'Sınırımız sonsuzluktur'

'Sınırımız sonsuzluktur.' İsrail'in eski başbakanlarından Benyamin Netanyahu, Türkiye-İsrail ilişkilerinin hangi noktaya kadar gidebileceği sorusunu böyle yanıtlamıştı.
Haber: Ayşe KARABAT / Arşivi

'Sınırımız sonsuzluktur.' İsrail'in eski başbakanlarından Benyamin Netanyahu, Türkiye-İsrail ilişkilerinin hangi noktaya kadar gidebileceği sorusunu böyle yanıtlamıştı.
İsrail Savunma Bakanı Benyamin Ben Eliezer'in önceki hafta başında bir günlüğüne Ankara'ya gelip, Türkiye ve
İsrail'in İran'a karşı ortak füze savunma kalkanı geliştirmesi fikrini ortaya atması, Netanyahu'nun 'sınırımız sonsuzluktur' sözlerini doğruladı adeta.
Ne var ki ilişkilerin bu noktaya gelmesi hiç de kolay olmadı. Türkiye, kendisiyle stratejik bir izdivaç yapmak isteyen
İsrail'in flört teklifine bile, bazen umut vererek bazen de kestirip atarak ve naz yaparak yaklaşık 50 yıl direndi.
En iyi ikinci dost
Zaman zaman büyükelçilik seviyesine çıkan, bir ara ikinci katipliğe kadar düşen ilişkiler, İsrail'in ASALA terörüne karşı birlikte mücadele etme gibi cazip önerilerine karşın 1994 yılına kadar dalgalı bir seyir izledi.
Ama en sonunda ilişkiler İsrailli yetkililere
'ABD'den sonra en iyi dostumuz Türkiye' dedirtecek noktaya taşındı.
Netanyahu farklı konuşuyordu ve Ben Eliezer ortak füze kalkanı oluşturmayı öneriyor ama İsrail, 'ikinci iyi dostu' Türkiye ile stratejik ilişkilerinin sınırını 1998'de gösteriverdi: Türkiye PKK lideri Abdullah Öcalan'ı almak için gerekirse Suriye ile savaşacağını çok açık bir biçimde ortaya koyduğunda İsrail, Suriye sınırındaki askerlerini çekti.
Buna karşılık Öcalan'ın Suriye'den çıkıp Rusya Federasyonu'na gittiğini Türk basını İsrail basınından öğrendi.
Gelgelelim İsrail'in, doğru koşullar oluştuğunda bağımsız bir Kürt devletinden memnunluk duyabileceğini bilmek, geçmişte ve Körfez Savaşı'ndan sonra İsrail'in Kürt kartı ile oynadığını hatırlamak da Ankara'yı düşündürüyor.
Türkiye'nin sınırı
Türkiye için şimdilik dostluğun bir sınırı var. Ankara, İsrail'in bütün ısrarlarına karşın Birleşmiş Milletler'de Ortadoğu sorunu ile ilgili oylamalarda 'hiç olmazsa çekimser' kalmıyor, tersine her zaman Filistin'den yana tavır alıyor. Araplardan pek de hazzetmediğini gizlemeyen Türk halkı için de Filistin davasının ve Filistinlilerin
özel bir yeri var.
İsrail'in 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sırasında Türkiye'ye gönderdiği kurtarma ekipleri, Yunanistan ekiplerinden sonra en fazla ilgi gören ekipti. Deprem bölgesinde kurulan Türk-İsrail Köyü takdir topladı.
İsrail'de depremin hemen ardından başlatılan ve geniş yankı bulan yardım kampanyası
İsrail'e duyulan sempatiyi artırdı ama Türkiye-İsrail ilişkileri henüz insani boyutta, diplomasi ve askeri boyutta olduğu kadar güçlenmedi.
İsrail, önce askeri, sonra da diplomatik ve ardından bilimsel işbirliği için ikna ettiği Türkiye'nin halkını şimdilik insani ilişkiler için yeteri kadar ikna edemedi.
İsrail'in film festivali, kültür haftası gibi düzenlediği etkinlikler yoğun ilgi görüyor ama hâlâ sınırlı bir çevrede kalıyor, çünkü Türk halkı ne ilk İntifada sırasında kolu İsrail askerleri tarafından kırılan Filistinli görüntüsünü ne de bir duvar dibinde babası ile birlikteyken öldürülen 12 yaşındaki Muhammed Duri'yi hafızasından silebiliyor.
Revivo faktörü
Ama öte yandan Fenerbahçe'de top koşturan Haim Revivo, Türk halkının sevgilisi olmayı başarıyor. O derece ki Başbakan Ariel Şaron telefonla arayıp Revivo'ya Türkiye-İsrail yakınlaşmasına katkıtısından dolayı teşekkür ediyor.
İsrail'de Türkiye'yi ziyaret etmeyen hemen hemen yok gibi, Türk Hava Yolları'nın Tel-Aviv uçuşları her zaman dolu. Turist olarak gelenler daha çok İsrailliler. Özellikle kumurhaneler kapanmadan önce Türkiye'yi komşu kapısı yapan İsrailliler yüzünden Kapalıçarşı esnafı bildiği pazarlık dillerine İbraniceyi de ekledi. İsrail'de
'Türk'üm' demek her zaman büyük bir sempati yaratıyor ve hemen Türkiye anıları anlatılmaya başlanıyor.
Gün gelir gerçek bir Ortadoğu barışı yapılır umuduyla aradaki Suriye'yi hesaba katmadan Karayolları Taşımacılığında İşbirliği Protokolü bile imzalayan Ankara ve Tel Aviv bir gün halklarının sabah arabalarına atlayıp akşama İsrail'de ya da Türkiye'de olabileceği hayalini kurmaktan da çekinmiyor.
Ancak bunun zaman alacağı da bilinen bir gerçek. Tıpkı İsrail-Türkiye ilişkilerinin bugüne gelmesinin aldığı gibi.
Çevredeki ülke
İsrail devletinin kurucusu David Ben Gurion için Türkiye'nin özel bir önemi vardı. Bu önem yalnızca Ben Gurion'un İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olmasından kaynaklanmıyordu:
İsrail devletinin kurulduğunu ilan ettiği gün savaş çıkacağını, İsrail'in çevresini saran Arap ülkelerince uzun süre tanınmayacağını ve sık sık savaşmak zorunda kalacağını hesaplayan Ben Gurion, ülkesinin güvenliği için geliştirdiği strateji kapsamında Türkiye'ye özel bir önem veriyordu:
Ülkesinin sınırlarının hemen dışında düşmanların olduğunu bilen Ben Gurion, bu sınırların hemen dışında kalan ikinci kuşak çevresinde dostlar edinilmesi gerektiğini düşünüyordu. Dost edinilmesi gereken ülkelerin başında da Türkiye vardı.
Ama bu İsrail için o kadar kolay olmadı. Türkiye, Arap ülkelerini küstürmeme adına İsrail'e uzunca bir süre nazlandı ve 14 Mayıs 1948'de kurulan İsrail'i, bir yıl sonra tanıdı. 1950'de ilk anlaşma ticaret alanında imzalandı. Altı yıl sonra ise ilişkiler koptu. Süveyş Kanalı yüzünden çıkan savaşın ardından Türkiye ve İsrail, büyükelçilerini karşılıklı çekti.
Hayırlı 'arıza'
Bu durum İsrail'i ve 'çevre ülke' doktrininin
kurucusu BenGruion'u küstürmedi. Bir yıl sonra Ankara'ya yeniden büyükelçi atayan
İsrail'in Başbakanı Ben-Gurion'u, efsanevi Dışişleri Bakanı Golda Meir'i ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Şimon Perez'i taşıyan uçak, tam da Ankara üzerindeyken 'arızalanı
verdi' ve Ankara'ya zorunlu iniş yaptı.
Hazır yetkililer biraraya gelmişken Türkiye ve İsrail istihbarat alanında işbirliğini öngören anlaşmaya imza attıverdi. Bu işbirliğine o zamanlarda Şah tarafından yönetilen İran'da katıldı. Uzun süre gizli kalmayı başarabilen bu işbirliği, İran
İslam Devrimi'nden sonra bulunan belgelerle su yüzüne çıktı. Bu işbirliğinde Türkiye işkence literatürüne 'Filistin askısı' deyimi de girdi, çünkü anlaşma istihbarat servislerinin üyelerinin eğitimini de öngörüyordu.
İsrail, kendilerini Sovyet tehdidi altında hisseden Türkiye ve İran'a bu ülke ile ilgili bilgi aktarırken, karşılığında da Arap ülkelerinde olan biteni öğrendi.
'Karşı' istihbarat
İsrail'in 'en iyi dostu' ABD'de İsrail için casusluk yaptığı 1988 yılında açığa çıkan John Pollard ile ilgili soruşturmada, istihbarat alanındaki işbirliğinin ucunun Türkiye'ye dokunduğu gündeme geldi. Türkiye'deki NATO binalarının yapımını bir İsrail firması üstlenmişti. İsrail, Sovyetler Birliği'ndeki Yahudileri İsrail'e taşımak için Türkiye'deki NATO binalarının planlarını Moskova'ya vermekten kaçınmamıştı.
Türkiye ve İsrail'in kurduğu istihbarat alanındaki işbirliği 1971 yılında başarısız bir deneyim yaşadı. İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom, yasadışı THKP-C tarafından kaçırıldı ve kurtarılamadı. Elrom öldürüldü. Kendi insanlarının kanını yerde bırakmama konusunda hak ettiği bir üne sahip İsrail, Türk solunun peşine düştü ve intikamını aldı. İstihbarat alanındaki bu işbirliği askeri alanda devam etti ama diplomasi alanına geçmesine daha vardı.
Askeri flört başlıyor
Diplomaside İsrail ile ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlerken askeri alanda işbirliği de gündeme geldi. Daha 1986 yılında elindeki F-4 uçaklarının en iyi İsrail'de modernize edebileceğini düşünen Türkiye askeri uzmanlarını gönderdi.
İsrail'deki modernizasyonu yerinde inceleyen uzmanlar pasaportlarına giriş damgası bile almak istemedi. Ama bir kez bu alanda da flört başlamıştı ve son sürat devam etti.
1994 yılında havada yakıt ikmali yapan tanker uçaklarının ABD'den alınması için pürüz çıkınca, Türkiye, İsrail'den yardım istedi. İsrail kendi tanker uçağını Türkiye'ye teknik incelemeler için göndermekten çekinmedi.
İsrail'e havale
Bugün gelinen noktada Türkiye 632.5 milyon dolarlık F-4 uçaklarının modernizasyonu ile 48 adet F-5 uçağının modernizasyonu projelerini İsrail Havacılık Endüstrisi'ne vermiş bulunuyor. 250 milyon dolarlık casus uydu projesinde İsrail hâlâ şanslı.
İsrail'in ABD'ye kaptırdığı halde hâlâ vazgeçmediği başka bir proje de saldırı helikopterleri. 600 milyon dolar değerindeki 160 adet M60 tankının modernizasyonu için İsrail lobi faliyetlerine devam ediyor. Temmuz başında bu proje için gelen İsrail Savunma Bakanı Benyamin Ben Eliezer, kesin söz almadığı için önümüzdeki ay İsrail Başbakanı Ariel Şaron Ankara'ya gelecek ve evrak çantasında İsrail'in tank modernizasyonu önerilerini de taşıyacak.
Kıbrıs Rum Kesimi ile de iyi ilişkileri olan İsrail, Türkiye ve Yunanistan arasında
Kıbrıs'a S-300 füzeleri yerleştirilmesi planı nedeniyle kriz çıktığında Türk pilotlarını Negev Çölü'nde S tipi füzelere karşı elektronik eğitimden geçirmekten geri kalmadı. O dönemde Tel Aviv, Güney Kıbrıs'ta Türkiye yararına casusluk yaptığı iddiası ile yakalanan iki İsrailli nedeniyle başağrısına da katlandı.
Meşhur silahlar İsrail'den
İsrail ile Türkiye arasındaki askeri alandaki işbirliği güvenlik güçlerinin işbirliğinde de yaşandı. İsrail Türkiye'ye hafif silahlar da sattı. Hatta Susurluk kazasının ünlü silahlarının İsrail menşeili olduğu da anlaşıldı.
İsrail, Lübnan sınırında elde ettiği sınır güvenliği ile ilgili deneyimi Türkiye ile paylaşmaktan da çekinmedi. Sınır güvenliğinde kullanılan insansız hava araçlarını Türkiye'ye satabilmek için de İsrail faaliyetlerini yürütüyor. Şimdilerde ise İsrail Temel Reis olarak bilinen Popeye füzelerinin birlikte
üretimini öneriyor Türkiye'ye.
Bu arada iki ülke Güvenilir Deniz Kızı adı altında iki kurtarma ve arama deniz tatbikatının yanı sıra Anadolu Kaplanı denilen bir de hava tatbikatı yaptılar. Kara tatbikatı yapmak için de düğmeye basıldı.
İki ülke askeri akademileri birbirlerini ziyaret ediyor, liman ziyaretleri de eksik olmuyor.
Emekli Orgeneral Çevik Bir'in Genelkurmay 2. Başkanı'yken, İsrail ile Türkiye arasında üst düzey askeri yetkililerin karşılıklı ziyaretleri o kadar yoğunlaştı ki çetelesi bile tutulamamıştı. Askeri alandaki işbirliği ve silah satışlarının en çok bu dönemde gerçekleşmesi de dikkat çekti. Merkezi ABD'de bulunan Milli Güvenlik İçin Yahudi Enstitüsü (JINSA) Bir'e uluslararası devlet adamı ödülü de verdi.
Osmanlı'dan kalan izler
Bütün Akdeniz'i kendi gölü haline getirmeye ve bu gölde bütün ticareti elinde tutmaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu, kendilerine tarımla uğraşmak yasaklandığı için biraz da mecburiyetten parasal işlerde özel yetenekler geliştiren Yahudilere topraklarını açtı. İspanyol Engizisyonu'ndan kaçan Doğu Yahudileri kendilerini yok olmaktan kurtaran imparatorluk içinde rahat bir nefes aldılar. İmparatorluğun ticaretinde ve biliminde önemli bir yere sahip oldular.
Birinci Dünya Savaşı'nda imparatorluk milliyetçilik akımlarının baskısı altında çatır çatır dağılırken Siyonizm de gelişmeye başladı. Siyonizmin kurucusu Teodor Herzl Osmanlı imparatorluğu Padişahı 2. Abdülhamit ile iki kez görüşerek, imparatorluğun artan borçlarının ödenmesi karşılığında Yahudilerin Filistin'e göçüne izin verilmesini istedi ama bu teklifi kabul edilmedi.
2. Abdülhamit daha önce de Rusya'dan kaçan Yahudileri Doğu Anadolu'da barındırma ve onlardan 10 bin kişilik bir
ordu kurmak istemişti. Ancak bu teklif o zaman Bakanlar Kurulu'nda uygun bulunmadı. 1908'de Meşrutiyet ilan edildiğinde Yahudilerin Filistin'e göçü üzerindeki yasaklar biraz da olsa hafifledi ama 31 Mart Vakası'nın ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti, Siyonizmi imparatorluğu parçalayacak akımlardan biri olarak gördü.
Aynı senaryo çok daha dar kapsamlı bir biçimde 2. Dünya Savaşı sırasında yaşandı; bu sefer de Nazi işgalinden kaçan Yahudi bilim adamları, Türkiye'de sığınacak bir yer buldu.