"Şehrimin en güzel semtleri şimdi yerle bir"

"Şehrimin en güzel semtleri şimdi yerle bir"
"Şehrimin en güzel semtleri şimdi yerle bir"
Yazar Kemal Varol, 90'lı yıllardan şans eseri hayatta kalmış olanlar için, olan bitenlerin çok da şaşırtıcı olmadığını söylüyor. Ama onun asıl kaygısı çocuklar için. "Özellikle çocuklar bu süreçten fazlasıyla etkileniyor ve bu kuşak bunları nasıl unutacak, asıl mesele bu" diyor.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Kemal Varol, genç kuşak yazarlardan. Jar, Haw, Yas Yüzükleri, Memleket Garları gibi çok sayıda öykü, roman ve deneme kitabına imza attı. Çatışma bölgelerinde yaşayan yazar ve sanatçılara sorduğumuz soruları bu kez de Kemal Varol'a yönelttik.   

Gündelik hayat nasıl gidiyor? Gündelik, rutin hayatı sürdürmek hala mümkün mü?

Diyarbakır’da olaysız bir gün olsun ya da olmasın, yaz başından beri gündelik hayat inanılmaz derecede kısıtlanmış durumda. Belli güzergahları kullanmama, kalabalık yerlerden uzak durma, gece sokağa çıkmama gibi refleksler oluştu insanlarda. Gündelik hayatı tanzim ederken de güvenlik endişeleri had safhada. İşin psikolojik yönünü ise tek bir cümleyle anlatabilirim sanırım. Aylardır, uyuyup uyanıyorum yalnızca. Arada ölümler oluyor, şehirlerimiz harabeye dönüyor ve bize de bunları çaresizce seyretmek düşüyor.

Çevrenizde neler olup bitiyor, evinizin penceresinden görünenleri, salonunuzda duyulanları, size anlatılanları bizimle paylaşır mısınız?

90’lı yıllardan şans eseri hayatta kalmış bizler için, olan bitenler çok da şaşırtıcı değil. Hatta, bugün yaşananları çok önceden öngörüp adına barış süreci denen bu meselenin karamsarlarından biri olduğumu da yazmıştım kimi yerlerde. Bu yüzden çok da şaşırmıyorum yaşananlara. Ama özellikle çocuklar bu süreçten fazlasıyla etkileniyor ve bu kuşak bunları nasıl unutacak, asıl mesele bu. Bir arkadaşımın beş yaşındaki çocuğu, birkaç akşam önce babasına şu soruyu sordu: “Biz artık neden mutlu değiliz?” Parklara, ev oturmalarına, okuluna giden bu çocuk birdenbire kendisini eve kapatılmış buldu. Bu çocukların hafızasından savaşı nasıl sileceğiz, asıl mesele bu. Bir gün bu topraklara barış gelse dahi bütün bunlar nasıl unutulacak? Penceremden bakınca patlamalar duyuyorum şu anda. Tam da sorunuza cevap verirken. Nokta niyetine.

İnsanlar ne düşünüyor? Olan biteni nasıl anlamlandırıyor? Kimi suçluyorlar veya bir suçlu arıyorlar mı?

Yeni yıl geliyor yakında. Türkiye’nin batısına mutlu yıllar diliyorum yalnızca.

Bir yazar, sanatçı için bunlar nasıl günler. Bu yaşadığınız durum altında yazmak mümkün mü, nasıl yazılıyor?

Bugün olan bitenin sonuçlarını çok sonra göreceğiz. Bugünlere, o duygusal kopuşun, kandırılmışlık hissi ve kör dövüşünün başladığı yıldı diyeceğiz belki de. Bu koşullar altında beni özel kılacak bir durum yok maalesef. Yazıyor olmam, beni bu şehirde yerinden yurdundan edilen, genç yaşında toprağa gömülen, evleri tanklarla dövülen insanlardan zerre kadar farklı kılmıyor. Şehrimin en güzel semtleri şimdi yerle bir. İki yıl önce başladığım romanımı bu yaz, tam da her gün birer ikişer insanın öldüğü günlerde yazdım. Koşuyolu Parkı’nda zaman zaman çatışmalar oluyordu ben yazarken. Başımı camdan uzatıp çatışmaları izliyor ve sonra yeniden yazıyordum. Nispeten düşük yoğunlukluydu çatışmalar. Sonra giderek şiddetini arttırdı. Şimdi cümle kurmam bile imkânsız. Yazamıyorum diye hayıflanmıyorum, aksine insanlar ölüp yerinden yurdundan sürülürken yazabildiğim için utanmak gibi daha sahici bir duygu kalıyor bende. 

"Çocuklarınız 'o gün ne yaptın' diye sorduğunda çok geç olabilir"

"Beyaz bayrakla taşıdıkları çocuğun ölümünü nasıl anlatacaklar?"

Ümit Kıvanç yazdı. "Elimiz iş tutmalı "

"Kulağımı sağır eden seslerden utanıyorum"