Silopi'de ne olmuştu?

Silopi'de ne olmuştu?
Silopi'de ne olmuştu?
Şimdi Uludere şanslı! Silopi Derebaşlılar 1989'da ne maddi özür gördü ne hükümet şefkati. Aksine baskılara dayanamayarak köylerini terk ettiler.
Haber: CENGİZ MUMAY / Arşivi

İster ‘yanlış istihbarat’ deyin, ister bir daha ‘katır gafletine düşmeme’ önlemi. ‘Uludere’ diye adlandırılan bir vaka daha yaşandı Güneydoğu’nun ‘Kanlı Bilmecesi’nde...
Akla hemen bölgedeki ‘şüpheli ölümler’ geliyor: Silopi-Derebaşı, Şırnak, Pınarcık, Fındık, Lice, Gürpınar, Mazıdağı...
Bunlardan en çok ses getireni 17 Eylül 1989 yılında Silopi’nin Derebaşı Köyü’nde yaşanmıştı. Saat 02.00 sıralarında bölgede devriye gezen komando timleri, Cudi Dağı eteklerinde PKK ’lı bir grupla silahlı çalışmaya girer. Ertesi gün TRT’de, “Dokuz PKK’lı terörist ölü ele geçirildi” şeklinde bir haber yayımlanır.
Haberin yayımlanmasından saatler önce Derebaşı köylüleri ayaklanmış, Silopi Hükümet Konağı’nı basmışlardı. Gösterilerde çıkan olaylarda özel timin açtığı ateş sonucu üçü gazeteci, altı kişi yaralanmış, çok sayıda gazeteci tartaklanmış, 80’i aşkın Silopili gözaltına alınmıştı. Olay Türkiye ’nin günlerce konuşacağı bir hal almıştı. 

‘Köylülerimiz öldü’ 
Gösteriden önce Ankara ’daki muhalefet milletvekillerini, bölgedeki ve İstanbul’daki gazete bürolarını da arayan Derebaşılılar, “Öldürülenlerden sadece üçü PKK’lıdır. Diğerleri sabah asker tarafından alınıp kurşuna dizilen köylülerimizdir” şeklinde vahim bir iddia ortaya atıyorlardı. Üstelik öldürülenlerden bazılarının, dönemin iktidar partisi ANAP’ın Siirt Milletvekili Kemal Birlik’in akrabaları olduğu belirtiliyor, Vekil Birlik de “Olabilir” diyerek bölgenin yolunu tutuyordu. İddialara, tanıklara ve devlete göre Cudi Dağı’nın eteklerindeki Derebaşı Köyü yakınlarındaki çatışmada neler yaşanmıştı?
Bölgede Olağanüstü Hal döneminin yaşandığı zamanlarda meydana gelen çatışmayla ilgili olarak OHAL Bölge Valiliği’nin açıklaması şöyleydi: 

“Mardin’in Silopi ilçesi (1990’da Şırnak’a bağlandı) Derebaşı Köyü’nde 9 terörist ölü olarak ele geçirildi. Güvenlik güçlerimiz anılan bölgede gece 02.00 sıralarında bir grup teröristle karşılaştı. ‘Teslim ol’ çağrısına ateşle karşılık verilmesi üzerine çıkan çatışmada 9 terörist ölü ele geçirildi. 9 teröristin dışında kalan bir grup gece karanlığından yararlanarak kaçtı. Olay mahallinde uzun namlulu silahlar (daha sonra bu silahların sadece 2 adet olduğu ortaya çıktı), bir roketatar, bol miktarda mermi, örgütsel doküman ve 9 sırt çantası ele geçirilmiştir. Bölgede olayla ilgili operasyonlara devam edilmektedir.” 

Sivil toplum kuruluşları, Meclis’teki tüm siyasi partiler (ANAP, SHP, DYP) Silopi’ye akın ediyorlardı. Herkes ‘Öldürülenlerden altısı gerçekten masum köylü mü?’ sorusuna yanıt arıyordu. Cudi Dağı eteklerindeki olayda altı yakınlarını kaybeden Derebaşılıların iddiaları ise şöyleydi: 

“Olay gecesi silah seslerinden uyuyamadık. Sabah olduğunda köylülerimiz meyve ve sebzelerini katırlara yükleyerek Silopi’ye doğru yola çıktılar. Yolda bir askeri tim önlerini kesti ve kendilerini çatışma bölgesine götürmelerini istedi. Bir süre sonra askerlerle köylülerimizin gittiği bölgeden yoğun silah sesleri geldi. Daha sonra muhtarımızı askeriyeye çağırdılar. Altı köylümüzün cesetlerini verdiler. Kurşuna dizilmişlerdi. Her birinin cesedinde 20-25 kurşun vardı. Avukatımız yeni bir otopsi yapılmasını istedi, savcılık reddetti. Oysa otopsi yapılsa üç PKK’lının gece 02.00’de, altı köylümüzün 10.00’da öldüğü açıkça ortaya çıkacaktı.” 

Bu vahim iddialar, bugünkü ‘Uludere vakası’ gibi günlerce kamuoyunu meşgul etti. Dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu basının karşısına çıktı ve iddiaları çürütmeye çalıştı. Çatışmalardan sonra iki timin daha yola çıktığını, timlerin Derebaşı Köyü’ne uğrayarak üç köylüyü “gönüllü kılavuz” olarak yanlarına aldıklarını anlatan Kozakçıoğlu, “Bölgede görev ifa eden güvenlik görevlileri yeni gelen timlerdir. Bu nedenle bölgeyi çok iyi bilmemektedirler. Bu timler üç gönüllü kılavuzla 45 dakika içerisinde olay mahalline intikal etmiştir. Bu üç kişinin ifadeleri ileride kamuoyuna açıklanacaktır” dedi. 

Donatıldığı yetkilerden dolayı ‘Süper Vali’ adını alan Kozakçıoğlu’nun sözünü ettiği ‘üç gönüllü kılavuz’ açıklamadan hemen sonra savcılığa verdikleri ifadede şunları söyledi: “Bizi asker zorla götürdü. Tepeye kadar çıkardık onları. Bu arada altı köylümüz de askerlerle birlikte diğer tepeye doğru çıkıyorlardı. Biz çatışma bölgesine geldiğimizde timin komutanı orada bulunan binbaşıya ‘Bunları ne yapalım’ dedi. O da ‘Bırak gitsinler’ cevabını verdi. Köye dönmeye başladığımızda altı köylümüzün olduğu yerden yoğun silah sesleri duyduk.” 

Dosya AİHM’de kaldı 
O dönem Meclis dışında kalan rahmetli Bülent Ecevit, Nokta dergisi adına yazı yazmak üzere bölgeye geldi. Eşi Rahşan Hanım’la birlikte Derebaşı Köyü’nde ölenlerin yakınlarıyla konuşan Ecevit, ölen köylülerden birinin ‘Kıbrıs Gazisi’ olduğunu öğrendiğinde duygusal anlar yaşıyordu.
ANAP’ın Güneydoğu kökenli milletvekilleri olaydan sonra “isyan bayrağı” çekmiş, Başbakan Turgut Özal, “Olay en ciddi şekilde araştırılacak” açıklamasıyla onları yatıştırmıştı. 

Gelelim işin adli boyutuna... O dönemler bölgede meydana gelen çok sayıda olayda ihmali olduğu savlanan güvenlik görevlilerinin yargılanması kolay değildi. Osmanlı döneminden kalma ‘Memurin Muhakematı Yasası’, suç işleyen kamu görevlilerinin ‘koruma zırhı’ydı. Dönemin Silopi Cumhuriyet Savcısı Ulvi Yüksel, olay yerindeki askeri tim hakkında soruşturma açmış, bu yasaya göre ‘yetkisizlik’ kararı vererek, dosyayı Silopi İlçe İdare Kurulu’na göndermişti. İçinde ‘tek bir hukukçu olmayan’, ilçedeki daire müdürlerinden oluşan Kurul, ‘Yargılamaya gerek yok’ dedi. Dosya itiraz üzerine Mardin İl İdare Kurulu’na gitti. Aynı karar çıkınca tek itiraz mercii Danıştay kaldı. Danıştay itirazı yerinde görüp dosyayı yeniden İl İdare Kurulu’na gönderdi ama karar değişmedi. İç hukuk yolları tükenince tek yol kalmıştı: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Dosya hâlâ orada! Anlayacağınız, şimdi ‘Uludere’ şanslı. Derebaşılılar ne ‘maddi özür’ gördü, ne ‘hükümet şefkati.’ Aksine baskılara dayanamayıp köylerini terk ettiler.