Said-i Nursi fotoğrafı 53 yıl sonra gün yüzüne çıktı

Said-i Nursi fotoğrafı 53 yıl sonra gün yüzüne çıktı
Said-i Nursi fotoğrafı 53 yıl sonra gün yüzüne çıktı
Said-i Nursi'nin 1960'ın 3 Ocak günü bir otel odasında çekilen fotoğrafı bugün yayınlandı.

Radikal.com.tr - Said-i Nursi'nin ölümünden kısa bir süre önce, İstanbul Pierre Loti Oteli'nde çekilen ve pek az bilinen fotoğrafının sahibi Sökmen Baykara, Zaman gazetesinden Selahattin Sevi'ye yarım asırlık fotoğrafın hikâyesini anlattı.
Bugün Antalya'da yaşayan ve 53 yıl aradan sonra Nursi fotoğraflarını kasasından çıkaran Baykara, bilinen fakat sadece gazete arşivlerinden ulaşılan iki kare ve hiç bilinmeyen diğer fotoğrafların çekiliş hikâyesini anlatırken heyecanlanıyor. O günlerde henüz 'çaylak' bir foto muhabiri olan Baykara, bütün gazeteciler otelin önünde beklerken Said-i Nursi'nin kaldığı odanın balkonuna çıkarak iki kare fotoğraf çekiyor. Said-i Nursi ölümünden kısa bir süre önce öğrencilerine, "O çocuk işini yaptı, rahatsız etmeyin" diyor. Baykara'nın bu fotoğrafları çektiği günün hikâyesi zaman basın dünyası hakkında da fikir veriyor.
“Said-i Nursi İstanbul'a geldi, takip et” sözü haber merkezinde yankılandığında 1960 yılının takviminden henüz iki yaprak eksilmişti. Yeni yetme foto muhabiri Sökmen Baykara, Şişhane'den çıkıp Galata Köprüsü'ne vardığında yalnız olmadığını anlaması fazla sürmedi. Yeni İstanbul Gazetesi adına tek başına geldiği haber için Bab-ı Ali adeta çıkarma yapmıştı: Hürriyet'ten altı muhabir, Milliyet'ten beş! Tercüman ve irili ufaklı onlarca gazetenin muhabirleri de... Mesleğin duayenleri Hürriyet Gazetesi Fotoğraf Masası Şefi Alaattin Büte, Firuzan Topsümer; Tercüman’dan Bob İsmet; Milliyet’ten Rüchan Ünver, İlhan Demirel, Özdemir Gürsoy; Yeni Sabah’tan Abidin Behbur, Muammer Teoman; Hayat Mecmuası’ndan İnal Tengizman Galata Köprüsü'nden geçecek konvoyu Karaköy'de karşılamak için yerlerini almıştı.

Film setini aratmayan bir atmosferde arabanın görünmesiyle habercilik maratonu da başlıyor. Kalabalık önce Cağaloğlu yokuşunu çıkıyor, ardından Divan Yolu Caddesi'nde ilerliyor. Pierre Loti Oteli'ne gelince araba duruyor, kapı açılıyor; fakat şemsiyeler de... Kimse tek bir kare dahi çekemeden Nursi otele giriyor. Hengame de son buluyor. Meftun Ogaç'tan Burhan Altaş'a herkes için tam bir sükut-ı hayal! Yakınmalar, dövünmeler birbirine karışıyor. Şef'e ne denecek telaşına cevap aranıyor. Küçük kümelenmeler gerekli olan fotoğrafın çekilmesi için yeni taktik ve stratejileri işaret ediyor. Çömez Sökmen ise tek başına. Gözü Akşam'dan Şeref Köylübay'a ilişiyor. Üstelik onun motosikleti de var. Acil bir durumda rahatlıkla meşhur misafirin peşine takılabilirler. Anlaşma ise gayet basit. Kim çekerse diğerine verecek. 

Gazeteye telefon açıp durumu haber verdiğinde, "Sen de otelden oda tut" cevabıyla şaşırıyor. İlk defa gazetenin vereceği parayla bir otelde kalacak. Oda 35 lira, aylık maaşı ise 150. Şefe ne derim tedirginliğine, gazete bu kadar para harcıyor, bir şeyler yapmalıyım baskısı da ekleniyor. Artık büyük gazetelerin kurt foto muhabirleriyle değil, kendisiyle yarışı başlıyor. Önce otelin etrafını turluyor. Karşıda SSK hastanesinin terasını fark ediyor. Terasa çıkıp beklemeye başlıyor. İlk fotoğrafı çektiğinde sabah mıydı, öğlen mi, kendisi bile hatırlamıyor.

BALKONDAN İKİ KARE FOTOĞRAF
Bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğrafta Said-i Nursi, perdesi aralanmış pencereden uzaklara bakıyor. "Tamam", diyor, "hiç yoktan bir kare çektim." Fakat bununla yetinmiyor. Bu sefer otelin terasına çıkıyor. Etraf kalabalık. Bütün gazeteciler orada. Üstelik her yerde burunlarının dibinde biten çömezden rahatsızlar. "Yahu Sökmen nereye gitsek oradasın!" Fakat onun gözü 28 numaralı odadadır. Said Nursi'nin odasının hemen bitişiğinde, 29 numarada talebesi Zübeyir Gündüzalp ve avukatı Bekir Berk ve eşlik edenler kalıyor. Herkes terasta toplanmışken o bir alt kata iniyor ve kapıyı da açılmayacak şekilde çekiyor. Koridorun başından kapılara vurarak ilerliyor. 31 numaralı odanın kapısını çaldığında yüzüne çarpılıyor. 30 numaralı odanın kapısını çaldığında ise orta yaşlı bir çift karşılıyor kendisini. Dışarı çıkmaya hazırlanıyorlar ya da henüz gelmişler. Kadın, haline acıyarak balkondan fotoğraf çekmesine izin veriyor. Odaların müşterek balkonlara açılmasını fırsat bilerek yavaş yavaş 28 numaralı odanın olduğu balkona doğru ilerliyor. Balkondan balkona ilerlerken çıkan gürültü ile donup kalıyor. Kendi deyişiyle, heyecandan yaprak gibi titriyor. Meğer balkonda bulunan bir leğeni devirmiş. Çıkan gürültü sonrası yan pencereler de açılıyor ve bütün gözler üstünde. Nursi'nin avukatı ve öğrencisiyle göz göze geliyor. Müdahale etmemelerini, üstü kapalı bir onay gibi anlıyor. 28 numaralı odanın penceresinden iki kare çekiyor. 12 pozluk filmden sadece iki kare… Bir yandan da, engel olunursa makineyi balkondan aşağı atma hesapları yapıyor. Aşağıya inip Şeref Köylübay'ı ararken bir de bakıyor ki, tekrar bir telaş var ortada. Nursi ve öğrencileri toplanmış, Ankara 'ya doğru yola çıkıyorlar. Otelin önünde bir curcuna. Şeref Köylübay'ın, "Ortalık toz duman neredesin sen?" çıkışına, "Ben çektim!" cevabını veriyor. Köylübay oracıkta diğerlerini atlatmanın heyecanıyla bayılacak gibi oluyor. Filmlerin daha çabuk tab edilmesi için Şeref Köylübay'ın da çalıştığı, Malik Yolaç'ın sahibi olduğu Akşam gazetesinin yolu tutuluyor. Malum Yeni İstanbul Şişhane'de. Uzak…

Filmler 9-12 cm kartlara basılıyor. Yapılan centilmenlik anlaşmasına göre Nursi'nin fark etmediği fotoğrafı Akşam, eliyle tepki gösterdiği fotoğrafı da kendisinin çalıştığı Yeni İstanbul kullanacaktır. Şeref Köylübay fotoğrafları sanki kendisi çekmiş gibi uydurma bir fotoğraf altıyla ikisini birden yayımlayınca keyfi kaçıyor Sökmen Baykara'nın. Üstelik Said Nursi iki ay sonra vefat ettiğinde de bütün uyarılara rağmen yine iki fotoğraf da Şeref Köylübay imzasıyla yayımlanıyor Akşam'da. Ne gazetesinin verdiği 500 liralık ikramiye, ne de takım elbiseden çoraba kadar hediye edilen kıyafetler... Çektiği güzel bir kare ile yarışmalara bile giremiyor. Bu kızgınlık ve küskünlükle 12 yıl mesleki fotoğraf yarışmalardan uzak kalacaktır. Son çare, hukuk yoluna baş vuruyor. Gazetenin avukatı ceza hukuku profesörü Sahir Erman'a dava açtırıyor. 27 Mayıs'la birlikte bütün davalar düşünce bu da akim kalıyor.

Fotoğraf için o günlerde Nur cemaatine yakınlığı ile bilinen Yücel Hacaloğlu, Yağmur Yayınları'nın sahibi İsmail Dayı gibi kişiler aracı olsa da Sökmen Baykara negatifleri kimseye vermiyor. Üstelik, o zaman kendisine teklif edilen paralar Nişantaşı'ndan dört daire alabilecekken. O kareleri evinin en gizli bölmelerinde, banka kasalarında saklayarak bugünlere kadar koruyor.