scorecardresearch.com

Sansürsüz bir gün

24/07/2001 02:00
24 Temmuz 1908'de Osmanlı gazeteleri sansürsüz çıktı ve o gün 'Basın Bayramı' ilan edildi; ancak yeni dönem eskisini arattı.
Haber: Ahmet ÇAKIR / Arşivi

Geçen yüzyılın başında, İttihat ve Terakki çok güçlenmiştir. Orduda İttihatçılık son derece yaygındır. II. Abdülhamit'in tüm baskılarına karşın, askeri okullarda da iktidara karşı bir güç birikimi oluşmuştur.
Çökmekte olan İmparatorluğun en güçlü ordusu durumundaki 'Selanik Ordusu'nda, Balkanlar'daki sürekli olaylar ve yönetimin yanlış politikaları yüzünden, hoşnutsuzluk yaygındır. Sonunda, Niyazi Bey'in (Resneli) çok güçlü bir grupla başlattığı yönetime karşı hareket yaygınlaşır; genel bir ayaklanmaya dönüşür. II. Abdülhamit, ayaklanmayı bastıramaz. 23 Temmuz 1908'de 2. Meşrutiyet dönemi başlar.
Gazeteciler Bayramı
Anayasa'nın yeniden yürürlüğe konulduğuna ilişkin bildiri, 24 Temmuz 1908'de gazetelerde çıkar. 'Meşrutiyet'in ilan edildiği, Meclis'in açılacağı, seçimlerin yapılacağı...' bildiriliyordu. Gazeteciler bir araya gelir, ilk toplantıda 'Osmanlı Matbuat Cemiyeti' adlı derneğin kurulması kararlaştırılır. Bir de kesin karar alınır: Sansür memurları o gece gazetelere sokulmayacak, sabaha kadar nöbet tutulacaktı. 25 Temmuz sabahı gazeteler, yıllardan beri ilk kez sansürsüz çıktı. 24 Temmuz, cumhuriyetten sonra 'Gazeteciler Bayramı' olarak kabul edilecektir.
O günlerde İstanbul'da belli başlı dört gazete vardır: İkdam, Sabah, Tercüman-ı Hakikat ve Saadet. Özgürlük ortamı, halkın gazetelere ilgisini de artırdı. Baskı makineleri durmaksızın çalıştığı halde gazete yetiştirilemeyecek; 10 paraya satılan 'İkdam' karaborsaya düşecek, yarım liraya kadar alıcı bulabilecektir. Kimi gazetelerin satışı 2 binlerden 50 bine kadar yükselir.
Çok fazla sayıda yeni gazete ve dergi çıkar. Meşrutiyet'in ilk iki ayında, 200 gazete için imtiyaz alınmıştır. Özgürlük ortamından yararlanarak, gazetecilikle ilişkisi olmayan bazı kişiler de, türlü karanlık işlerini gerçekleştirmek için basın alanında görünürler. Yabancı ülkelerden para alan gazeteciler, hiçbir ilkeye uymayan yayınlar da yaygınlık kazanmaya başlar.
1909 Basın Yasası
Meclis'e basınla ilgili bir yasa tasarısı getirilir. Düşünceleri açıklama özgürlüğünün kısıtlanması ereğini taşıyan bir tasarıdır bu. Bu yönüyle, milletvekillerinin tepkilerini çeker:
- Hükümetin gönderdiği kanun maddesini kabul edecek olursak, basına paydos, deyip çıkmalıyız. Çünkü yalnız 200 lira depozito yatırabilecek olanlar gazete çıkarabileceklerdir. Basımevlerini kapatalım;
hiç kimse gazete çıkaramaz. (Fazıl Arif Efendi)
- Sansürün yeniden kabul olunmasını öne süreceğim. Sansür varken gazete epeyce yazıyordu. Sansür bu kısıtlamalardan iyidir. (Vartkes Efendi)
- Bir ülkede basın ne kadar özgür olursa hükümet de o kadar çok şey duyar. Gazeteler hükümetin kulağıdır. Toplumun ilerlemesini basın sağlar. Basın ne kadar kısıtlanırsa, o da aynı derecede sağır olur. (İsmail Paşa)
Milletvekillerinin düşünce açıklama özgürlüğüne verdiği önem sayesinde oldukça liberal bir görünüm kazanan yasa, 18 Temmuz 1909'da yürürlüğe girmiştir. 1931'e kadar yürürlükte kalacak olan yasada, tümü düşünceleri açıklama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte yedi değişiklik yapılır:

  • 3 Mart 1912'de gazete çıkarmak için depozito zorunluluğu getirilir.
  • 16 Şubat 1913'- te, ahlaka aykırı yayınların toplatılacağı hükme bağlanır,
  • 9 Mart 1913'de, mebusların sorumlu müdür olamayacağı belirlenir,
  • 25 Ağustos 1914'te ise orduyla ilgili haberlere sansür koyan değişiklikler gerçekleştirilir.
    Geçici kaydıyla yapılan değişiklikler kalıcı olur. 5 Şubat 1919 ve 5 Ağustos 1920'de kukla İstanbul hükümeti, sansür koyan değişiklikleri yapar.
    II. Meşrutiyet döneminde, düşünceleri açıklama özgürlüğüne karşı en ağır saldırılardan biriyle sık karşılaşılır: Gazeteciler, düşünceleri yüzünden öldürülür. II.Meşrutiyet döneminde gazeteci öldürülmesi, Türk basın tarihinin en acı olayları arasında yer alır.
    Üç gazeteci
    Hasan Fehmi, Ahmet Samim, Zeki Bey ve Hasan Tahsin (Silahçı)'in öldürüldüğü 1909, 1910, 1911 ve 1913 yılları, İttihat ve Terakki'nin, iktidar olmaya çalıştığı dönemi belirler. Bu dönemde ülkenin kaçınılmaz bir sona doğru adım adım sürüklendiği görülmektedir. Yönetim boşluğu vardır. İttihat ve Terakki, eleştirilere karşı son derece hoşgörüsüz; hatta acımasızdır. Bu kargaşa içinde, İttihatçılar,
    düşüncelerini beğenmedikleri kişileri, kendi yöntemleriyle susturacaklardır.
    II. Meşrutiyet dönemiyle ilgili değerlendirmelerde, pek çok kaynakta, basın özgürlüğü konusunda rastlanan temel bir yanılgıya burada değinmek yararlı olacaktır. "İşte gördün mü, basına fazla özgürlük verince de böyle oluyor" gibisinden dayanaksız yargılara şaşılacak denli çok kaynakta rastlanılmıştır. Oysa, söz konusu dönemi, bir özgürlük dönemi saymak pek kolay değil. Sadece bir 'şaşkınlık' dönemidir bu. Daha güçlü olduğu sanılan padişah, etkisiz duruma getirilebilmiştir. Ülke yönetimini ele alacak; iktidarda izleyeceği yolu belirlemiş, planlarını yapmış, izlencelerini hazırlamış, kadrolarını kurmuş bir yeni güç de yoktur ortalıkta...
    Açık ve kesin gerçek; ortada yarı-sömürge durumuna düşmüş bir imparatorluk kalıntısının varlığıdır. Olup bitenler (gazetecilerin yabancılardan para almaları, çeşitli karşılıklar vb.) var olan sosyoekonomik yapının kaçınılmaz sonuçlarıdır. Sözün kısası, bu dönemde düşünceleri açıklama özgürlüğünün sınırları biraz genişletildi diye herhangi bir olumsuzluğun maydana geldiğini söylemek, yersiz ve tutarsızdır. Sözün kısası, II. Meşrutiyet döneminde, yasal ve yasadışı sansür dışında, büyük bir kıyıcılık da vardır.
    ***
    Hareket Ordusu bitirdi
    II. Abdülhamit'in saltanatı, Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu'nun '31 Mart ayaklanması'nı bastırmak üzere
    İstanbul'a girmesinin ardından sona erdirildi. Mehmet Reşat Efendi (V. Reşat) tahta çıkarıldı ve İttihat Terakki'nin ülkeyi idare edeceği günler başlamış oldu.
    ***
    Kurtuluş Savaşı yılları ve basın
    Osmanlı'nın 5 Şubat 1919'da bir kararnameyle basına sansür getirmesi aslında pek önemli bir olay değildir. Bir yandan işgalci güçlerin baskıları, öte yandan hükümetin koyduğu sansürle boğuşmak zorunluluğu, gazeteciliği, 'ip üzerinde cambazlık'tan daha tehlikeli bir iş durumuna getirmiştir.
    Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmasından sonraki dönemde, düşünceleri açıklama özgürlüğü kapsamında üzerinde durulması gereken konu, Ulusal Kurtuluş Savaşımıza karşı takınılacak tavır olmalıdır.
    Ankara yanlıları
    Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen belli başlı İstanbul gazeteleri şunlardır:
    İLERİ: 1919'da Celal Nuri ve kardeşi Suphi Nuri tarafından kurulmuştur. İstanbul'u sert biçimde eleştiren gazete, Mustafa Kemal'in,
    İstanbul halkına duyurulmasını istediği haberleri yayımlıyor; Mustafa Kemal'in yazdığı yazıları takma adlarla basıyordu.
    AKŞAM: 1918'de Necmettin Sadak, Kazım Şinasi, Falih Rıfkı ve Ali Naci tarafından çıkarıldı. Falih Rıfkı Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkanları şiddetle eleştirmiş, 'Kuvayi Milliyecilik'le suçlanarak 88 gün göz altında tutulmuştur.
    YENİ GÜN: 2 Eylül 1918'de Yunus Nadi çıkardı.
    16 Mart 1920'de İstanbul'un işgalini ve Şehzadebaşı Karakolu'nda askerlerin nasıl katledildiğini yazınca ertesi gün İngiliz işgal güçleri tarafından basılmış ve kapatılmıştır. Yunus Nadi de Anadolu'ya geçerek ve 10 Ağustos 1920'den itibaren gazetesini 'Anadolu'da Yenigün' adıyla Ankara'da yayımlamaya başlamıştır.
    VAKİT: 22 Ekim 1917'de Mehmet Asım ve Ahmet Emin kurdu. Pek çok ünlü yazar sürekli kadrosundaydı. Sonradan Yakup Kadri'nin yönetimine geçen 'İkdam', Peyami Safa ile Etem İzzet'in çalıştıkları 'Tercüman-ı Hakikat' ile Talha ve Velid Ebuzziya'nın yönetimindeki 'Tasvir-i Efkar' gazeteleri de Ankara'yı destekledi.
    Ankara karşıtları
    Güç koşullar altında Kurtuluş Savaşını destekleyen gazetelerin yanı sıra, bütün güçleriyle bu savaşa karşı çıkan gazeteler de vardı İstanbul'da. Bu gazeteler, işgalci güçlerle İstanbul hükümeti tarafından desteklenir. Önde gelenleri: Sait Molla'nın
    İstanbulu, Refii Cevat'ın Alemdar'ı ve Ali Kemal'in Peyam-ı Sabah'ıdır.
    Mantaderlik
    Dönemin işbirlikçi Osmanlı aydınlarının en çok işledikleri kavramlardan biri
    'Mandaterlik'tir. Ali Kemal, 7 Ağustos 1919'da "Bu müthiş yangından bir şey koparabilmek, hiç olmazsa milli birliğimizi sağlamak için İngiltere'ye dayanmamız,
    İngiliz mandaterliğini istememiz elzemdir..."
    der 'Türkiye ve Mandaterlik' başlıklı yazısında. Yazı şöyle sürer:
    "...fakat İngiltere'nin bu özveriye katlanabilmesi için, Türkiye'nin o yanlış yollara bir daha düşmeyeceğine.. inanmaları gerekir... Bu sayede İngilizler polisimizi, adliyemizi, maliyemizi, bayındırlık işlerimizi yeniden düzenleyecekler ve Türkler de geleceğin kaygısından uzak kalarak yaradılıştan gelen yeteneklerini geliştirmeyi başaracaklardır. " (AVCIOĞLU, s.211-212)
    Bunların dışında, Hüseyin Cahit, kendisine özgü bir yayın siyasası izler. Bir süre sonra, Malta'ya sürülür.
    Dr. Şefik Hüsnü yönetimindeki 'Aydınlık dergisi', Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi'nin organı olarak 1921 Temmuz'u ile 1925 Şubat'ı arasında, aralıklarla 30 sayı çıkmış; dergide Mustafa Kemal'i destekleyen, emperyalizm, kapitalizm ve monarşizmi yeren yayınlar yapılmıştır.
    Anadolu Basını
    İşgal edilen yerlerdeki ve ayrılıkçı hareketlerin dış güçlerce kışkırtıldığı bölgelerde yayımlanan kimi gazeteler dışında, tüm Anadolu Basınının, Kurtuluş Savaşı'nı desteklediğini söylemek doğru olur. Özellikle İzmir, Balıkesir, Bursa, Konya, Sivas, Ankara, Adana ve Elazığ gibi illerimizde, 'Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaştırabilmek için bazı basın organları her türlü övgünün üstünde bir çaba göstermişlerdir.
    Üç yayın
    Bu gazetelerden üçü önemlidir: İzmir'de düşmana 'ilk kurşun'u atan gazeteci Hasan Tahsin'in (asıl adı: Osman Nevres) gazetesi Hukuk-u Beşer, Sivas Kongresi'nden sonra 14 Eylül 1919'da Sivas'ta çıkarılan İrade-i Milliye (10 Ocak 1920'de Ankara'da Müdafa-i Hukuk Cemiyeti'nin yayın organı olan
    'Hâkimiyet-i Milliye'ye dönüştürülmüştür.) ve 2 Ocak 1918' de Abdülgani Bey tarafından ilkin Afyon'da, sonra Konya'da ve sonra da Ankara'da çıkan Öğüt gazeteleridir.
    Kesin bir savaş
    Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen öteki gazetelerin belli başlıları da şunlardır: Ses, Doğru Söz ve İzmir'e Doğru; Balıkesir'de Yeni Adam, Adana'da Açıksöz gazetesi, Kastamonu'da ve 23 Aralık 1910'dan bu yana Konya'da yayımlanan Babalık.
    Her anlamıyla açık ve kesin bir savaş söz konusudur Kurtuluş Savaşı yıllarında; herkes yerini seçmek zorundadır. Tarihin çeşitli dönemlerinde, ülke aydınlarının buna benzer durumlarda alacakları tavır bakımından, önemli dersler çıkarılması gereken bir dönem yaşanmıştır.
    ***
    II. Meşrutiyet döneminde sosyalist basın
    Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk sosyalist gazete, Kasım 1908'de İzmir'de Boykotaj Cemiyeti'nin yayımladığı haftalık Gave'dir. Bunu, 1909 yılında Selanik'te yayımlanan Amele gaze-tesi izler.
    İstanbul'da yayımlanan ilk sosyalist gazete, Hüseyin Hilmi'nin 26 Şubat 1910'da çıkardığı İştirak gazetesidir. (Mete TUNCAY, Türkiye'de Sol Akımlar, Ankara-1967, s.26) İştirak, öldürülen gazeteci Ahmet Samim için hazırladığı özel sayısı yüzünden, kapatılır. Hilmi ve arkadaşları da İnsaniyet adlı gazeteyi çıkarır. 1 Eylül 1910'da yeniden yayımlanmaya başlayan İştirak, 20. sayısında, Sosyalist Parti'nin bildirisini ve programını basması üzerine yine kapatılmıştır.
    Hüseyin Hilmi ve Sosyalist Parti'nin eli kalem tutan üyeleri, 24 Kasım 1910'da Sosyalist'i çıkarır. İki sayı çıkabilen bu gazete de 'heyecan verici ve haysiyet kırıcı' nitelikte yayın yaptığı için kapatılmıştır.
    Bu gazetenin kapatılmasından sonra, Hüseyin Hilmi ve arkadaşları, 'İnsaniyet'i yeniden yayımlar 1 Aralık 1910'da ilk sayısı çıkarılan gazete, üçüncü sayısından sonra süresiz kapatılır. Bunun ardından aynı kişilerin 14 Aralık 1910'da çıkardıkları Medeniyet de, sadece iki sayı sürdürebilir yayın yaşamını. Kapatılmalarla baş edemeyen Hüseyin Hilmi, bir süre ortalıkta görünmez. Fakat ayrılık uzun da sürmez; 20 Haziran 1912'de yayımlanan 'İştirak dergisi'yle yeniden ortadadır. Sosyalist Parti'nin yayın organı halindeki derginin başlık altında şöyle bir yazı yer almaktadır:
    'Milletim nev-i beşerdir Vatanım ruy-u zemin'
    Dergide, sosyalistlerin amaçları şöyle açıklanır: Hükümet, Anadolu'da kooperatif şirketler, küçük sendikalar oluşturmalı, köylü az faizle oradan almalı. Hükümetimizden ne Grand Opera, ne de Sarayburnu'ndan Haydarpaşa'ya asma köprü istiyoruz. İşçileri, rençberleri, köylüleri biraz kalkındırabilirsek büyük iş görmüş oluruz. "(Ali CERRAHOĞLU, Türkiye'de Sosyalizmin Tarihine Katkı, İstanbul 1975, s.347)
    Yarın: Tek parti dönemi

  • ETİKETLER:

    haber

    http://www.radikal.com.tr/6040796040790

    YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yazılmamış.