Resmi yalanlar

Ya eğitilmeselerdi?
İçişleri Bakanlığı, 'Hayata Dönüş' için jandarmanın haftalarca maket üzerinde eğitildiğini açıklamıştı. Ama Adli Tıp, operasyonda ölümcül (üstlerinde, 'İnsansız yere atın' yazılı) bombalar kullanıldığını saptadı. Jandarma, 'Olay yeri olduğu gibi muhafaza edilir' ilkesini de çiğneyerek delilleri 'işe yaramaz' hale getirmiş.
Ne tüp, ne zehir!
Jandarma tutanağının her sayfasında, güvenlik güçlerinin üstüne, 'hemen her koğuştan alev topu gibi tüpler' atıldığı yazılıyor; Adli Tıp uzmanları ise bulunan bütün tüplerin boş, çiziksiz, eziksiz ve issiz (ne yanmış, ne de patlamış) olduğunu ortaya koydu. Adli Tıp, tutanakta yer alan 'zehir şişeleri'ne ilişkin hiçbir iz bulamadı.
Haber: ADNAN KESKİN / Arşivi

ANKARA - 'İnsansız yere fırlatın' uyarısı bulunan öldürücü dozdaki onlarca bombanın mahkûm koğuşlarına atıldığını ortaya koyan Adli Tıp raporu 'Hayata Dönüş'te görev alan güvenlik güçlerinin temel hukuk kurallarını ihlal ettiğini gösterdi. Ölümlerin çoğunun gaz zehirlenmesi ve silahlardan olduğu gerçeği, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın "Operasyon öncesi haftalarca hazırlık yapıldı, görevliler eğitimliydi" sözlerini de tekzip etti.
Tantan'ın sorumluluğu
'Hayata Dönüş'te tartışılan uygulamalar, cezaevi iç yönetiminden sorumlu Adalet Bakanlığı kadar, İçişleri Bakanlığı'nın sorumluluğunu tartışmayı da getiriyor. Çünkü; operasyon öncesi gizliden gizliye Adalet Bakanlığı'nı mahkûmlarla görüşmesi nedeniyle suçlayan İçişleri Bakanlığı, başından beri müdahale yanlısıydı.
Tantan, 'Hayata Dönüş'ten sonra 'Başardık' diye sunduğu açıklamasında jandarmanın haftalarca maketler üzerinde hazırlık yaptığını, hepsinin çok eğitimli olduklarını,
görevlerini yasalara uygun yerine getirdiklerini savunmuştu.
Oysa şimdi Adli Tıp, operasyonda kullanılan bombaların öldürücü dozda olduğunu ve üzerlerinde 'insan bulunan yerlerde kullanılmaması' uyarısı bulunduğunu tespit etti. Bu durum, "Güvenlik kuvvetleri ya eğitilmeselerdi?" sorusunu gündeme getirirken, cezaevleri operasyonunda yetki aşımı bulunduğu iddialarına da güç kazandırdı.
Radikal, cezaevleri operasyonlarının yeniden sorgulanmasına yol açan Adli Tıp raporundan sonra, operasyonun hemen ardından jandarmaca hazırlanan tutanağı da ele geçirdi. Hukuksal açıdan ilk başvuralacak temel belge olan dokuz sayfalık jandarma tutanağındaki tespitlerin çoğu, Adli Tıp raporuyla çürüdü.
Hukuk hiçe sayıldı
Öncelikle jandarmanın, adli soruşturmalarda birinci kural olan olay yerinin olduğu gibi korunması ilkesini çiğnediği, Adli Tıp raporunda "Bazı kan gölleri çimento ya da kitap yığınlarıyla kapatılmış, çelik dolapların, eşyaların yerleri değiştirilmiş" tespitleriyle ortaya çıkıyor.
Tutanakta tutuklu ve hükümlülerin kendilerini
yakarak öldürdükleri saptamasında sakınca
görülmezken, hiçbir ölümle ilgili gaz zehirlenmesi, bomba etkisi veya kurşunla öldürmeden bahsedilmemesi dikkat çekiyor.
Üst üste cesetler
Bu tutanakta ilginç çelişkiler de var; tutanakta bazı ölülerin 'tahrip olmasın' diye hastaneye kaldırıldığı, bazı cesetlerin ise 'otopsi' için bulundukları yerde bırakıldığı yazılı. İşte, tutanaktaki ölülere farklı muamele bölümleri:

  • Adının Nilüfer Alcan olduğu öğrenilen kadın teröristin kendini yakmış ve ölmüş olduğu, üst koğuş kapısının açılabilmesi için ceset hastane morguna kaldırıldı.
  • Fırat Tavuk adlı teröristin cesedi otopsi için bulunduğu yerde muhafaza edildi.
    Cesede zarar gelmesin
  • Kapının hemen önünde göğüs alt kısmı hariç her yanı yanmış bir ceset ve hemen üst üste bulunan dört yanmış-kömürleşmiş ceset olduğu görülmüş, isimlerinin Özlem Ercan, Gülser Tuzcu, Yazgülü Güder, Seyhan Doğan ve Şefinur Tezgel olduğu öğrenilen cesetler adli soruşturma ve otopsi için olduğu şekliyle bırakıldı.
  • Adlarının Cengiz Çalıkoparan, Murat Ördekçi ve Ali Ateş olduğu öğrenilen dört terörist cesediyle karşılaşılmış, sonra cesetlere herhangi zarar gelmemesi tahrip olmaması için derhal hastane morguna kaldırılmıştır.
    Tüp ve zehir bilmecesi
    Adli Tıp raporu ve jandarma tutanağının karşılaştırmasında ortaya çıkan bazı sorular da şöyle:
  • Jandarma tutanağının hemen her sayfasında koğuşlardan kendilerine sayısız yanar vaziyette 'alev topu' gibi tüpler fırlatıldığı yazılıyor. Oysa Adli Tıp uzmanları, bulunan piknik tüplerin tümünün boş, çiziksiz-eziksiz, issiz-dumansız olduğunu raporlarına geçirdi. Neden hiç patlayan, tamamen yanan tüp tespit edilemedi?
  • Jandarma mahkûmların sürekli 'zehir şişeleri' attığını tutanağa geçmiş. Bu şişelerin zehir olduğu nasıl biliniyordu, Adli Tıp bunları niye saptamadı?
  • Adli Tıp raporunda kadın mahkûmların ölü bulunduğu koğuştaki bir kimyasal maddenin
    içeriğinin tespit edilemediği belirtiliyor. Bazı ölümlerin bu kimyasal maddeyle bir ilgisi var mı?