Sıcak bir öğün...

İftar çadırlarına en çok yoksullar rağbet ediyor. Onlar için ramazan ayı bir öğün sıcak yemek anlamına geliyor. Ramazan bitince ise o öğünü çok arıyorlar.
Her akşam Taksim'deki iftar çadırına giden, bir apartmanın kömürlüğünde yaşamını sürdüren Hatice Bozdağlı, "Yıllardır yarı açım" diyor.
Haber: UMAY AKTAŞ SALMAN / Arşivi

İSTANBUL - İftar çadırları, çeşitli sorunlar içinde ama hayata tutunmaya, bir öğün de olsa karnını doyurmaya çalışan birçok yoksulu buluşturuyor. Sokak çocukları ve evsizler de çadırın en kalabalık konukları. Kuyrukta, işten evine yetişemeyen oruçlularla meraklılar da var.
Taksim'deki çadırın önündeki kalabalık iftar yaklaştıkça artıyor. Saat 17.30'da insanlar sıraya girmeye başlıyor. Kuyruk, dakikalar geçtikçe hızla uzuyor. Kadınlar çadırın sağ, erkekler sol tarafında sıraya giriyor. Kimi pidesiyle gelmiş, kimi, eve de yemek götürebilmek için elinde bir tasla.
Kömürlük tek sığınağı
39 yaşındaki Hatice Bozdağlı için iftar çadırı, karnını bir ay doyurabilmenin garantisi. Altı yıl önce para kazanıp çocuklarına bakabilme umuduyla Konya'dan İstanbul'a gelen Bozdağlı'nın, yıllardır başını sokabileceği bir odası bile yok. Tarlabaşı'ndaki bir apartmanın kömürlüğünde yaşamaya çalışan Bozdağlı, gece yarısı kaldığı kömürlüğe giriyor, sabah ezanıyla birlikte gizlice kaldığı yerden ayrılıyor.
Bozdağlı için zor günler, boşanmasıyla başlıyor. Dul kalınca anne-babası bile yanında istememiş, çocuklarını da kabul etmemiş. Bozdağlı hayatını şöyle anlatıyor:
'İntihara bile kalkıştım'
"Kocam çok içki içiyor ve kumar oynuyordu. Boşandıktan sonra ailem çocuklarımı kabul etmedi, ben de bakamadığım için eşime vermek zorunda kaldım.
Ailem bana çok baskı yapıyordu, 'Dul kadın televizyon izlemez, bakkala gitmez' gibi. Konya'dayken intihara kalktım, daha çekeceklerim varmış ki kurtuldum. Baskıya dayanamayıp İstanbul'a geldim. Çalışıp, ayrı da olsa çocuklarıma para yollamak hayaliyle iş aramaya başladım. Düzenli bir iş bulamadım. Yıllardır günlerimi yarı aç, yarı tok şekilde geçiriyorum."
Ayakkabısını gösterip, "Bunu da kaldığım kömürlükte buldum" diyen Bozdağlı, kadın sığınma evine ihtiyaç duyuyor: "Kimse yardımcı olmadı. Faydalanmaya çalışanlar çıktı. Bunalıma girmesinler diye çocuklarıma, İstanbul'da gelecekleri için para biriktirdiğim yalanını söylüyorum. Oysa telefon edecek param bile yok.
Belediyeden para yardımı alınca Konya'ya onları görmeye gidiyorum. Aynı gün dönüyorum. Eski kocamın eşi de iki çocuğumu göstermiyor. Geçen ramazan da bu çadırda yedim. Bir ay da olsa, burada karnımı doyurabiliyorum. Burada yediğim yemekle yarın akşama kadar idare ediyorum. Sonum ne olacak bilmiyorum. Kurtuluş için ya kafama bir kurşun sıkacağım ya da iyi biriyle evlenmem gerekiyor. Artık evlenmeye de korkuyorum."
'Keşke okuyabilseydim'
Çadırdaki yemek, ilkokulu parasızlıktan bırakan ve 13 yaşından beri çalışan Timuçin Diner için de çok önemli. Bir lokantada garsonluk yapıp, 300 milyon lira aylıkla beş kişilik ailesine bakmaya çalışan Diner, ramazanda akşam yemeklerini çadırda yiyor.
"Verseler de, aileme de yemek götürsem" diyen Diner, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Kaymakamlıktan yardım alıyoruz. Maaşım yetmiyor. Kız kardeşim okuyor, ağabeyim ve babam çalışmıyor. Ailede tek ben çalışıyorum. Okuyup doktor olmayı çok isterdim, ama şartlar el vermedi."