'Silivri'de nümayiş yapanlar, Doğan Öz'ü kim vurdu, diye sormadı'

'Silivri'de nümayiş yapanlar, Doğan Öz'ü kim vurdu, diye sormadı'
'Silivri'de nümayiş yapanlar, Doğan Öz'ü kim vurdu, diye sormadı'
Kontrgerillayı deşifre ettikten sonra öldürülen Savcı Doğan Öz'ün eşi Sezen Öz, Ergenekon davasını destekledikleri için 'solcu tanıdıkları' tarafından dışlandıklarını söyleyerek ekliyor: "Erdoğan başarılı olsun istiyorum..."

Radikal.com.tr - Aslında her şey, ‘Adalet İçin Hukukçular’ oluşumunun, Kontrgerilla örgütlenmesinin ucunu yakalayan ve deşifre ederek Bülent Ecevit’i bilgilendiren; 1978’de de yine Kontrgerilla tarafından katledilen demokrat ve cesur savcı Doğan Öz’ün anısına bir panel düzenlemesiyle başladı.

Taraf gazetesi yazarı Melih Altınok 29 Mart tarihli yazısında ‘Silivri nere Doğan Öz nere’ başlığıyla bu etkinliği eleştirdi. Altınok’a göre İstanbul Barosu Ergenekon sanıklarını destekler bir pozisyondaydı ve kontrgerillanın izini sürerken katledilen bir savcıyı anması doğru değildi.

‘Adalet İçin Hukukçular’ (AİH) grubunun üyesi avukat Özgür Urfa ise bugünkü Sol gazetesinde Altınok’a sert bir yanıt verdi. Urfa zaten etkinliği Baro’nun değil AİH grubunun düzenlediğini söylüyor Altınok'un bunu bile araştırma gereği duymadığını söylüyordu…

Ancak konuyla ilgili en ilginç sözleri katledilen savcı Doğan Öz’ün eşi Sezen Öz ve kızı Bengi Öz söyledi. T24 internet sitesinde yayınlanan oldukça uzun bir söyleşide Hazal Özvarış'a konuşan Öz’ün eşi ve kızı Ergenekon soruşturması ve AK Parti iktidarıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptılar…

Söyleşinin bir bölümünü aşağıda bulabilirsiniz…

Doğan Bey'in siyasi görüşü neydi? Sezen Öz: Sol görüşü savunuyordu, ama görevinde kesinlikle ayrım yapmazdı. Sağcı da gelse, solcu da gelse eşit davranırdı. İnsani yönünü görürdük orada. Yine Denizli'deydik; hatırlarsınız belki, "Öz cinayeti polis takibi altında işlendi" diye yakın zamanda haberler yapıldı. Gelen bazı ziyaretçiler kendilerini belli ederdi. Biri Okyanus Ansiklopedisi satmaya geliyordu. Doğan, gelenin MİT elemanı olduğunu bilmesine rağmen, buna aldırmadan ikramlarını yapardı. "Tedbir alayım da, sol görüşümü öğrenmesin" gibi bir tutuma girmezdi. Doğan, çok okuyan bir insan olduğu için eve bir sürü yayın gelirdi. "Bari şu şeyleri kaldır masandan" derdim, "Hayır Sezen, gelen de görsün, okumak isteyen de okusun" derdi.
Devlet güvenlik mahkemelerine (DGM) doğal hukuka aykırı olduğunu düşündüğü için karşıydı. İnebolu’da da adalet teşkilatındaki hâkim ve savcılara bir anket açmıştı. Bu nedenle sanırım, onu Mardin'e atadılar. O zamanlar Bengi yeni doğmuştu. Orada bunalımlı bir gününde, sesini kaydetmiş. Bu kayıttan bana bahsetmemişti, bir gün karıştırırken buldum.

(Sezen Öz okuyor)

"Çocuklarım,

Bugün 16 Mayıs 1974. Ve ben bugün sizden ayrıyım, Mardin'deyim. Sizleri nasıl arıyorum, bilemezsiniz. Artık 40 yaşındayım.

Annenizle ta lise öğrenciliğimiz yıllarımızda karşılaşmış, tanışmıştık ve birbirimize tapmıştık. Ve yarın Turan'ın doğum günüdür. Anneniz ve ben yalnız insanları sevdik. Yalnız toplumun mutlu olmasını istedik. Yalnız kendimizden verdik.

Sonra uzun öğrencilik yılları, sonra görev yılları, Turan doğdu. Çermik'te çalışırken Hakan doğdu. Ve biz çok mutluyduk. Çok çok uzun yıllar sonra, siz de buna tanık oldunuz. Bengi'miz doğdu, sanki evimizde papatya tarlası açıldı.

Ve biz hiçbir şeyden yılmayalım. Ve biz hiçbir zaman kendimizden utanmayalım. Hatalarımızı kolaylıkla kabul edelim, başarılarımıza hiç korkmadan yürüyelim.

Biz, yeni bir tür iyi insan, iyi insan, iyi insan, yaratıcı insan olmaya yürüyelim."


Burada, kendisini o kadar güzel ifade ediyor ki. Bunun üstüne bir şey söylemek gerekmiyor.


Bengi Hanım, sizin hatıralarınızda hangi kayıtlar var? Sizin Doğan Öz'ünüz nasıl biriydi?
Bengi Öz: Benimkiler tabii daha çok flashbackler şeklinde, ufak tefek anılarım var. Hafızamda kaldığına göre, çok mutlu olduğum anlarmış demek ki. Bence, her kız çocuğunun olması gerektiği gibi babasına âşık büyüyen bir kızdım. Hayrandım. Kapılarda dört gözle beklerdim gelmesini.


Siz cinayet ihtimalinden şüpheleniyor muydunuz?
Sezen Öz: Ürküyorduk. Bir şeyler yapabileceklerini düşünüyorduk. Baktığı dava nedeniyle Meclis'te MHP 'li milletvekilleri onu gündeme getiriyorlardı, aleyhinde bildiriler dağıtmışlardı. Dairede telefon edip tehdit ediyorlar, mektup atıyorlardı. Ağza alınmayacak şeyler yazıyorlardı.


Cinayetin işlendiği 24 Mart 1978’i, eşiniz Doğan Öz’ü kaybettiğiniz günü anlatır mısınız?
Sezen Öz: Her zaman sabah kahvaltı yapardık, çıkarken kızını ve beni öper ve "İyi günler" der, giderdi. O gün de aynı şekilde aşağıya indi, beşince kattaydık. Yaklaşık 10 dakika sonra, bir otomatik silah sesi duydum. Apartmanın arka dairesinde oturuyorduk. Pencereden ön tarafa eğilerek baktığımda bizim arabanın etrafında eğilip kalkan insanlar gördüm. O zaman anladım. Ve aşağıya koştum. Hakan, öğlenci olduğu için evdeydi; Turan, lisedeydi. Hakan'a "Kardeşine sahip çık" deyip aşağıya indim. Korkunçtu; bunu anlatmak çok zor. Çevreden yardım istedim, telefon bulalım istedim. Savcı arkadaşlarına telefon edip "Doğan'ı vurdular" dedim. Koşup, geldiler.

‘ARTIK ASKERE KARŞI ÖNYARGIM VAR’

Cinayetlerin ardından silahları tutanların nasıl korunduğunu okurlar için birkaç örnekle hatırlatalım. Doğan Öz'ün davasında İbrahim Çiftçi hakkında verilen idam cezası, temyiz-itiraz sürecinde yerel mahkeme tarafından dört kez tekrarlandı. Ancak yerel mahkemede dört kez yinelenen idam kararı Askeri Yargıtay tarafından bozuldu ve dava suçun tespitine rağmen beraatle suçlandı. Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca da, cezasını çekmesi için yatırıldığı Maltepe Askeri Cezaevi'nde askerlerin yardımıyla kaçırıldı. Sizce bu darbelerle askerin amaçladığı neydi; darbelere resmi gerekçe yapılan “cumhuriyeti kollamak” mı, yoksa aslında kendi iktidarlarını kurmak mı?
Sezen Öz: (Askerler) Her zaman gizli iktidarlardı. Emekli olan generaller, bankaların kurullarında yüksek pozisyonlarda, vakıfların mütevelli heyetlerinde veya başka önemli yerlerde istihdam ediliyordu. Mekanizmanın her yerinde sivil bir görüntüye büründükleri ve yarar mekanizmalarına çoktan oturtuldukları için onlara göre bir sorun yoktu. Yani, bahsettiklerimiz ne askeriyedeki herkesi kapsıyor, ne de bu kişiler sadece asker; sivil uzantıları da var. Bir siviller ordusu var ki, komşunuz bile buna alet olmuş olabiliyor. Herhangi bir seferberlik olduğunda, "Gelin" dediklerinde gelebilecek kişiler var. Darbe olduktan sonra da ekonominin ne kadar açık verdiği rakamsal olarak belli olduğuna göre, bu açığın yanı sıra rantın da bunlar arasında paylaşıldığını düşünmemek elde değil.


O zaman sorumuzu şöyle tekrarlayalım, sizce, asker, hâlihazırda sahip olduğu iktidarı ve iktidar olanaklarını koruyabilmek için mi sizce eşiniz dâhil pek çok insanı sivil uzantılar aracılığıyla öldürdü?
Sezen Öz: Tabii. İktidarları var ve zaman zaman da “Ayar yaptık” diyorlar. Bu toplumda yaşayan kesimler belli; dini inançlarını yaşayanlar, milliyetçilikleri kuvvetli insanlar, azınlıklar, Kürtler, Zazalar, Ermeniler... Bunları zaman zaman birbirlerine düşman edip, "Ayar veriyoruz" diye gelip, maddi kazançlarını da sağlayıp ayrı bir devlet yürütüyorlar. Darbelerle kendi çıkarlarına zemin sağlayacak yasaları çıkartıyorlar, üstüne gelecekte yargılanmamaları için gerekli maddeleri de yasalara ekliyorlardı. İktidarın dinci veya devrimci olması önemli değil, onlar kendi egemenliklerini, iktidarlarını zaten kurmuşlardı. Ki Başbakanlara yapılanları, Turgut Özal'ın ölümünü, Bülent Ecevit'in sağlık durumundaki şaibeler üzerine eşinin onu hastaneden kaçırmasını basından biliyoruz. Semra Özal konuştu, keşke Rahşan Ecevit de konuşsa.


İbrahim Çiftçi hakkında sıkıyönetim mahkemesinin verdiği karar Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nda yediye karşı sekiz oyla bozuldu ve sonrasında Çiftçi tahliye edildi. Sizin bu kararı veren kişilerle bir temasınız oldu mu?
Sezen Öz: Biz mesafeliydik, çünkü yargıdan geliyoruz. Yargıda karar veren hâkimin, savcının kapısı çalınmaz. Çünkü “O kanaatteyim” dedi mi biter iş. Tek söyleyebileceğim, dosyada yedi kişinin neden kararın onanması gerektiği hakkındaki gerekçeleri çok sağlam ve hukuka uygunken, diğer sekiz üyenin kararının herhangi hukuki bir kanıta dayanmamasıdır.


Sizin bu süreçte askere bakışınız nasıl değişti?
Sezen Öz: Değişti, değişmedi diyemem. Çünkü kurumun içinde ilkeli insanlar da olabilir, bağımlı insanlar da olabilir. Aynı şey, sivil devlet erkleri bünyesinde yer alanlar için de varittir.


Bakışınız cinayet öncesinde nasıldı, sonrasında nasıl değişti, anlatabilir misiniz?
Sezen Öz: Artık bir önyargım var, ama bunu bir kine, intikama dönüştüremedim.


Sezen Hanım, 35 yıllık süreci siz nasıl yaşadınız? Sezen Öz'ün hikâyesinde neler oldu?
Sezen Öz: Bir tanesi burada, Bengi... Bir tanesini, Turan’ı, aynı olay ve baskılar nedeniyle yanımda barındıramadım. Çünkü onun canını kurtarmam gerekiyordu. Turan, ODTÜ Fizik bölümünde okuyordu. ODTÜ'de bir pullama olayı nedeniyle bir sürü insanı içeri aldılar, o dönem sıkıyönetim ilan edilmişti. Turan'ı da alıp işkence yaptılar. Ayak tabanındaki kemiği kırdılar.

ODTÜ, jandarma bölgesiydi. Yüzleştirme yapmışlar. Turan'dan önce aldıkları gençleri yüzleştirmişler. İki gün sonra da Turan'ı alıp, aynı yüzleşme zaptına imza attırmışlar. Karakol kumandanı, Turan’a "Dersime çalışacağıma bu tür hareketlerle meşgul oldum. Bu faaliyetler nedeniyle sınıfta kaldım" içerikli bir ifade imzalattırmış. Hâlbuki Turan sınıfta kalmamıştı. Hazırlığını bitirmiş, birinci sınıfa geçmişti.

O dönemler çok sıkıntılı ve sancılıydı, evladına karşı bunlar yapıldığı zaman insan iyice kopuyor. Ama duruşmada dürüst bir kişi çıktı, inanamadım. Hâkim, tutanakta imzası olan jandarmada görevlisine "Gençler işkence yapıldığını savunuyor, siz neler biliyorsunuz, tutanağı yazmışsınız, imzalamışsınız" diye sordu; "Hâkim Bey, bilmiyorum ama 7-8 sivil girip çıkıyordu. Ben dışardaydım" diye yanıtladı. "Sivillerin jandarma bölgesinde ne işi var" diye sorunca "Bilemem, ama girip çıkıyorlardı" dedi. Bu işkence yapıldı anlamına geldi, mahkeme Turan’ın örgüt ilişkisi olmadığını saptadı ve Turan hakkında önce tahliye, sonra beraat kararı verildi. Ama Mamak'ı, Raci Tetik'i yaşadı. Ondan sonra ben de Turan'ı Hollanda'ya gönderdim. Göndermesem hayatı tehlikedeydi. Üstelik davadan beraat etmesine rağmen okuldan da atılmıştı. Sonra da askerlik yapmadı diye vatandaşlıktan çıkardılar.


Sizce Turan Öz, Doğan Öz’ün oğlu olduğu için mi işkenceye uğradı ve tutuklandı?
Sezen Öz: Elbette. Sorun doğru. Doğan Öz’ün oğlu olduğu için Raci Tetik (dönemin Mamak Askeri Cezaevi Müdürü / Komutanı) kendisine şiddet uyguluyor ve “Babanı neden öldürdüler biliyor musun sen” diye soruyor.


Türkiye'ye dönemedi mi oğlunuz?
Sezen Öz: Dönemedi. Çocuklarımla her sene Hollanda'ya gidip geldik, görelim, ihtiyaçlarını karşılayalım diye. 10 sene sonra sınırdan içeri girebildi Turan. Ancak, şimdi de sorunlar çıktı Türk vatandaşı olmadığı için. Son çıkışında "Siz neredeyse suçlu duruma düşüyormuşsunuz" demişler, yabancıların Türkiye'de uzun süreli kalmasını engelleyen yasa nedeniyle.

Bu süreçte, Hakan da ODTÜ Ekonomi Bölümü’nü bitirdi. Benim de koştur, yetiş bir mesaim vardı. Bir yandan dosyalarımı okuyordum, bir yandan çocuklarım da bana yaşama gücünü vermeye çalışıyorlardı. Kızım gelip, "Durumun nasıl, acaba yemek yiyebilir miyiz" derdi. Ana - kız çıkar yemek yerdik. Böyle bir güzelliğimiz vardı. Duygu dolu yıllar geçirdik.


İstanbul'da bu sene yapılan Doğan Öz anması Ergenekon davasına sanıkların mağduriyeti üzerinden yaklaşan İstanbul Barosu tarafından düzenlendi. Geçen senelerde Ankara’daki Doğan Öz anmalarından biri de "Referanduma hayır" temalı bir buluşmaya dönüşmüş. Bu anmalarda siz danışma veya davet için arandınız mı?
Sezen Öz: Son etkinliğin haberini, akşamüzeri Taraf gazetesini alıp okuduğumda gördüm.


Siz, bu anmalardan rahatsız mısınız?
Sezen Öz: Referandum sürecinde bir arkadaşım Ankara'daki anma toplantısına gitti, o anlattı, "Bir iki cümle söyleyip referandumda neden hayır kullanmak gerektiğini konuştular" dedi. İstanbul Barosu'nun düzenlediğinde de konuşmacılardan birkaç tanesi bir iki cümle Doğan hakkında konuşmuş, sonra kendi konularına geçmişler. Hatta duyduğuma göre, Ergenekon davasında yargılanan biri de konuşmacılar arasındaymış.

Bunu yapmaya haklarının olmadığını düşünüyorum, bunun adı Doğan Öz paneli değil. Öldürülen o insan, Ergenekon'un, kontrgerillanın veya adı her ne ise o örgütün tertiplediği bir cinayet nedeniyle öldü. Öldürülen yalnızca Doğan da değildi. Kaldı ki Doğan, o raporunda bu örgütü yazdı, amaçlarının demokrasiyi geriletmek olduğunu, bu nedenle sıkıyönetimi getirmek, olmazsa darbe yoluyla iktidarı ele almak olduğunu yazmıştı.


Bu anmaları düzenleyenlerin de söyleşiyi okuyacaklarını varsayarak sorsak; Öz'ü ananlara, anacak olanlara ne dersiniz?
Sezen Öz: Onu kullanmayın, derim. İçlerinde tanıdığım, görüşleri medyaya yansımış kişiler var. Doğan Öz'ü Ergenekon davası karşıtlığı için malzeme yapmasınlar.


Solun yekpare olmadığını, bazı kesimlerinin ne kadar 'sol' olabildiğini not ederek soralım; BirGün'ün Ergenekon davasına dair başlangıçta attığı "Yiyin Birbirinizi" manşeti altında buluşan solun bazı kesimlerinin dava karşıtı tavrını Öz'ün hatırasına saygısızlık olarak mı niteliyorsunuz?
Sezen Öz: Bu konuda konuşmayayım.


Neden?
Sezen Öz: Solcular arasında sağlıklı düşünenler de var, ama bir kısım birbirini işliyor. "Ama" deyip birbirlerine çanak tutuyorlar. Yaptıklarını doğru bulmuyorum, fakat demokrasi diyorsak "Onlar da böyle düşünüyor" diyeceğiz. Kavga, dövüş edemeyeceğimize göre, buyursunlar düşünsünler, etkinliklerini yapsınlar; bu da onların özgürlükleri. Ama "Doğan Öz'ü anıyoruz" deyip Öz'ü başka şeylere alet etmesinler. Orada yapılan Doğan Öz'ü anma olmuyor. Bugün Doğan Öz’ü ananlar, Ergenekon davasından önce Doğan’ı anmıyorlardı. Oluk oluk kan akarken, yıllardır, solcusu, hukukçusu "Hukuk nerede, ne oluyor" demedi. Bu durum, beni rencide ediyor, çünkü bu, Doğan'ı öldüren mekanizmadır.


Sizce solun bu tavrına sebep olan ne? AKP karşıtlığı mı?
Sezen Öz: AKP geleli ne kadar oldu? 35 yıldır hangi iktidar gelirse gelsin, buna cesaret edemedi. O yüzden "İyi ki AKP gelmiş" diyorum, bunu da benim söyleme hakkım var.

Bengi Öz: 33 yıldır darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. Bir hükümet de gelip bunu değiştirmeye kalkışmadı. Geçici 15. maddenin kaldırılması sivilleşmeyi ve demokrasinin önünü açar. Daha önce hiç kimse düşünemedi mi bunu yoksa gelen tüm hükümetler aslında birilerinin üstünü örtbas etmeye mi çalışıyordu. Maalesef Ergenekon, Balyoz ve Oda TV gibi siyasi içerikli davalara itiraz eden arkadaşlarımızın hemen tümünün demokrasi yanlısı olmasına rağmen bu askeri rejim artığı anayasaya sarılıp kontrgerilla gerçeğini görmezden gelme eğiliminde olduğunu fark ediyorum. Bu da beni üzüyor…


O zaman bir parantez açıp sorsak; cinayetin ardından Erdoğan dâhil 10 Başbakan gördünüz, bu isimlerin karşısına iki noktayı üst üste koyunca siz ne dersiniz?
Sezen Öz: Anayasa'nın (darbe dönemi sorumlularını ve tasarruflarını koruyan) geçici 15. maddesi durduğu sürece hiçbir şey yapılamadı. Referandumda ben “Evet” dedim, yoksa 12 Eylül hakkında açılan bu dava da, diğerleri de açılamazdı. Akşam da "Pişman mısınız" diye soruldu. (Sezen Öz, Çarşamba akşamı Melih Altınok'un Kanal A'da sunduğu programda kendisine yönelttiği soruya referans veriyor - T24) Ben pişman değilim, doğru olan buydu. "Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürüyorsunuz" diyorlar! Erdoğan, elini taşın altına koymuş durumda; bu yargılamaları başlattı, ama kararı verecek olanlarsa hâkim ve savcılardır. Dosyada ne varsa o olur.

Diğer konu da Kürt sorunu, orada da doğru bir şeylerin başladığını düşünüyorum. "Erdoğan, inşallah başarılı olur" temennim var. (Abdullah) Öcalan da bir dönemin eylemcisi, yıllardır içeride ama kitlesine sözü geçen bir konumda, süreci hazırlayacak kişi olarak gözüküyor. Umarız ki bu sorun biter. Yıllardır ölen de, öldüren de bizden. Bu toplum, bu ölümler nedeniyle çok acılar çekti.


Size "Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürüyorsunuz" diyenler oldu mu?
Sezen Öz: Bana denmedi, kamuoyuna yansıyanlar oldu.


Ergenekon davasında Ahmet Şık'ın kitabının toplatılması, Türkan Saylan'ın evine düzenlenen sabah baskını, iddianamede örneğin İlhan Selçuk’a dair dava ile alakasız şahsi bilgilerin deşifre edilmesi, yıllar süren tutukluluklar, mesleki geçmişinde faili meçhulleri araştırma da bulunan İlhan Cihaner'in Ergenekon üyeliği ile suçlanması gibi başlıklar “sol”un bir bölümünün davaya dair şüphe parantezini genişleten geçerli sebepler olamaz mı sizce?
Sezen Öz: Bu onların görüşleri, bunları konuşsunlar, ama bu benim yükleneceğim bir şey değil.

Bengi Öz: Burada çok ciddi bir kafa karışıklığı oluşuyor. Bir milletvekili, savcı ya da hâkim suç işlemez diye bir şey yok. Aksine bir devlet görevlisi ya da yazar devlete hizmet edercesine orada durmuş olabilir.


Yanlış anlaşılma ihtimaline karşı netleştirelim; Ergenekon davasında herkes suçsuz veya herkes suçlu gibi bir pozisyonda değiliz. Davadaki bazı noktalara ilişkin solun da bir kesiminin çekincelerine karşı sizin fikrinizi öğrenmek istiyoruz.
Bengi Öz: Bunlar T.C. hukukunda her zaman olan şeylerdi. İlk defa bu haksızlığa onlar maruz kaldıkları için bağırıyorlar. Bu yasalar 40 yıldır böyle. Sıkıyönetimde insanlar iddianameyle mi işkenceye alındılar zannediyorsunuz? İnsan hakları yeni yeni uygulanmaya başlandı, zamanaşımı ile ilgili evrensel ilke yeni getirildi. Ve bu da AKP ile getirildi. Bu konuşulmuyor ama "İnsan hakları çiğnenmektedir" diyorlar. "Düşünmek hâlâ suç" diyorlar. Evet, suç, Almanya'da da, İngiltere'de de hâlâ suç değil mi? “Bilmem kaç binlik üyesi olan sendikaya sabahın beşinde neden izinsiz giriliyor" diye soran gazeteler var. Birincisi, izinsiz girilmiyor, ikincisi sendikanın kaç bin üyesi olduğu orada DHKP-C üyesinin saklanıyor olup olmadığı ihtimalini kaldırmıyor. Dezenformasyonla insanların kafasını karıştırıyorlar. Asıl suç, bunu "AKP'nin yarattığı faşist düzen" diye göstermek. Başka bir yanlı yayın, bilişim polislerine Utah'ta eğitim aldıkları için "Fethullahçı bunlar" diyor. O yüzden "Ergenekon davasındaki CD'lerin hepsi yalanmış." Onlara göre, Gebze'de yerin altında çıkan belgeler de yalan, Mustafa Balbay'ın notları da. De ki Fethullahçı, olabilir, bu yine de polisin mesleki eğitiminin kalitesini düşürmez. Bunun “Alevi olduğu için veya Kürt olduğu için işini ahlaklı yapmıyor” demekten bir farkı yoktur. Yani anlayacağınız bu ırkçılığın ta kendisidir. Bunun, kendilerini demokrat ve solcu addeden gazeteler tarafından yapılıyor olmasını da toplumun bilinçli olarak yoldan saptırılma çabası olarak yorumluyorum ben.


Başbakan Erdoğan’ın bile İlker Başbuğ'un durumu üzerinden eleştiri yönelttiği Ergenekon davasına dair sizin herhangi bir çekinceniz yok mu?
Sezen Öz: Ergenekon davası için bizden Doğan Öz'ün raporunu istediler. Ama bir müdahilliğimiz yok. O nedenle umudum var veya umudum yok diyemem. Ancak bir hukukçu olarak, yüzlerce dosyanın sonuçlanması için sabırla beklemek gerektiğini söyleyebilirim. Dosyalarda kişilerin aleyhlerinde kuvvetli delil yoksa tahliye de, beraat de edilirler. 




‘TSK, YURDUN İÇİNDE DÜŞMAN ARAYACAĞINA’


Askere bakışınızın değiştiğini söylemiştiniz. Davaya yönelik eleştirilerde, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a yönelik suçlama ve istenen müebbet cezası en çok ön plana çıkan konulardan biri oldu. Başbuğ'un tutuklanmasına dair siz ne düşünüyorsunuz?
Sezen Öz: Bakışımızın değişmesi, “TSK'yı yerle bir edelim” demek değil. TSK da ülke için gereklidir.

Bengi Öz: Ama TSK güvenilirliğini yeniden kazanmalı.

Sezen Öz: Bunun yeniden yerine oturması lazım. TSK, yurdunun içinde düşman arayacağına, yurdun dış etmenlere karşı savunulmasına kafa yormalı. TSK’nın, emniyet ve yargının alanına geçmemesi gerekir. Onların da diğer kurumlar gibi başka denetimlere tabi olması lazım. Askeri mahkemelerin de en fazla kendi iç disiplinlerine bakması gerektiğini düşünüyorum.

Bengi Öz: Yapılanlara bakınca, bu insanların büyük bir özgüvenle, yaptıklarının suç olmadığına, vatanı kurtarmak için yaptıklarına inanarak davrandıklarını görüyorsunuz. Bu, kendi başına bakıldığında çok masum duruyor. Buradaki sınır, yargıdan öte insanlıkla ilgili daha çok; kimin, nasıl, bir başkasının özgürlüğünü ihlal ettiği noktasında duruyor. Askerin ana görevi kendi halkına kıymak değil. Ana, baba ve çocuktan oluşan bir aile gibi düşünelim. Devlet anne, asker baba; çocuğu diyelim ki yanlış bir şey yaptı, ona ders vermek isteyebilirsin, besleyebilirsin ama ona komplo kuramazsın. Ona suçlu muamelesi yapıp, onu öldüremezsin. Geriye yeni bir evlat getiremezsin. O senin düşmanın değil, onu sen doğurdun. Bu mentalite askerde de, sivilde de geçerli olamamış. Caminin önüne bomba koyarak provokasyon amaçladıysan, bir çeşit iç savaşa yol açacak planlar yaptıysan, birtakım örgütler kurup onları beslediysen ve bu yüzden insanlar öldüyse bunlara nasıl suç demeyiz? Bunlar kâğıt üstünde planlar değil, kimse beni kandırmasın.

Sezen Öz: Kendilerini de kandırıyorlar, "Vatan için yapıyoruz" diyerek yaptıklarını suç olarak görmüyorlar. Ergenekon Savcısı, şunu saptamış: "Doğan Öz'ün öldürülmesi sıkıyönetimin ilanına neden olmuş." Danıştay saldırısında da, bir hâkim öldü, "Bu olayın da amacı sıkıyönetim getirmek, bu hükümeti düşürmek" denmiş. Çünkü bu hükümeti alaşağı ederlerse, iktidara gelecekler, ne amaçları varsa yapacaklar. Sistem böyle. 



‘ÇOK DOST KAYBETTİK’

Ergenekon davasına bakışınız sol görüşlü yakınlarınızla çatışmanıza sebep oluyor mu?
Sezen Öz: Zaten kapalı devreler oluyoruz gitgide.

Bengi Öz: Çok dost kaybettik.

Sezen Öz: Yıllar önce çok samimi olduğun, çok şey paylaştığın dostlar bu konular açıldı mı gerginleşiyorlar. İnsanın da o kadar vakti yok, bir iki görüşmede anlaşamayınca "Allah selamet versin" diyorsunuz.