@ismailsaymaz

Savcı: Mehmet Ağar ve ekibi, Cihan'ı öldürdüyse de zamanaşımı var!

Savcı: Mehmet Ağar ve ekibi, Cihan'ı öldürdüyse de zamanaşımı var!
Savcı: Mehmet Ağar ve ekibi, Cihan'ı öldürdüyse de zamanaşımı var!
1981'de başında Mehmet Ağar'ın olduğu polis timi tarafından işkencede öldürülerek bir binadan atıldığı ve kimliği bilindiği halde kimsesizler mezarlığına gömüldüğü ileri sürülen öğretmen Süleyman Cihan hakkındaki dosya zamanaşımından düştü.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - 12 Eylül ’den bir yıl sonra başında Mehmet Ağar’ın olduğu polis timi tarafından işkencede öldürülerek bir binadan atıldığı ve kimliği bilindiği halde kimsesizler mezarlığına gömüldüğü ileri sürülen öğretmen Süleyman Cihan hakkındaki dosya zamanaşımından düştü. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, Cihan’ın işkencede öldürüldüğünü kabul ederek, “Adli Tıp raporları sonucu intihardan ziyade o dönemin emniyetçileri tarafından işkenceye tabi tutulup öldürüldüğü yolunda dosyanın ivme kazandığı”nı karara yazdırdı. Fakat dosyanın “1981 tarihinden bu zamana kadar dosyanın ilgili ilgisiz birçok savcılık arasında gidip geldiği” vurgulanan kararda, eski Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre zamanaşımı süresinin çoktan dolduğu ve artık bir dava açılamayacağı savunuldu. Cihan’ın ailesi, Kenan Evran ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılanıp mahkum edildiği 12 Eylül Davası’nda müdahil olarak kabul edilmiş, tazminat davası açma hakkı kazanmıştı. 

Öğretmen Süleyman Cihan, 29 Temmuz 1981’de gözaltına alınmıştı. Başında Mehmet Ağar’ın olduğu 2. Şube’de sorgulanan Cihan, iddiaya göre yoğun işkence görmüştü. Son görenler, ‘koridorda banka bağlandığını, et yığını halinde olduğunu, iniltiler dışında ses gelmediğini’ söylüyordu. Polise göre Cihan, 30 Temmuz 1981 gecesi örgüt evi olduğu iddia edilen Kadıköy’deki İpek Apartmanı’na getirilmişti. Tutanağa bakılırsa, “Kelepçeli sanık, ani hareketle pencereden kendisini atmış” ve düştüğü yerde ölmüştü. Cihan’a ait olduğu bilindiği halde ceset, ‘kimliği belirsiz kişi’ olarak kayda geçirilmiş ve Kasımpaşa Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmüştü. 






ADLİ TIP: FALAKA, ASKI, ELEKTRİK...

Cihan’ın avukat olan kardeşi Ahmet Cihan, 12 Eylül davası açıldıktan sonra suç duyurusunda bulununca dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ, 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar, 1. Şube Müdürü Tayyar Sever, üç polis ile dönemin Sıkıyönetim Savcısı Erdoğan Savaşeri ve Adli Müşavir Durmuş Akşen’e soruşturma açıldı. Kadıköy Başsavcı Vekili Ahmet Tayfun Balyemez, 13 Kasım 2012’de, “Cihan’ın işkencede öldükten sonra apartmanın altıncı katında bulunan boş daireye getirilip camdan atılma ihtimali olduğuna” hükmederken; cinayetin işlendiği yer İstanbul olduğu için dosyayı İstanbul Başsavcılığı’na gönderdi. ‘Görevi kötüye kullanmak, canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme ve bu suça iştirak’ten açılan soruşturma dosyası iki buçuk yıl bekletildiği halde hiçbir şüphelinin ifadesi alınmadı. Bu süreçte, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından verilen raporda, Cihan’ın vücudundaki travmatik bulguların, “kaba dayak, falaka, çarmıh pozisyonunda askı ve elektrik işkencesi ile uygunluk gösterdiği, ölümünden sonra yüksekten atılmış olmasının reddedilemeyeceği” ifade edildi. 


SAVCI: İŞKENCE AMA ZAMANAŞIMI DOLDU

Bu arada, Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevsizlik kararını 27 Temmuz 2014’te kaldırdı. Hakkında hiçbir işlem yapılmayan dosya, tam iki buçuk yıl sonra İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcılığı’na döndü. Memur Suçları Savcısı Hayrettin Akkaya da geçen 18 Eylül’de kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Savcı Akkaya, “Emniyet’in iddiasına göre eli kelepçeli olan Cihan’ın altıncı kattan atlayarak intihar ettiği, ancak Adli Tıp raporları sonucu intihardan ziyade o dönemin emniyetçileri tarafından işkenceye tabi tutulup öldürüldüğü yolunda dosyanın ivme kazandığı”nı belirtti. Buna rağmen, dosyanın 1981’den bu yana “ilgili ilgisiz bir çok savcılık arasından gidip geldiğini” kaydeden Savcı Akkaya, eski TCK’ya göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, şöyle dedi: “1981 tarihinden bu zamana kadar dosyanın ilgili ilgisiz birçok cumhuriyet başsavcılıkları arasında gidip geldiği, tarafımıza da dosyanın 2014 yılı sekizinci ayınca tevzi edildiği, olayın vuku bulduğu tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’ya göre ceza dava zamanaşımlarının dolmuş olduğu, zamanaşımını kesen ya da durduran bir sebebin bulunmadığı ve kovuşturma olanağının bulunmadığı...” 




Avukat Ahmet Cihan, kardeşinin mezarı başında...

Cihan’ın kardeşi olan avukat Ahmet Cihan, işkence suçunun savcılık tarafından da kabul edildiğini fakat buna karşın zamanaşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ifade ederek, “Bu cinayetin arkasında devlet vardır. Devlet aradan 34 yıl geçmesine rağmen, arkasında olduğu cinayetin ortaya çıkmasını ve faillerin yargılanmasını istemiyor. İğneyle kuyu kazar gibi faillerini çıkardığımız, somut suç delilleri olan bir dosyayı kapatmaya çalışmak, vicdanları yaralıyor. Zamanaşımı, devletin arkasında olduğu cinayetlerde failleri yargılamaktan kurtarmanın gerekçesidir. Hem ulusal hem de uluslararası hukuk mantığının geldiği nokta, devlet görevlilerinin işlediği işkence gibi insanlık suçlarında zamanaşımının uygulanamayacağı yönündedir” dedi.