıtkabir'e 1 milyon 89 bin 615 kişi gitti. Geçen yıl 10 Kasım'da Anıtkabir'e giden ziyaretçi sayısı 413 bin, yani bu yıl gerçekleşen katılımın neredeyse üçte biri. Biz de Radikal okurlarına sorduk: Sizce ne oldu, ne değişti? İşte Facebook ve Twitter'daki Radikal takipçilerinden gelen yanıtlar...

Mustafa Karabulut / Unıversity Of Gaziantep – Gastronomy And Culinary Arts

Atatürk'ün 80 yıl evvel halkına sunduğu bazı değerlerin kıymeti bilinmiyordu, çünkü halk o değerlere yabancıydı. En önemlisi onları kazanmak için kaybetmemişti.

Atatürk gitti devlet "baba" oldu "ana" oldu hep öyle görüldü. Kürtler hırpalanırken görmeyen duymayanlar, İslamcılar ezilirken umursamayanlar, milliyetçiler tarumar edilirken oh çekenler bir anda fark ettiler ki devlet ne ana ne de baba! Devlet sadece o an başa geçip düdüğü eline alan kim ise o. Herkes devletin aslında hiç de sandıkları gibi onu koruyan kollayan bir organ olmadığını 80 yıl önce söylenen sözlerin ne kadar önemli olduğunun farkına vardı. Bunu fark etmeleri için 10 sene sıkı bir baskı ve bir adet ağacın sökülmesi yeterli oldu. Toplum kendini fark etti, gücünü hissetti o kendinden emin RTE'nin Gezi olaylarının ertesi günü tv'deki korkmuş, şaşkın ve ne yapacağını bilemez halini görüp biz neymişiz yahu demeyi öğrendi.

Egemenliğin aslında kendisinde olduğunu kayıtsız şartsız öğrendi. Halk Atatürk'ün kıymetini yeni öğrendi. Önceleri korkuyordum ama şimdi umutluyum. Halkımız emekleme evresini geçti, ayaklarının üzerinde sendeleme dönemindeyiz. Yürüyeceğimiz koşacağımız günlerde gelecek.

Bu 10 Kasım'da ne değişti? İşte Radikal okurlarının görüşleri...

Yasemin Turan / ABD

Aslında fazla birsey değişmedi. Bu halk Atatürk'ü hep sevmiştir. Benim çocukluk hatırlarım, Atatürk ve Cumhuriyet şiirleri dinlerken gözleri yaşlı amca ve teyzeler, dahası dede ve ninelerle süslüdür. O yüzden bilirim bu memlekette gönülden Atatürk'ü seven çok büyük bir kitle hep olmuştur ve bu bir zorlama ile olmamıştır. Bu noktada size katılmıyorum. Benim sevme nedenime gelince:

Bu ülke ve sahip olduğumuz özgürlüklerimiz (özellikle bir kadın olarak) Atatürk'ten bir mirastır. Biz bunun hep farkındaydık, ama bu özgürlükleri kaybedeceğimiz korkusunu hiç bugünkü kadar yoğun yaşamamıştık. İnsanlar bazen sevdiklerini kaybettiklerinde ya da kaybedeceklerini düşündüklerinde daha çok sarılma ihtiyacı duyarlar. AKP ikitidarı işte tam da burada çok büyük bir gaflet içinde yaşam tarzımıza ve özgurlüklerimize çok büyük bir tehtid oluşturdu.

Bu ülke halkını böylesine ikiye bölen, diğer yarısını ve mezhepleri yuhalatan bir başbakanla hic tanışmamıştı. Ben ilk defa lailkliğin neden bu kadar önemli olduğunu, hukuk devetininin önemini, yurtta sulh ve cihanda sulh ne demek bunun anlamını ve hatta binlerce defa ezbere okudgum hitabenin anlamını bugün yaşayarak oğrendiğimi hissediyorum. Bu kavramlar daha önce tarih derslerinde sınav kağıdını doldurmak icin ezberledigim kavramlardi. Ayrıca Atatürk hiç bir dönemde bu kadar vahşice ve çirkince hedef tahtası olmamiştı. İki ayyaş lutuflarini unutmadik.

Sonuç olarak Ataturk'ü hep sevdim ama şimdi daha çok saygı duyuyorum. Çünkü onu ve onun mirasının büyüklüğünü ve en önemlisi Ataturk'ü daha iyi anlıyorum.

Aslı Başgöz

10 Kasım'da babam Prof. İlhan Başgöz, ODTÜ Kıbrıs'a Atatürk ile ilgili bir konuşma yapmak üzere davet edildi. Konusu Atatürk'ün halk adamı olması ve doğayı sevmesiydi. Özetle insan tarafı. Çok güzel bir konuşma oldu, gençleri çok etkiledi. Çünkü eminim ki babamın anlattıklarının büyük kısmını bilmiyorlardı.

Yüzlerce öğrenci, hoca ve idareci pazar sabahı kalkmış tören ve konuşmaya gelmişti. O kadar ki, ayrılmış olan küçük amfi yetmedi; bir çok öğrenci dışarıda kaldı ve bu nedenle tören ve konuşma son dakikada büyük amfiye alınmak zorunda kaldı. Amerika'da kendi üniversite yıllarımı düşündüm. Acaba hangi güç beni pazar sabahı yataktan erkenden kaldırıp bir törene katılmama neden olabilirdi?

Babam 1923 doğumlu. Cumhuriyetle yaşıt ve Atatürk onun lisesine geldigi için, konuşmasına kendi anılarını da katabiliyor, Cumhuriyet'in ilk yillarini anlatabiliyor; Çocuklar tabii ki bunlardan daha da çok etkileniyor. Tarihin olmasi gibi canli hale getiriyor. Bence sorunuzun cevabi cok basit. Degisen su: Ataturk ozgurluklerin sembolu oldu. Degisim, ozgurluk, hur dusunce sembolu, baskiya karsi direnme sembolu.

Eren Tan

Bu toprakların halkı ya elindekini kaybettiği zaman yada kaybetmeye yakın hissettiği zaman toparlanır. Bugün Akp tabanı arasında Cumhuriyet bile tartışmaya açılmış ve yerine gerçekleştirilebilecekler konuşulurken. Vatansever halk aynı Gezi direnişinde olduğu gibi ortak değerler etrafında toparlanmaya başlıyor. Demokratlığı şüpheli, muhafazakar Erdoğan hükümeti her alanda olduğu gibi iç siyasette de durumu yanlış değerlendiriyor ve halkı kutuplaştırmaya tam gaz devam ediyor. Bu soru üzerine yoğunlaştığınız için kendi adıma teşekkür ederim.

Furkan Şafak

Atatürk, Sosyalistlere, İslamistlere ve devrimci Kürt hareketine karşı kullanılan bir mitti. Konformist Türk halki da çoğunlukla "anarşiyi" engelleyen bu miti devletin kullanmasına hiç ses etmiyor hatta destekliyordu. (bkz. 12 Eylül) Ben şahsen Atatürk'ü sevmemem gerektiği dikte edilerek büyütülenlerdenim. Fakat ailem bir "hata" yaptı ve İslamcı olmalarına rağmen Amerikan ve AB emperyalizmine de karşı olmamız gerektiğini doktriner bir şekilde bana anlattı. Onlar şimdi ABD işbirlikçisi AKPye her koşulda destek olurlarlarken ben gezi eylemlerine, forumlara katılıyorum. Ez cümle makro ölçüde bakarsak bizi Atatürk'e yaklaştıran AB ve ABD'nin Atatürk ile ulus devlet paradigmasını bırakması oldu. Mustafa Kemal bizim için "beton Kemal'den", Gelibolu'da ve Anadolu Bozkırlarında ingiliz Emperyalizmine karşı savaşan kahraman dönüştü.

Murat

Ne değişti de insanlar Atatürk’e olan ilgisi bu kadar arttı ve sanki belli kesimlerin elinden alınıp halka eline geçti bu sevgi.

Kendimi bildim bileli bayramlarda ve dahi her türlü kutlamada Atatürk vardı. Onu kutsuyor yüceltiyorduk, gerçi benim için sorun yoktu. Hindistan’da müthiş bir hindu, İspanya’da randımanlı bir katolik olurdum. Burada da Atatürk’lü bayramları sorgulamadan kutluyordum. Değiştim elbette ve sorgulamayı öğrendim. Bir de insanların anlattıklarını. Devletin ve askerin legal illegal her türlü zulmünde simgesel olarak Atatürk vardı. Atatürk büstlerini her yere diken sınıfları, işyerleri ve kamu kurum kuruluşlarında her odadaki trioyu bozmayan devlet elbetteki ve herhalde bu kadar yücelttiği adamdan mutlaka feyz almış olmalıydı. Yılların birikimi, kulaktan kulağa söylenen ve çarpıtılan masallar, fısıltılar...vs derken tüm kötülüklerin anası ve her türlü devlet zulmünün babası olarak devlet ve onun fikir babası olarak Atatürk görüldü. O isimle yapılan baskı da cabası.

Ancak Atatürk’ü çok da sevmediği düşünülen bir iktidar tam 11 yıldır iktidarda. Birşeyler değişti evet, yapılan işleri görmemek yapılan yorumlardaki subjektifliği artırıyor, o nedenle evet çok iyi işler yaptılar. Hükümet çalışma açısından çok iyiydi ancak insanların karakollarda yaşadıkları, sokaklarda uğradıkları şiddet, en ufak hak talebinin bile gaz ve copla önlenmesi, sümen altı edilen soruşturma ve suç dosyaları iddialar...vs derken insanlar kademe kademe, aşama aşama, zulmün kaynağının –bence- Atatürk olmadığını içten içe hissetmeye başladı. Devlet evet zulmedebiliyordu ancak ihtiyaç duyduğu sadece bir isimdi. Atatürk simgeleştirilmiş hem bir nefre hem de bir tutku objesiydi. Şimdi ise devlet tarafından bırakıldığı için o kitabı özgürce okuyabiliyoruz.

Farklı bir 10 Kasım


Buna ek olarak; meydan eskiden her ne kadar chp kadın kolları görünümündeki Atatürk tutkunlarıyla dolu ve sadece onlardan ibaretmiş gibi görünse de öyle değildi. Ben Atatürk’ü döneminin şartları içerisinde değerlendirir ve severim, sayarım. İnanın benim gibi çok insan var ve hiç biri ne bir mitinge ne de Anıtkabir’e bir kere yolu düşmüş insanlar. Gitmeye ihtiyaç duymadım. Ancak öyle bir zaman geldik ki, artık merak ediyorum. Anıtkabir’e gittim hayatımda ilk defa ve 30 yaşımda. Artık hem tutku hem de nefretten bağımsız kalmış Atatürk’ü tanımak istiyorum.

Aradaki fark, artık 30 yıl boyunca evinde oturan 80 kuşağı, ailesi tarafından korkutulan, siyasetten uzak duran ve etliye sütlüye bulaşmayan 20-30 yaş arası insanlar, evlerinden çıkıyorlar. Bunu propoganda olarak söylemiyorum J sadece bir tespit. Kendimden ve çevremden biliyorum. Ben ve yakın arkadaş çevrem, siyasetle zerre ilgisi olmayan, lafa gelince Atatürk’ü seven, İstiklal’de hazzoupolou’ya çay içmeye giden, farklı kültürler ve müzikler dinleyen ileri derece apolitik bir gruptuk. Ama artık değil. Yine pasifiz ama artık takip ediyoruz, merak ediyoruz, hassasiyet gösteriyoruz.

Yasemin Esra Avcı

Öncelikle Atatürk devlet katından halka indi tespitinize katılmadığımı belirtmek isterim. Atatürk zaten halkın gönlünde kalbinde var idi.. Kendimden örnek verirsem, 5-6 yaşında bir çocukken kimse beni zorladığı, okulda tören olduğu için sabah yataktan kalkıp, en temiz kıyafetlerimi giyip saygı duruşuna geçmedim ben..İçimden geldiği için büyük bir mutlulukla yaptım.. Onu takdir ettiğim için yaptım..

Ya da Anadolu'da her kahvehane de, berber dükkanında, köftecide arkada Atatürk portresini kimse zorla astırmadı bu memlekette.
Anneannem ve dedem kurtuluş savaşı anılarında, onun yüceliğini, büyüklüğünü, şehit olan kardeşlerinin kahramanlık hikayelerini anlatırken bunu devlet baskısı ve ideolojik nedenlerle yapmadı. O hikayeler zaten gerçek, zaten yaşanmıştı.. O sevgi de minnettarlık da zaten içten geliyordu..

Yani Halk ona karşı olan sevgisini içinde yaşatıyordu. Bunun yansıması tabiiki devlet törenlerinde olacaktır, ve olmalıdır da. Siz devletinizin kurucusunu resmi törenle anacaksınız.. Bunun askeri vesyatele vs. ilgisi alakası yoktur.

Peki ne mi değişti; nasılki din ve ibadet bir şov haline dönüştü son 10 yılda, nasılki ifade özgürlüğü konu Atatürk'ü eleştirmek olunca 10 Kasım'da dergiye verilen ilan gibi futursüz ve saygısızca sınır tanımaz bir hale dönüştü, işte o zaman halk içinde yaşattığı sevgiyi şova dönüştürme ihtiyacı hissetti. Atatürk'ün tüm emanetlerini, kazanımlarını bir çırpıda silebileceğini düşünenlere sesini yükseltme ihtiyacı hissetti..

Olay bundan ibarettir. Atatürk karşıtları böyle futursuzca nefretlerini kusarken, halk onu daha bir sahiplenme ihtiyacı hissetti.

Ayhan Turan

Toplumların yetkiyi kraldan almaya başladığı Magna Carta'dan itibaren bu yetkiyi alabilmek için oluk oluk kan dökülmüştür. Herhande bir tek biz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu "yetki" için kral ile savaşmak zorunda kalmadık. Bir adam çıktı bu yetkiyi bila bedel halka verdi. (Belki de bedava sahip olduğumuz için değerini bilmiyoruz)

Vicdan, insanın iç sesi fıtramız sonucu en iyi terazidir. Bir konuda içiniz rahat etmiyorsa, yanlış bir şey vardır. Atatürk bütün çabalara rağmen bu milletin kalbinden sökülüp atılamamıştır. Sebebi "vicdan"ımızdır. O'nun artılarının, eksilerinden çok olduğunu vicdanımız bize söylediği için kalbimizden silemiyoruz. O'na haksızlık yapamıyoruz.

Eyüp Can yazdı. "Atatürk devlet katından şimdi halka indi!"

Devrik YAZAR @yazsayazar 
Atatürk'ün devlet adam kimliğine,insani kimliğine, ilkelerine, Asker kimliğine, dünya basınında kendisine, dostu ya da düşmanı tarafından söylenmiş sözlerin tümüne, yüzyıl sürebilecek işleri 10 senede yapmış bir lidere bakınca, bu coşkunun hala az ve geç kalınmış olduğunu düşünmeliyiz. Aslında hiçbir şey değişmedi. Yer kürenin altında biriken lav çatlak buldu, yüzeye çıkıyor. Kısaca Her şerde bir hayır vardır yeniden anlam kazanıyor.

78 kuşağının altındaki,bizden önceki nesilin de bunda payı vardır.Çünkü o nesilin böyle sorunları yoktu. Cumhuriyeti tehdit eden unsurlarla uğraşmak zorunda kalmadıkları için bu konu daha esnek ele alındı.Değişen bir şey varsa o da nesil. Biz o nesil kadar rahat değiliz ve Atatürk'ün kurmuş olduğu bu Cumhuriyeti ve onun ilkelerini her zamankinden daha fazla benimsemek ve korumak durumundayız.  Delikan bizde, gerekirse istediğimizde bu uğurda coşarız. Kısacası Bu daha başlangıç, mücadeleye devam edeceğiz.

Duygu Sarıkoç

Kızlı-erkekli hayatıma, girdiğim, çıktığım, yediğim, okuduğum, yaptığım şeylere karşılmayan bir ailede büyüdüm.

Atatürk sevgisi bana ve kardeşime hiç bir zaman empoze edilmedi, zorla sevdirilmedi, Atatürk konuşmaları yapılmadı evde. Gerekli olan bilgiyi önce okulda ve evde sonrasında da kendi istediğimle okuduğum kitaplarla, izlediğim programlarla edindim.

Atatürk ile olan ilişkim normal seyrinde ilermekteydi, Atatürk'ü ilahlaştırmadım, kendisini eleştirenleri ya da sevmeyenleri dinledim, ben çok da eleştirecek bir şey bulamazken onlar neden eleştiriyor ya da neden sevmiyor anlamaya çalıştım. Ancak, verilen "bazı" kararların doğruluğu tartışmaya açık olsa da tek amacı ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine çıkartmak olan ve bunun için bir ömür tüketmiş, hayatını, gelecek nesillerin rahat yaşamasına adamış kişi her şeyden öte saygıyı hak diye düşündüm her zaman.

Bugün geldiğimiz noktada göstermelik olan saygı da tükenmiştir. Ömrünü bizlere adayan Atatürk'ü koruma sırası artık bizdedir.

Göksin Mollaoğlu

Ben 28 yaşında bir delikanlıyım, milliyetçiyim. Milliyetçiler içerisinde parçalanmış olan ülkücü diye tabir edilen zihniyetten ayrı bir kanattayım. Üniversitede özellikle Atatürk ve Milliyetçiliği, islamiyete bakış açısı ülke yönetiminde ki artıları ve eksikleri ile ilgili araştırmalarda bulundum. Tanıdıkça bambaşka bir lider ve kendisini sadece millet menfaatlerine değil insanına adayan bir lider olduğunu gördüm.

Günümüzde insanlar hayat standartlarını ve yaşam şekillerine müdahaleyi tartışıyor bugün. Bunu da sözüm ona dindar kesim yapıyor. Oysa asla inanç ile ilgili bir baskı kurulmamış en azından insanlar özgürce ibadet edebilmiştir. Ben şahsen camiye rahatça gidiyorum. ( bu bir genellemedir. memnun olmayan kısımda olabilir ) fakat şuanda hükümet ne kadar kişisel haklara karışıyorsa milletimizin aslında onları refah seviyesinde yaşatan Ulu Önderlerine özlemi artmakta ve ona yakınlıkları çoğalmaktadır. Bugün Anıtkabir ziyaretlerinin milyonlara gelmesinde aslında başbakanın politikası etkili olmuştur. İnsanlarımız Atatürk'üne daha sahip çıkan bir anlayışı almaktadır. Zaten buralara gelmesinde Gezi parkı olayları, Odtü olayları gibi durumlarda hükümetin baskıcı politikasının da etkisi vardır.

Allah bizlere bizi hayırlısı ile yönetecek baskıcı olmayan ve milletinin yanında sadece milleti için yaşayan kısacası Anafartalar Kahramanı.. Büyük Taarruzun büyük komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk karakterinde liderler nasip etsin..

Buğra Bakan / San Francisco, ABD

1 - Fizik kanunu, etki tepkisini dogurur, sosyal konularda da gecerlidir. AKP doneminin acik bir sekilde Ataturk ve mirasina karsi yuruttugu kampanya bir etkiydi, Ataturk sevgisinin ifadesi de buna bir tepki oldu.

2 - Bildiginiz gibi insanlar, bazi seylerin kiymetini kaybettikleri ya da kaybetme riski yasadiklari zaman anlarlar. Ataturk'un mirasi da TC'de, bircok insan icin devlet garantisi altindaydi. Savunmak gereksizdi. Bu mirasin tehlikeye girmesi insanlari savunmaya gecirdi.

3 - Gecmis donemlerde Ataturkcu olmak eski, demode, gri, devletci, SIKICI olmakti. Amerikalilar'in "cool" dedikleri kavramlar solculuk, liberallik, sosyalistlik, anarsistlik gibi duzen karsiti dusuncelerdi. AKP'nin ilk yillari Ataturk'e saldirmak prim yapti. Bugun ise duzen karsiti olmak Ataturkcu olmakla es deger anlama geldi. Duzen karsiti olmak Ataturkculuk olarak yeniden "cool" oldu.

4 - Son yillarda insanlar daha fazla tarih okumaya basladilar ve ozellikle tarihi perspektiften bakarak, Ataturk devrimlerinin, Almanya'da Hitler, Ispanya'da Franco, Protekiz'de Salazar, Italya'da Mussolini'nin oldugu bir 20-30 yillik doneme rast gelmesi, bircoklari icin sasirtici bir uyanis oldu.

5 - Dogu toplumlarinda gecmisi elestirmek ile nankorluk etmek arasinda ince ve silik bir cizgi vardir. Toplumlar, kendilerini dusmandan kurtarmis ve kendilerine hizmet etmis insanlari unutmazlar, severler. Bu insanlara yapilan elestiriyi kolay kabul etmezler. Su an olan, sarkicin nankorluk alanina gecmis oldugu algisi ve buna duyulan tepkidir kanimca.