'Sayı arttı, kalite düştü'

Türkiye, bilimsel yayın sayısında, son yıllarda ciddi bir atakta. Ülke sıralamasında 1990'lı yılların başında 41. sırada yer alan Türkiye, 2002'de 22. sıraya yükseldi, 2003'te de yerini korudu.
Haber: DEMET BİLGE / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye, bilimsel yayın sayısında, son yıllarda ciddi bir atakta. Ülke sıralamasında 1990'lı yılların başında 41. sırada yer alan Türkiye, 2002'de 22. sıraya yükseldi, 2003'te de yerini korudu. 1986'da 400 olan bilimsel yayın sayısı 2003'te 9 bini aştı. Ancak bu, bilim dünyasında kalite tartışmasını da beraberinde getirdi. Bazı bilim adamlarına göre, bilimsel yayın sayısında artış yaşanırken, kalite düşüyor.
Bilimde ilerleme ölçütü
Türk bilim adamları bazen geliştirdikleri bir tedavi yöntemiyle, bazen yeni bir icat ya da yıllarca çözülemeyen problemlere sağladıkları katkıyla, bilim dünyasında kendisine yer buluyor. Ancak ülkelerin bilimdeki
ilerleme ölçütü bilimsel yayın sayısı ve kalitesiyle değerlendiriliyor.
Bu ölçümü, 1970'li yıllardan beri Philidelphia'da faaliyetlerini sürdüren Institute for Scientific Information yapıyor. Dünyadaki bilimsel dergilerden binlercesini tarayarak her yıl 'Uluslararası Bilimsel Atıf
İndeksi'ni hazırlayan kuruluş, ülkelerin bilimsel yayın ve teknolojik gelişme konusundaki sıralamasını belirliyor.
Bu indekste, her yıl ülkelerin uluslararası düzeyde kabul gören hakemli bilimsel dergilerde yer alan makale sayıları yayımlanıyor ve ülkeler arasında bilimsel üretim sıralaması yapılıyor.
2000'de atağa geçti
1970'li yıllarda indeksin alt sıralarında kalan ve dikkat çekmeyen Türkiye, 1986 yılından sonra kıpırdamaya başladı. 1986'da 400 civarındaki yayın sayısıyla indeksin 44. sırasındaydı. 1990 yılında indeksin 41. sırasında olan Türkiye'nin bilimsel yayın sayısı yine binin altındaydı.
2000'de bilimsel yayın sayısı 6 bini bulurken, sıralamada Türkiye 25'inciliğe yükseldi. 2001'de yerini koruyan Türkiye, 2002'de 9 bin 303 yayınla 22'nci oldu.
Türkiye geçen yıl da yerini korudu. Böylece Türkiye, AB üyesi Danimarka, Avusturya, Finlandiya, Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve Lüksemburg'u geride bıraktı. Uluslararası bilimsel yayınlarda Türkiye'nin 16 yıl önce binde 1 düzeyinde olan dünyadaki payı, 2003'te binde 9.6'ya yükseldi.
Bilim dünyası bu gelişmeyi olumlu karşılasa da kalite kaygısı, tartışmaları
beraberinde getiriyor. Bilimsel yayın sayısındaki artışın en önemli nedenlerinden biri olarak, akademisyenlerin terfi alabilmek için makalelerini Türkiye'deki kaliteli bilimsel yayınlar yerine, yurtdışında orta kalitede dergilere göndermeyi tercih etmesi gösteriliyor.
Kalite 'atıf'la orantılı
Bu yazılar yurtdışındaki dergilerde yayımlandığı için bilimsel yayın sayısı da artıyor. Ancak bilimsel yayın kalitesi, yayımlanan makaleye başka yazılarda yapılan atıf sayısıyla ortaya çıkıyor. Bir makaleye ne kadar fazla atıf yapılmışsa, bu o makalenin kalitesini ortaya koyuyor. Ancak bunun tespiti için her bilim dalının ayrı çalışma yapması gerekiyor.
Bu konuda net bir rakam olmadığı için kalite tartışmaları göreceli sürüyor. Bilim adamları başta TÜBİTAK olmak üzere, özel ve resmi kuruluşların eskiye oranla bilime daha fazla destek verdiğinde birleşiyor. Ancak ortak görüş, yayın sayısı yükselirken, kalitenin de yükselmesi gerektiği.



Erdin: Tehlike var
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin:
"Araştırma sayısının artması tek ölçüt değil. Artış, akademik yükseltmelerde dış yayın koşullarının getirilmesiyle zorlanmış. Sayının artırılması gerçekleştirilmiş, kalite giderek düşmüş. Yayınlara yapılan atıflarla ölçülen kalite de, yayın sayısından çok daha fazla önemlidir. Bugün Türkiye'de yapılan ve yabancı bilim dergilerinde yayımlanan araştırmalara yapılan atıf sayısı giderek düşmekte. Araştırmalara yapılan atıf sayısının giderek düşmesi, bu araştırmaların akademik unvanlara sahip olmak için yapılan 'sıradan işler' gibi algılanmasını genel geçer hale koyabilir. Bu ise üniversitelerin ve bilim dünyasının geleceği açısından tehlikeli."


Onat: Bilime değer verilmiyor

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Altan Onat: "İki yıl önce Üniversitelerarası Kurul bir yönetmelik çıkardı. Akademik terfiler için yerli bilimsel yayına kredi verilmez oldu. Yurtdışında indeksin taradığı dergiler yerli yayınların yerine geçti.
Bunun iyi tarafları olduğu gibi, ülkenin bilimine sekte vuran etkileri de oldu. Bu kararla birlikte araştırmacılar yerli yayından uzaklaştı. Kaliteli yerli dergiler iyi yazı bulamaz hale geldi. Makaleler daha fazla dışarı yollanmaya başlandı.
İndeksin taradığı dergiler arasında kalitesi düşük dergiler de var. Yerli araştırmacılar birçok yazısını orada yayımlıyor. Kalite için atıf sayısına bakılmalı. Ancak her bilim dalı bunu ayrı araştırmalı. Kardiyovasküler tıp alanında, 1994-2003 yıllarını kapsayan 10 yıllık dönemde Türkiye kaynaklı yayınlara toplam 3 bin 650 atıf yapıldığı ve bunun dünyada binde 1.2'lik pay oluşturduğu anlaşıldı."


Ortaş: 10 yıllık hedef çizilmeli
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş: "Yayınların çoğu yardımcı doçent ya da doçent adaylarına ait. Yayın artışındaki diğer etkenler ise başta TÜBİTAK olmak üzere bazı kuruluşların verdiği teşvikler, bilgi teknolojisinin artık daha fazla kullanılması, yabancı dil bilgisinin de hızla artması.
Başarı 'gölgeli'
Ancak sayısı artan bu yayınlar, üretime dönüşmüyor. Makalelerin bazıları kalitesi düşük dergilerde yayımlanıyor. Bu da başarıyı gölgeliyor.
Ayrıca bilim adamı başına düşen yayın sayısı da önemli bir gösterge. Batılı ülkelerde bilim adamı başına iki yayın düşerken, Türkiye'de 0.1 ile 0.2 arasında değişiyor. Bilimin Türkiye'nin öncelikli sırasına oturması lazım. 10 yıllık hedef çizilmeli ve bir bilim politikası belirlenmeli. Bilim kuruluşları özgür ve özerk bırakılmalı."