'Sayesinde toplum içine girdik'

Türkan Saylan'la birlikte çalışan hemşireler ve lepra hastaları onun bu hastalıkla savaşını anlattı.



SERKAN OCAK

Türkan Saylan’ın asistanlığını yapan Lepra Hastanesi hemşirelerinden Leyla Koç Üzüm: “Uzun yıllar Türkan hocanın hemşireliğini yaptım. 1980’li yıllardan beri çalışıyoruz. Hoca küçücük bir ekiple, doktorların bile cüzamdan korkup hastaneye gelmediği bir dönemde bununla mücadeleye başladı. Hatta gazete ilanlarıyla doktor buldu. Onlardan birkaçıyla tüm Türkiye’de cüzamla savaş mücadelesini başlattı. Lepra Hastanesi’nin inşaatında dahi çalıştı. 1980 öncesinde cüzamlı hastalar akıl hastanesinin terk edilmiş bölümlerinde yaşıyordu. Tıp öğrencileri bile uzaktan bakıp gidiyormuş. Böyle bir süreçte lepranın yalnız tıbbi bir hastalık değil sosyal bir hastalık olduğuna da dikkat çekti. Hastaların evlerine gidip yemek yedi, çay içti, bulundukları yerde iş imkânları sağlamaya çalıştı. Örneğin halıcılıkla uğraşan bir hasta için kaymakamla görüşerek, halı tezgâhları kurdurmak, onlara hayvan almak gibi çalışmalar yapıyordu. Sloganı ‘2000’li yıllarda cüzamsız günlere merhaba’ydı. Gerçekten de öyle oldu.”

‘Onun yaptığını, anamız babamız yapmadı’
Lepra Hastanesi’nde 10 yıldır tedavi gören hastalardan Rasime Başeğmez de şunları anlattı:
“Eşim, hasta olunca beni terk etti. İki çocuğumu bana göstermiyor. Hocanın öldüğünü duyunca bütün hastalar ağladık. Hemşireler, doktorlar, herkes ağladı. Hocamız dar anımızda yanımızda olurdu. Her türlü şikâyetimizde ona giderdik. Onun yaptığını bize anamız babamız yapmadı. Biz ağlarken ağladı, gülerken güldü. O olmasaydı dağlarda yaşar, kurtlara yem olurduk. Erzurumluyum. Evlendikten sonra Konya’da yaşadım. Durumumu Türkan hocamıza anlattığımda bana ‘Ağlama kızım Allah büyüktür’ derdi. Eşimi aradı, hastalığın bulaşıcı olmadığını anlattı, ‘Çocukları göster’ dedi. Ama eşim cahil, ne anlattıysa anlamadı. Kardeşlerim de kaçıyordu. Türkan hoca bir kardeşimi ikna etti. Kardeşime hastalığın bulaşıcı olmadığını anlattı. ‘Biz sürekli birlikteyiz, eldiven giymeden yaralarını tedavi ediyoruz’ dedi. Şu anda kardeşimde kalıyorum. Hoca sayesinde toplum içine girdik. En son geçen yıl hastanede gördüm kendisine. Bana ‘Nasılsın kızım, çocuklarını görebiliyor musun’ dedi. Ben de, ‘Göremiyorum ama senin sayende sık sık telefonla konuşuyorum’ dedim.