'Sansür değil, provokasyonlara tedbir'

'Sansür değil, provokasyonlara tedbir'
'Sansür değil, provokasyonlara tedbir'
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, NTV'nin sorularını yanıtlıyor.

ANKARA - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, NTV’nin canlı yayınında Funda Görey’in sorularını yanıtladı.

İnternet düzenlemesi konusunda muhalefetin bir sansür iddiası var. Bu düzenleme konusunda kamuoyuna yeterince bilgi mi verilmedi? Türkiye'de hemen hemen her konu kamplaşarak ele alınıyor. Hava açık deseniz bile kamplaşılarak ele alınıyor. Bu internet meselesi de makul sınırlar içinde çok fazla konuşulamadı. Bir adım atıldığı andan itibaren bir taraf oluştu muhalefet biz bu konuda bir şey istemiyoruz. Olan şey bir sansür ve internet kullanımını yasaklamak değil. Tam tersine internetin kötü kullanımını engellemektir. İnsanların kişilik haklarına saldırılması, internetin imkanları kullanılarak şantajların, baskıların insanların kendi kişiliklerini tahrip edecek itibarsızlaştıracak çalışmaların yapılmasını engelleyecek uygulamadır. İnternetin çok faydalı kullanılmasının başından beri önünü açan bir iktidarla karşı karşıyayız. 20-25 binlerden bugün 30 milyon seviyesinde internet kullanıcına çıkmış bir internet kullanıcısı var. Bu kadar çok internete erişimi kolaylaştıran bu vazifesini çok iyi yapan bir hükümet nasıl oluyorsa sansür getiriyor anlayışı ortaya çıkar. Getirilen şey insanlara, kamu ya da gerçek şahsiyetler üzerine provokasyon yapmak isteyenlerin önüne geçilecek.

Burada TİB’e verilen yetki tartışılıyor daha çok.
Bu konuda Meclis'te bir düzenleme yapılabilir. Ama internetin doğası gereği ortaya çıkan itibarsızlaştırma, şantaj, illegal biçimde internetin kullanılması için çok kısa sürede karar almak zorundasınız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski başkanı sayın Baykal ve aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki bazı yönetici siyasetçiler için yapılan kaset operasyonların çok kısa sürede internette durdurulması başka vakalarında önüne geçmiştir. Burada zamana yayarak aldığınız tedbirin bir önemi yok. Dünyanın bütün medeni ülkelerinde böyledir mesele yayılmadan bunun önüne geçilmesi gereklidir.
İnterneti yasal yollarla kullanan, internet üzerinden derdini, meramını anlatmak isteyen insanlar üzerine en ufak bir baskı kurulması düşünülemeyeceği gibi buna başta müsaade etmeyecek olanda AK Parti hükümetidir.

Kısa bir süre önce size bu internet yoluyla yapılan yayınların mağdurlarından biriydiniz. Hukuki süreç başlatıldı mı?
Bununla ilgili davalar açıldı biz gerekli delillerimizi sunacağız. Çok şükür bir saat içinde meselenin aslı ortaya çıktı yalan olduğu ayan beyan görüldü. Ama o süre içinde mesela bunu durdurabilme imkanımız yok. Aynı anda aynı saniyede yayına girmiş olan 6 farklı internet sitesi var bunları durdurmamız mümkün değil. Kimler varsa işin içinde hepsini bularak yargı önünde hesaplaşacağız. Şu anda delillerimizi, yalan haber üzerinden yayın yapan televizyonları, Twitter’da bunları çoğaltan kişileri hepsinden hesap soracağız.

HSYK ile ilgili düzenleme Meclis'ten geçti ve Cumhurbaşkanında. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar görmediğimiz bir yöntemle Meclis'ten çıktığı anda bu yok hükmünde sayılabilir gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
Bu mesele sadece siyasetin değil Türkiye'nin gelecek siyasetinin düzgün biçimde yoluna devam etmesi için hepimizin ortak meselesi. Tabii ki yasama yürütme ve yargı birbirinden bağımsız olacak. Ama bunun bir de ikinci adımı var hepsi milletin denetiminde ve gözetiminde olacak. Türkiye'de yasamayı ve yürütmeyi millet denetliyor beğenmezse seçimler yoluyla değiştiriyor. Ama asla yargıyı denetleyemiyor. Esas mesele bir yolunu bulup yargının da milletin denetimine açık hale gelmesini sağlamaktır. Halk tarafından seçilmiş bir denetim meclisi oluşturulur o denetim meclisi HSYK’nın oluşumunu sağlar, anayasa mahkemesinin oluşumunu sağlar bunların üzerinde milletin bir denetimini sağlama fonksiyonu icra eder. Eğer muhalefet partileri samimi olsa bunlar konuşulur. RTÜK benzeri bir yapı burada da olsun dendiği zaman kendileri de bu sürecin içinde olmalarına rağmen bunu kabul etmediler. Ya ciddi biçimde demokrat olursunuz yada işinize geldiği kadar demokrat olursunuz. Türkiye asker devleti olmasın, Türkiye polis devleti olmasın, ekonomik elitlerin STK’ların devleti olmasın eyvallah ama Türkiye yargı devleti de olmasın. Geçmişte iki yargısın siyaseti nasıl dizayn etmeye çalıştığını, 367 garabeti üzerinden nasıl hukukun Türkiye siyasetini şekillendirdiğini, 28 Şubat’ta nasıl Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın ya da Cumhuriyet Başsavcısı'nın siyaseti dizayn etmeye kalktığını gördük bunun da önüne geçilmesi lazım. Eğer bunda samimiysek herkesin uzlaşacağı bir nokta bulunabilir. Şu anda yargıda eline geçirdikleri gücü kullansınlar derseniz zaten bu güç üzerinden bir yargı oligarşisi oluşturulmaya ve siyaset bu güç üzerinden dizayn edilmeye çalışılıyor. 2008’de Ak Parti kapatılmaktan son anda kurtuldu. Milyonlarca insanın oy verdiği bir partinin kapatılması ya da devam etmesine 11 yargıç mı karar verecek? HSYK’yı bugün bir güç eline geçirmiş yarın başka güç eline geçirir. HSYK nihayetinde bir mahkeme değil ama bütün millet adına karar veren yargıçlarımızı savcılarımıza atayan bir kurum. Millet adına karar veren adalet mekanizmasından milletle hiç ilgisi olmayan bir HSYK tarafından yönetilemez.

‘Eğer bu 17 Aralık operasyonu olmasaydı böyle bir düzenlemeye gidilmeyecekti diyor’ muhalefet.
Bu meseleyi belki öncelemiştir. 17 Aralık operasyonu çok açık bir darbe teşebbüsüdür. Dolayısıyla burada da yargının kullanılmasının önüne geçilmesi lazım. Bu Türkiye'nin acil ihtiyaçlarından birisidir. Burada mühim olan yargı sisteminin millet denetimine açılıp açılmayacağına vereceği karardır. Demokratik rejimlerin bir numaralı sorusu meşruiyetin kaynağı nedir sorusudur. Halkın iradesidir. Hiçbir seçilmiş hükümet meşruiyetin birazını yargıçlara, birazını askerlere, birazını İstanbul’daki falanca sivil toplum örgütüne verelim böyle bir şey olmaz. Herkesin yerini ve yurdunu bilmesi lazım. 17 Aralık operasyonunun en büyük faydası bu olmuştur. Demokratik meşruiyetinin ne olduğunu bütün siyasete öğretmiştir. Bütün milletimiz bit kere daha görmüştür ki bu meşruiyetin kaynağı milletin iradesi olmak mecburiyetindedir.

Anayasa Mahkemesi’nden nasıl bir karar çıkmasını bekliyorsunuz?
Anayasal yapı içinde karar verecekse zaten yapılan düzenleme ilgili maddelere uygun düzenlemelerdir. Burada ben bu düzenlemenin aleyhine karar verileceğini hiç zannetmiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı konusunda bir şey söyleyecek misiniz, henüz imzalamadı çünkü.
Ben kendisinin imzalayacağını düşünüyorum. Tabii kendisi de bunu hukukçularına inceletecek. Ben hiçbir şekilde geri dönmeyeceği kanaatindeyim.

Kabataş’ta başörtülü bir kadının saldırıya uğradığı şeklinde beyanları var ki, Gezi döneminin en çok tartışılan konularından birisiydi. Fakat görüntüler yayınlandı ama o an yok. Sayın Başbakan da diyor ki, ‘Adli tıp raporları var, kadının beyanları var.’
Ben de basın yansıtıldığı kadarını izledim görüntünün tamamını mı içeriyor onu bilmiyoruz. Tabii başka görüntülerde olabilir. Ama burada olan bu saldırıya uğrayan Bahçelievler Belediye Başkanımız bizim de çok yakın arkadaşımız ve hiçbir kadın hele elinde çocuğu olan bir siyasi kimliğe sahip olan bir kimsenin gelini olan hiçbir kadınımız kalkıp bana böyle bir şey yapıldı demez. Hatta böyle ortaya çıkmaktan da hiç memnun olmadıklarını yakinen biliyorum. Dolayısıyla burada mağdure olan hanımefendi gerçekten o gün o olaylar çerçevesinde mağdure haline getirilmiştir. Aradan aylar geçtikten sonra böyle bir şey olmamıştı bunu uydurdunuz, Türkiye'yi meşgule ettiniz şeklinde yeni bir mağduriyetle karşı karşıya kalmak çok yaralıyordur herhalde. Kadın eşitliği konusunda olaylara bakanların bu mesele üzerine eğilmesini istirham ederiz. Burada açıkça gerçekten taciz edilen görüntüleri görmediğimiz için tacizin boyutlarını bilmiyoruz ama kalkıp bana bunlar yapıldı diye polise emniyete ifade veren, adli tıptan rapor alan birisi var. Hangi aklı başında bir kadın böyle bir şeye kendi isminin geçmesini, adının zikredilmesini ister.

Kemal Kılıçdaroğlu ’nun bu konuda adli tıp raporunda böyle yerde sürüklenme gibi olayları gösterecek birinci; vücudunda iz yok, ikincisi Türk toplumunu hepimiz biliyoruz kucağında bebeği olan bir kadına böyle bir muamele yapılsa etraftaki insanlar buna izin vermezler diyor. O görüntüler de biraz soru işaretlerini arttırdı herhalde.
O görüntüler niye şimdi çıktı bu soru işaretlerini oluşturmak için. Ama o günün İstanbul’unu yaşayanlar insanların son derece tedirgin olduğunu özellikle Taksim, Beşiktaş ve Kabataş oralarda çok ciddi olayların olduğunu, neredeyse Başbakanlık Ofisi’nin basılarak Başbakan’ın iş göremez hale getirileceği senaryoların uygulamaya konulduğu bir ortam. İnsanların birbirlerine karşı yan gözle bakmaya çalıştığı bir ortam oluşturuldu. Eğer Sayın Kemal Kılıçdaroğlu , bu ortam içinde meselenin aslı nedir diye araştırmak istiyorsa kadın milletvekillerinden oluşan meseleyi kadın hakları açısından araştıracak bir heyet kursun ve gerçekten tarafsız bir biçimde bu olayın üstüne gitsin. Mağdure bana açık şekilde bunlar yapıldı adli tıp raporlarında darp edildiklerine dair raporlar ortada. Bu kadar ortada raporlar varken yapılmamıştır demek yerine bu olayın gerçeğini araştırması daha doğru olmaz mı? Zaten bunun mahkemeler nezdinden takibi yapılıyor. İnsanın üzüldüğü taraf diyelim bahse konu olan şahıs muhafazakar camiayı temsil eden bir ismin gelini olmasaydı, bir politik kimlikle yakınlığı olmasaydı, başörtüsü gibi bir yaşam tarzını sembolize eden kıyafete sahip olmasaydı belki Kılıçdaroğlu bunları söylemeyecekti, belki Türkiye bugün başka bir şeyi tartışıyor olacaktı. Ortada açık şekilde bir kadına karşı yapılan terbiyesizlik varsa bunun hesabı sorulmalıdır. Hangi kadın yapılmamışsa böyle bir yapıldı diye ortaya çıkar?

Başbakan bugün 30 Mart’ın son derece hayati bir seçim olduğunu söyledi, 30 Mart’a kadar yine bir takım provokasyonlar olabilir bu tarihi bir seçimdir dedi. Bu bir duyum mu bir beklenti mi? Bir şey bekliyor musunuz?
Biz yıllar evvelinden 2014 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Türkiye'de bir takım olağanüstü dönemlerin yaşanabileceğini tahmin ediyorduk. Kaldı ki ortada fiilen artık görünen Gezi, 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan bir darbe teşebbüsü görünüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi kanaatimce Türkiye siyasi tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Şimdiye kadar ilki 1961’de rahmetli Ali Fuat Başgil hukuk profesörü İstanbul’dan Ankara’ya geldi cumhurbaşkanı adayı olabilmek için. Ensesinde Ankara garında silahı dayadılar apoletliler hadi dediler marş marş İstanbul’a geri dön. Koca profesör kahretti yurtdışına gitti ve aday olarak giremedi. Keşke cumhurbaşkanı adayı olsaydı 61’de 3-5 oy alsaydı hiç önemli değil Türkiye demokrasisi başka şekilde devam ederdi. Şimdi Türkiye'de 61’den bu yana bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hemen hemen Ali Cengiz oyunları oynanmıştır. Kapalı kapılar ardından bir takım iktisadi ve siyasi gücü elinde bulunduran devlete hakim olan veya derin devlete hakim olan güçler tarafından kimin cumhurbaşkanı olacağı tespit edilmiştir. AK Parti’nin 11 yıllık iktidarı sırasında da en önemli adımlarından birisi budur devrim niteliğindedir cumhurbaşkanının kim olacağına doğrudan halk karar verecek. Bu nasıl milleti sevindiriyorsa millet adına karar verme yetkisini kendisinde gören aristokratları, elitleri, seçkinleri de çok rahatsız ediyor. Bundan dolayı bu seçime müdahale edeceklerini tahmin ediyorduk şimdi o tahminlerimiz gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek isteyenler var, Türkiye'nin Kuzey Irak petrollerinde söz sahibi olmasını istemeyenler, Suriye Cenevre konferanslarında Türkiye'nin etkisiz hale getirilmesini isteyenler, Türkiye'de ekonomik istikrarsızlık çıkarmak isteyenler, Türkiye'de siyasi istikrarsızlık çıkarmak isteyenler, çözüm sürecinin bakın bu kadar ay geçti çözüm süreci ile ilgili bir şey konuşamıyoruz. Dolayısıyla bütün bunların içinde iç ve dış bir takım unsurlar bütün bunların yapılabilmesi için önemli adımlardan birisi olarak cumhurbaşkanlığı seçimini görüyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkisiz bir Recep Tayyip Erdoğan etkisiz bir AK Parti olması içinde bu 30 Mart seçimlerinde AK Parti’nin az oy alması içinde ittifaklar oluşturuyorlar.

Sosyal medyaya en çok sorulan soru bedelli askerlikle ilgili bir düzenleme var mı?
Seçim öncesinde olur mu bilmiyorum ama kural olarak söyledim baştan beri şu anda bu genelkurmay başkanlığının bildireceği ihtiyaca göre şekillenecek olan bir konu. Savunma bakanlığımızda bu konuyla ilgili çalışmaların yapıldığını açıkladı. Ama ne zaman olur ne şekilde olur onu bilmiyorum. Tabi esas mesele Türkiye'de askerlik sisteminin değişmesi meselesidir.

Savunma bakanlığında bununla ilgili bir çalışma var mı dediniz yoksa karar merci orası mı?
Tabi ki savunma bakanlığı karar verecek ama bu kararını verirken de daha doğrusu hazırlayacak bakanlar kurulundan geçecek, savunma bakanlığı da bu kararı alırken TSK’ya ihtiyaç soracak. Burada tabi öncelikle askerlik sisteminin yapısı artık çok sayıda piyadeye sahip olan uzun süreli askerlikler yerine yüksek teknolojiyi kullanabilen, savunma kabiliyeti çok yüksek yetenekli, uzman orduların olduğu bir gelişmeye doğru gidiyoruz. Türkiye'de bu doğrultuda gidecek. Bunu yaparken de belki son bir defa birikmişlerin de askerlik yükümlülüklerini yapmalarını sağlamak için böyle bir uygulama yapılabilir. (ntvmsnbc-ajanslar)