Sedat Ergin: Artık yeter!

Sedat Ergin: Artık yeter!
Sedat Ergin: Artık yeter!
Hürriyet gazetesi Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, iki kere saldırıya uğradıklarını ve hiçbir tedbir alınmadığını belirterek, "Devlet herhalde önlem alınıyordur Hürriyet gazetesi mensubuna saldırı olmaz diyorduk, Ahmet Hakan'a saldırı oldu" dedi.

RADİKAL - Hürriyet gazetesi Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, CNN Türk'te katıldığı programda, Ahmet Hakan'a yapılan saldırıyı değerlendirdi. Ergin, Doğan Grubu'na uzun süredir bir linç kampanyası yürütüldüğünü belirterek, "Ben bir gazetenin yönetmeni olarak artık zamanımızı böyle mi geçireceğim? Artık yeter" dedi.

Ergin'in saldırıyla ilgili değerlendirmesi şöyle:

"Bizdeki bilgilerle İstanbul Valisi'nin yaptığı açıklama birbirini tutmuyor. Avukatından aldığım bilgileri aktaracağım. İki tür koruma var. Bir çağrılı koruma, siz emniyeti atıyorsunuz, 'bugün koruma istiyorum' diyorsunuz. Bu tercihli bir sistem.

İkincisi yakın koruma sistemi. Turgut Kazan'dan aldığım bilgi Ahmet Hakan'ın zaten geçen Şubat'tan bu yana çağrılı sistemi var. Fakat Eylül ayında, özellikle iktidar yanlısı bazı gazetelerde kendisiyle çıkan tehditlerin, 'sinek gibi seni ezeriz' gibi yazıların artması üzerine avukatı 14 Eylül tarihinde valiliğe başvuruda bulunuyor.

Bugün konuştum Turgut Bey'le, bizzat İçişleri Bakanı'nı aramış. Sayın Selami Altunok da İstanbul Valisi'yle durumu konuşacağım demiş. Bu konuşmadan sonra başvuruyu yapıyor ve İçişleri Bakanı'na da durumun anlatıldığını anlatıyor. İçişleri Bakanı valiliğe yazılı bir başvuru yapılmasını istiyor. Başvuru yapılıyor.

Valilik diyor ki, zaten çağrılı koruma yapılmış... Turgut Kazan da diyor ki, zaten geçen Şubat'tan beri çağrılı koruması vardı. Yakın koruma verilmesine daire bürokratik işlemler, başlatıldı ama sonuçlandırılmadı. Eğer yakın koruma tahsis edilmiş olsaydı durum biraz daha farklı olabilirdi diye düşünüyoruz.

İKİ KEZ SALDIRI OLDU, DEVLET TEDBİR ALMALIYDI

Anayasa'nın 28'inci maddesi, basın özgürlüğüyle ilgili maddesi. O maddenin çok önemli bir fıkrası var. İki kez saldırıya uğradığımızda bunu hatırlatmıştım. Devlet tedbirleri alır. Anayasa devlete hükümete bu görevi yüklüyor. Bu bir görev. benim de bir vatandaş ve gazeteci olarak bu görevi yerine getirmesini talep etme hakkım var. Basın özgürlüğünün sağlanması, basının fiziki emniyetini de devlet sağlamak zorunda.

Bu tür tehditler karşısında devletin ivedilikle hareket edilmesi gerekir. Bir kez daha hayal kırıklığı yaşıyoruz.

İlk saldırı olduğunda Hürriyet gazetesinde herhalde bir daha saldırı olmaz demiştik. Ama iki gün sonra yine geldi saldırganlar, polis onları durduramadı, cam çerçeve indirdiler.

Bu kez bir köşe yazarımız göz göre göre bir saldırıya hedef oldu maalesef. Bunlara nasıl karşılık vereceğimizi doğrusu biz de bilmiyoruz. Sizi döven, şiddete başvuran insanlara karşı bizim tek silahımız kalemimiz bilgisayarımız.

BOYNUKALIN'IN 'GEÇMİŞ OLSUN' AÇIKLAMASI HİÇ İNANDIRICI DEĞİL

Hiç inandırıcı değil bu mesajı. Kendisinin daha önce söylediklerine baktığımızda, tam tersi yönde tutumlar sergilediğini söylüyoruz. O konuşmasında, kendisi AK Parti gençlik kolları başkanıydı, yanındaki kişilerin Ak Partili gençlerdi.

Bakın bu şahıs, Hürriyet gazetesine yapılan birinci saldırıdan sonra konuşma yapmıştır. Ve o konuşmada çok ağır laflar var. 'Defolup gidecekler buradan', 'Evinin önüne gidip bekleyecektim' dediği konuşma. Orada bir şiddet olayına bir kınama söz konusu değildi, sahiplenme söz konusuydu. Şimdi bu kişi kalkıp böyle tweet mesajları atması bana hiç inandırıcı gelmiyor.

SAYIN ARINÇ'IN RÜYA OLARAK GÖRDÜĞÜ ŞEYİ BİZ YAŞIYORUZ

Sayın Arınç'ın rüya olarak gördüğü şeyi biz reel olarak yaşıyoruz. Uzun zamandır linç kampanyası var Doğan Grubu'na karşı, sayın Aydın Doğan'a karşı. Grubun bütün yayın organları hedef gösteriliyor. Ve sadece bizim eleştiriye bir itirazımız yok. Eleştirin ama iş artık ölüm tehditlerine varmış durumda bunun bir an önce değişmesi gerekiyor.

Bu siyasal iktidarın bilgisi dışında değil, bu kampanya. Siyasal iktidarın desteğini himayesini gören bir kampanya. Bu linç kampanyası sürdüğü sürece bunun sonuçları işte saldırılar şeklinde, Ahmet Hakan'a saldırılar olarak görüyoruz. Doğan Grubu'nu sürekli hedef göstermeleri, saldırıya açık, tehditleri açık bir duruma getiriyor.

Ülkenin en büyük medya grubu tehdit ve linç kampanyalarının hedefi durumda. Bu sağlıklı bir fotoğraf değil. Bu havanın bir an önce dağılması gerekiyor. Bunun temel koşulu, devlet katından gelen sinyallerin değişmesi gerekiyor. Sürekli gerginlik üreten, kutuplaştıran, hedef gösteren kamuoyuna bu dilin değişmesi gerekiyor. O değişmesi gerekiyor ki, bu tür saldırılara karşı kuvvetli karşı duruş gerekiyor ki, caydırıcılık olsun.

Ben bunu hep söylüyorum 6 Eylül'de ilk saldırı olduğunda devlet katından kuvvetli bir duruş gelseydi, muhtemelen ikinci saldırı olmayacaktı.

HERHALDE DEVLET ÖNLEM ALIYOR DEMİŞTİK...

6 Eylül'de ilk saldırı olduğunda biz iyi niyetli bunun son olduğunu düşünüyorduk. Herhalde devlet önlem alacaktır diyorduk. Sonra 8 Eylül geldi. Ben bahçeye çıktım polisleri gördüm, seyretmeye başladım. Biraz sonra o saldırganların polisi de aşıp üstümüze koştuğumuzu gördük.

Herhalde önlem alınıyordur Hürriyet gazetesi mensubuna saldırı olmaz diyorduk, Ahmet Hakan'a saldırı oldu.

Benim mesaimin büyük bir bölümünü bu saldırılar oldu. Dün gecemin, uyku zamanımın büyük bir bölümünü amerikan hastanesinin acil servisinde geçirdim. Ben bir gazetenin yönetmeni olarak artık zamanımızı böyle mi geçireceğim? Artık yeter. insan sinirleniyor kusura bakmayın.

Geleceğim nokta şu. hepimizin sinirlerine hakim olması gerekiyor, benim de hakim olmam gerekiyor. Bu gergin ortam, bu linç kampanyasının artık bir an önce son bulması gerekiyor. Devlet katında bu yönde mesajların gelmesi gerekiyor.

Bakın bugün ben buraya gelmeden önce Galatasaray Üniversitesi'nde İletişim Fakültesi'nde eğitim yılının açılış konuşması yaptım... İlk dersi ben verdim. başlığı şuydu: 2015 yılında Türkiye 'de Basın Özgürlüğünün Durumu.

'Ben de size basın özgürlüğünü anlatmaya geldim, bu gece acil servisteydim' dedim, herhalde özetlemiştir.