Radikal'de yeni yazar

Radikal'in yazar kadrosuna yeni bir isim katıldı: H. Gökhan Özgün. Cuma ve pazar günleri yazacak olan Özgün'ün ilk yazısı bugün.
Haber: H. GÖKHAN ÖZGÜN / Arşivi

Çocuk, savcıya anlatıyor: "Erhan abi bana sordu, Hrant Dink hakkında ne düşünüyorsun diye, beş para etmez herifin biri, dedim."
"Hayır dedi, Erhan abi, o çok cesur bir adam, Ermenlerin Atatürk'ü gibi biri."
Çocuk, bu sözler üzerine kafasını kopartmak istediğini söylüyor Hrant Dink'in.
Şimdi bu çocuk ırkçı mı? Düşünebiliyor musunuz? Bir Ku Klux Klan üyesinin bir zenciyi, zencilerin Abraham Lincoln'ü diye tarif ettiğini ya da Almanya'da bir dazlağın, bir Türk'ü, "Almanya'daki Türklerin Atatürk'ü" diye öldürdüğünü.
Ve yılın sorusu geliyor, bu çocuk negatif milliyetçi mi, pozitif milliyetçi mi?
Bunun cevabını bilmek zor. Çünkü çocuk, Kurtuluş Savaşı'nın bittiğini bilmiyor.
Bu gerçeği, bu memlekette insana annesi babası bile söylemez, şansın ve imkânın varsa kendin araştırır, bulursun.
Vatan elden gidiyorken, kim ayırt edebilir milliyetçiyi miliyetçiden. Benim bildiğim vatan tehdit altındayken, solcusu, sağcısı, negatif milliyetçisi, pozitif milliyetçisi ve hatta en önde, bir elinde bayrak, göğsü çıplak 'Jeanne d'Arc' rolünde Bülent Ersoy olmak üzere, hep bir arada, omuz omuza savaşılır.
Bu, aşağı yukarı, dünyanın her yerinde hep böyle olmuştur. Savaş olağanüstü bir dönemdir, herkes vatan için elinden geleni yapar, siyasi hesaplaşmalar savaş sonrasına bırakılır. Siyasi renkler savaş sonrasında yavaş yavaş belirir.
Peki bu çocuk niye aklımızı karıştırıyor, niye sıradan bir milliyetçi, niye sıradan bir faşist olmuyor? Niye, yalnızca aşağıladığı, hor gördüğü, yabancıladığı için vurmuyor? Niye karşısında ordulara, kumandanlara, ulusal önderlere ihtiyacı var?
Hrant Dink'i Venizelos tadında tasvir eden bu çocuk ve abisi, bu tadın sırrını hangi tarife borçlular. Bu tat, Fransız, Alman ya da İtalyan mutfağını andırmıyor. Babalarımızdan, dedelerimizden kalma eski bir tarif mi yoksa bu? Geleneksel bir lezzet var bu tatta.
Bu tat, yurtdışına çıktığınızda gazetelerde, televizyonlarda bir türlü bulamadığınız, bize özgü bir tattır. Yabancı gazeteleri okursunuz, televizyonuna bakarsınız, hiçbir şey olmuyormuş hissine kapılırsınız. "Nelerle uğraşıyor bunlar?" dersiniz kendi kendinize.
Yavaş yavaş gözleriniz ağırlaşır, dikkatiniz dağılır. Vücudunuzdan adrenalin çekilmeye başlar, ne de olsa olağanüstü hallerin, krizlerin, komploların, darbelerin çocuğusunuzdur siz. Ekstrem sporcu gibisinizdir , ekstrem vatandaşsınızdır. Bir şeyleri özlemeye başlarsınız, vatan hasretinden öte bir şeydir bu. Boğaz'da balıkla, suyla, toprakla kesilmeyecek ekstrem bir illettir.
Derken, daha İstanbul uçağına binerken gazeteleri uzaktan kesmeye başlarsınız, siz giderken Orhan Pamuk'un annesi vardı ilk sayfada, acaba bugün ne vardır? Size sıra geldiğinde acaba gazete kalacak mıdır? Telaş normal, çünkü bizler gazeteleri okumayız, yeriz. Bu kez ilk sayfada Rambo vardır, yeni filminde Asala militanı olacakmış.
Bak sen! Asala, hem de Rambo'yla geri dönüyor. Ee, ilk sayfayı hak etmiş.
Haberi alınca, vücudunuza yine adrenalin pompalanmaya, her yanınıza tatlı bir sarhoşluk yayılmaya başlar. Acı, sızı azalır. O anlamsız boşluk hissi, iç sıkıntısı, aniden kaybolur. Vücudunuz ve kimyası alıştığı jeopolitik ortama geri dönmüştür. Bu hissi, uzaydan dünyaya dönen astronotların da yaşadığı söyleniyor.
Olağanüstü durumlarda insanlar vücut kimyalarıyla hayatlarını sürüdürürler, beyin kimyalarıyla değil. Şu hiç geçmeyen olağanüstü yıllar da geçsin, tabii geçerse, Lozan masasından bir kalkalım, o zaman bizim de beyin kimyamız harekete geçer, bizim de siyasi bir duruşumuz olur elbet.
O zaman anlarız, kim negatif milliyetçi, kim pozitif. Şu anki tabloda daha ziyade sepya renkler hakim, 1. Cihan Harbi renkleri. Fotoğraf sepya olunca da, hakikaten ayırmak zordur, negatifiyle pozitifini.
Kendi tahlilini kendi yapıp, kendini pozitif ilan edenlere duyurulur.