Rıza'yı anımsıyor musunuz?

Rıza'yı anımsıyor musunuz?
Rıza'yı anımsıyor musunuz?
Poyraz ailesi Türkiye'de hem oğullarını yitirdiler hem de adalet umutlarını. Hayata Dönüş operasyonundan sonra yerleştikleri Kanada'da bu kez AİHM'den adalet istiyorlar

İSMAİL SAYMAZ

İSTANBUL - Rıza Poyraz'ı kim anımsıyor? Annesi Elif, hayranlıkla andığı oğlu için, "O güzel insan" diyor, devamını getiremiyor. Babası Süleyman, "İnsanları severdi oğlum" diyor.
Rıza Poyraz'ın adına küçük bir gazete haberinde rastlamak mümkün: "Polisler beni emniyetin beşinci katından attı." Ya da bu haberden 1.5 yıl sonra gerçekleştirilen 'Hayata Dönüş Operasyonu' kapsamında Ümraniye Cezaevi'nde biri asker beş kişinin ölümüne ilişkin davanın iddianamesinde Rıza'ya denk gelinebilir: "Ateşli silah yaralaması sonucu öldüğü..."
Anne ve babası, Rıza'dan iki ay sonra Kanaya'ya göçtüler. Geride, dört yıldır ilerlemeyen bir dava kaldı. Poyrazlar, Türkiye'de sadece oğullarını değil, adalet umudunu da yitirdiler. Ve şimdi Rıza'yı anımsatmak için AİHM'e gidiyorlar.

Baba Süleyman, evini taşımayı düşünüyordu. Küçük oğlu yıllar önce Kanada'ya okumak için gitmiş, bu ülkeye yerleşmiş, ailesini de çağırmıştı. Bu fikir, baba Süleyman'ın aklına yatmıştı. Aralık 1999'da, büyük oğlu İsmail ile Kanada'ya uçtu. Hayalinde, 'çocukları ve torunlarının özgür yaşayacağı' bir ülke vardı. Yola çıkarken eşi Elif'e "Hemen dönüp sizi de alacağım" demiş, oğlu Rıza'dan pasaportlarını tamamlamasını istemişti.


Beşinci kattan atıldı

Fakat, olmadı. 31 yaşındaki Rıza Poyraz, birkaç gün sonra yasa dışı üyesi olduğu, silahlı eylemlere karıştığı iddiasıyla 21 Aralık 1999'da gözaltına alındı. İlk duruşmasında da iddia ettiği gibi, ifadesi işkenceye alınmış ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün beşinci katından atılmıştı.
Anne Elif, oğlunu hastanede bulmuş, karakoldan mahkemeye peşi sıra gitmişti:

"Gittim, oğlum sargı içinde. Oturdum, ağladım. Hastaneden çırılçıplak çıkardılar. Bir hafta sonra mahkemeye götürdüler. Kollarına girmişler, bacakları alçıda..."

Rıza Poyraz, Ümraniye Cezaevi'ne gönderildi. Dava dosyasına göre hakkında eski Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 146. maddesinde düzenlenen, 'Anayasayı ve TBMM'yi ortadan kaldırma' iddiasıyla dava açıldı. Ancak, 15 Kasım 2000'de savcılık mütalaasına bu suçlama, örgüt üyeliğine dönüştürüldü.
Poyraz, bir duruşma sonra tahliyesini bekliyordu. Annesi Elif de, f tipi cezaevlerinin uygulanması için 19 Aralık 2000'de 20 cezaevinde eşzamanlı gerçekleştirilen 'Hayata Dönüş Operasyonu'na dek böyle inanıyordu. O gün tüm inancı yerle bir oldu:



'Çocukları vurdular!'

"Çocuklarımız vuruldu' diyoruz. Ambulanslara bakıyoruz. Beş sefer silah sesi geldi. Bir arkadaşla çöktük ağladık. O an köpekler havladı. Dedim, 'Eyvah! Çocukları vuruldular!"

Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın iddianamesine göre, o gün cezaevi içinde şunlar yaşanıyordu: Askerin 'Teslim ol' çağrısına tutuklular direniş gösterdi. Özel timlerin elinde, operasyonlarda kullanılan P-90'lar vardı ve silahlar patladı. Tutuklular barikat kurmuştu. İddiaya göre tututluların attığı mermiyle uzman çavuş Kurt, öldü. Ahmet İbili, Ercan Polat ve Alp Ata Akçaöz adlı tutuklular kurşunlarla öldürüldü, Umut Gedik ise yoğun gazdan öldü.
O gün sekizi ağır, 262 kişi yaralandı. Bunlar içinde, vücuduna kurşun isabet eden Rıza Polat da vardı. Fakat, 11 gün yaşayabildi.

Baba Süleyman, oğlunun ölüm haberini Kanada'da öğrendi. Cenaze katılmak istedi ancak Kanada, 'can güvenliği olmadığı' gerekçesiyle Türkiye'ye gelmesine izin vermedi. Anne Elif de cenazeyi kaldıkdıktan sonra Kanada'ya gitti.



Beş yılda kamlumbağa hızı

İkisi de 60'ını geçkin Poyraz çifti, çocuklarıyla Kanada'da yeni bir hayata başlarken, bir gözleri Türkiye'deydi. Operasyondan ancak üç yıl sonda, 267 asker hakkında 'kötü muamele ve faili belirlenemeyecek şekilde bir çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olmak'tan dava açıldı. Geçen beş yılda, bir çok sanığın askerliği bitti. Bu yüzden sadece 52 sanık duruşmada sorgulanabildi. Diğerlerininki talimatla alındı. 14'üne ulaşılamadı. Avukatlara göre, operasyonu yürüten asıl birlikler hiç sorgulanmadı.

Geçen yıl 3 Mart'taki duruşmada ifadesi alınan komutanlardan Kadir Kalaycı, Ankara'dan ve doğudan gelen birliklerin operasyona katıldığını ve G-3, MP 5 ve P 90 türü silahları kullandıklarını anlattı. Bu doğrultuda, 6 Temmuz 2009'daki son duruşmaya operasyon görüntüleri ulaştı. Görüntülerde, özel harekâtçılar ağır silahlarla görülüyor, silah sesleri duyuluyor. Ancak silahların nereden ateşlendiği anlaşılmıyor.



AİHM'e gidiyorlar
Poyraz çifti, son duruşmanın görüldüğü günlerde Türkiye'deydi. Artık dayanamadıkları için duruşmaya katılmadılar. Zaten anne Elif'e göre, Türkiye'den adalet beklentileri kalmamıştı:
"Asla o günleri unutmayacağım. Çocuklarımızı paramparça etttiler. Emniyettedir deyip devlet eline verdik, 50 ton bomba yağdırdılar. Kimi boğuldu, kimi yaralı, kimi sakat... Benimki de kayıp."
Baba Süleyman, Türkiye'de adaletin sağlanamayacağını düşünüyor. AİHM'e gitmesi için avukat Eren Keskin'e vekaletname verdiler. Oğullarının hakkını artık Avrupa'da arayacaklar:
"Oğlumu yok ettiler. Üzerine delil yoktu. Karıncaya basmış bir insan değildi. İnsanları, halkını, ülkesini seviyordu. Oğlumun davasını yaşadığım sürece arayacağım."