Sıra 'faili meçhuller'in tanığında

Gece karanlığında, ışıkları sönük, içleri dolu iki steyşın tipi otomobil dikkatini çekiyor. Hızlanıyor kalp atışları. "Beni mi vurmaya geldiler" endişesiyle fırlıyor taksiden, evinin merdivenlerini koşar adım çıkıyor. Daha çalmadan, karısı Canan kapıyı bembeyaz bir yüzle açıyor. O da aşağıda bekleyenleri korkuyla izlemekteymiş. Hemen içeri girip kapıyı kilitliyor.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Gece karanlığında, ışıkları sönük, içleri dolu iki steyşın tipi otomobil dikkatini çekiyor. Hızlanıyor kalp atışları. "Beni mi vurmaya geldiler" endişesiyle fırlıyor taksiden, evinin merdivenlerini koşar adım çıkıyor. Daha çalmadan, karısı Canan kapıyı bembeyaz bir yüzle açıyor. O da aşağıda bekleyenleri korkuyla izlemekteymiş. Hemen içeri girip kapıyı kilitliyor.
Çok kısa bir süre sonra zil çalıyor.
"Polis, kapıyı açın!"
"Nereden bileceğim polis olduğunuzu" diyor, "Gecenin bu vaktinde açmam kapıyı."
Kapıyı kırmakla tehdit ediyor dışardakiler. Yine açmıyor kapıyı. Bu kez apartman yöneticisini getiriyorlar. O tanıklık ediyor gelenlerin polis olduğuna. Ancak Orhan Miroğlu'nun yaşadıkları yine de kapıyı açmaması
için yeterli neden. Milletvekillerini arıyor. Ankara Emniyeti'nden müdürlere ulaşıyor. Ancak bir ifade için çağırıldığına ilişkin kesin bilgi aldıktan sonra açıyor kapıyı.
Her köşede bir faili meçhul
Yıl 1995. Üç yıldır Ankara'dadır Orhan. Diyarbakır'dan tedavi olmak için gelmiştir. Kendisini bekleyenleri görünce, üç yıl önce Diyarbakır'da yaşadıkları gelir aklına ister istemez.
Diyarbakır'da festival vardır. Musa Anter ya da bölgedeki adıyla 'Ape Musa' da gelmiştir festivale. Yıl 1992. Diyarbakır kaldırımlarında her gün birkaç 'faili meçhul' cinayet işlenmektedir. Yalnız Diyarbakır'da mı; Batman'da, Silvan'da, Cizre'de, Nusaybin'de, Van'da...
Hava karardı mı ortalıktan elin ayağın çekildiği, tüm bölgenin büyük bir sessizliğe gömüldüğü yıllar... Her köşede bir 'faili meçhul' cinayet işleniyor. Ancak bölge halkı bunları 'faili meçhul' değil, 'faili malum' olarak biliyor.
Musa Anter de olabildiğince tedbirli. Ancak 'Dijwar' adlı biri arıyor. Onunla görüşmeye gidecek Musa Anter. Orhan da onunla birlikte. Önce, "Bir arazi sorununun çözümü için" diyor Ape Musa. Beklenen kişi 'düşmanları olduğu için' gece hava karardıktan sonra geliyor.
Bir taksiye binip Seyrantepe'ye doğru gidiyorlar. 36. Sokağa gelince iniyorlar taksiden. Ancak kendilerini götüren kişinin davranışlarından kuşkulanıyorlar.
14'lüğü üzerlerine boşaltıyor
Musa Anter, Orhan'ın kulağına gerçeği fısıldıyor: "Bunlar bir grup samimi itirafçı, artık halka zarar vermekten vazgeçmek istiyorlar."
Sonra kendilerini götüren kişiye dönüyor Musa Anter:
"Gideceğimiz ev burada mı?"
"Evet burada" derken elini beline atıyor Dijwar, çıkardığı 14'lüğü Musa Anter'in ve Orhan Miroğlu'nun üzerine boşaltıyor. Bir süre duruyor. Yerde kanlar içinde yatan iki kişiye bakıyor. Öldüğünden emin olmak için üzerlerine eğiliyor, yüzükoyun yatan Orhan'a bir el daha ateş ediyor. Saatler sonra, ameliyatın ardından gözlerini hastanede açıyor Orhan Miroğlu.
Kurşunun biri ciğerlerini delip geçmişti. Bir diğeri elinin ortasından iki parmağını kırarak çıkmıştı öbür taraftan. Dizlerinde bile mermi delikleri vardı. Bacaklarını hiç hissetmediğini anlayınca, artık yaşamını bir tekerlekli sandalyeye bağlı geçirmek düşüncesi her yanına ter basmasına yol açtı; iki bacağı hariç...
Hasta yatağının başında bekleyen yakınlarının yüzündeki ifadeden çıkarmıştı Musa Anter'in artık yaşamadığını. "Çok yaşamamış. Belki birkaç dakika. Önce seni öldü sandık. Meğer ölen oymuş" diyor babası, "Bir şey yapamadık, cesedi adeta kaçırdılar. Zivinge'ye gömüldü."
Hasta geçen üç yıl
İşte gece yarısı 'bir ifade almak için' evini basan polisler Ankara Emniyeti'ne götürürken bunları düşünüyor Orhan Miroğlu:
"1992 yılından beri Ankara'daydım ve son üç yıl özel sorunlarım dışında bir siyasal alanla ya da örgütle ilişkim olmamıştı. Hastanede ve evde yatarak geçirdiğim aylar, yeni bir yaşam kurma çabası, hem de hiç bilmediğim bir kentte, Ankara'da, sosyal ilişkilerimi etkilemiş az da olsa ruhsal dengemi sarsmıştı. Tekerlekli sandalyeyle Hacettepe'den taburcu olmuş, bütün kışı evimde koltuk değnekleriyle yürüme egzersizleri yaparak geçirmiştim. Samimi itiraf ya da yaşadığımız günlere özgü, benim gibi insanların karşılaşabilecekleri türden bir iftira mizanseni son derece zayıf görünüyordu. Ne denilecekti ki son üç yılını hastanelerde ve öncesini de cezaevinde geçirmiş birine."
Birkaç gününü Emniyet'in nezaretinde geçiriyor Ankara'da. Neden sonra gelen bir polis kendisini Diyarbakır Emniyeti'nin istediğini, oraya götürüleceğini söylüyor. Uçak biletini kendisine aldırıp 'mevcutlu' olarak gönderiyorlar Diyarbakır'a. Havaalanında bir polis minibüsü bekliyor. Orta koltuğa oturtuyorlar. Kafasını kaldırması yasak. Ancak gelen seslerden şehir içinde olduklarını anlıyor Orhan. Neden sonra duruyorlar. Geldiği yerin Yenişehir'deki Emniyet müdürlüğü olduğunu görüyor.
Burada da yapılan açıklamaya göre kendisini DGM savcısı istemiştir. Haber gelince savcıya götürülecektir. Bir odada 'misafir' ediliyor. Bir tek çaycı Ramazan var, kapısını açıp arada bir çay bırakan. Bir keresinde kolunu tutuyor usulca Ramazan'ın:
"Sana kim olduğumu söylemek istiyorum. Ben Orhan Miroğlu'yum. Adımı unutma! Başıma bir şey gelirse, beni burada gördüğünü sakın unutma!"
Bir ifade için çektirilen ıstırap
Evi basıldıktan bir hafta sonra çıkarılıyor DGM savcısının karşısına. Yorgun görüntüsünden savcı da rahatsız oluyor. Musa Anter dosyasını yeniden incelemeye karar verdiğini, ifadesini okuduğunu, ama olayı bir kez de Orhan'dan dinlemek istediğini söylüyor. Gizleyemediği bir kızgınlıkla konuşuyor Orhan: "Savcı be, bir haftadır gözaltındayım. Sadece bir ifade almak için, neden gerek duydunuz tüm bunlara? Mağdur değil, tutuklu muamelesi gördüm. Yakınlarıma gözaltında olduğumu bile haber veremedim. İnanın, artık bu ülkede yaşamak benim için bir utanca dönüştü!"
Midyat'ta doğmuştu Orhan Miroğlu. Gençlik yılları Batman ve Diyarbakır'da geçmişti. 12 Eylül öncesinde demokratik gençlik hareketi içersinde yer almıştı. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdikten sonra bir yıl öğretmenlik yapmıştı.
12 Eylül'den sonra 15 yıl hapis
12 Eylül'den sonra tutuklanmış, Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 1988 yılında cezaevinden tahliye olup Diyarbakır'a yerleşmişti.
1992'de Musa Anter'le birlikte vurulmasına kadar da burada kalmış, sonra tedavi için gittiği Ankara'ya yerleşmişti. Aldığı ağır yaralara karşın ayağa kalkmayı başarmıştı Orhan Miroğlu. 1995'e kadar süren siyasi yasağı kalkınca politikaya atılmış, son olarak da DEHAP'ın Merkez Yürütme Kurulu'nda görev almıştı.
İşte Orhan Miroğlu'nun yeni çıkan ilk kitabı 'Dijwar/Onlara Dair Her Şey' Musa Anter, Vedat Aydın ve Mehmet Sincar cinayetlerinin arka planını anlatıyor.
Musa Anter 70 yıllık bir çınar. Yakın dönem tarihinin hem şahidi, hem sanığı, hem mahkûmu, hem de davacısı. Diyarbakır'da tuzağa düşürülerek öldürüldü.
Vedat Aydın, yakın dönemin kararlı bir aktivisti. Çok sevilen bir önderi. Bir gece 'Emniyet'ten gelmişlerdi', bir soruşturma için ifadesine başvuracaklardı. Bir hafta sonra bir yol kenarında işkenceden tanınmaz halde bulundu.
Mehmet Sincar, birkaç milletvekili arkadaşıyla 'faili meçhul' cinayetleri araştırmak üzere gittiği Batman'da uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirdi. Üçünün de cenazesi kaçırıldı ve gerekli vecibeler yapılmadan gömüldü.
Bir daha unutmamanın kitabı
Kitabında değişen anlatıcılar aracılığıyla bu üç cinayetin ışığında bölgede yaşananların arka planını aktarmaya çalışan Miroğlu, 'Yakın tarihin vicdanlarımızda yarattığı acılar ve bilinçaltında biriktirdiği sendromlarla ilgili bugün ne yapmalı' sorusunun peşine düşmüş.
"Kürtlerin bir atasözündeki gibi, 'Olmuşun peşine düşme' mi diyeceğiz ve giderek iç ça-tışma yaşamış ülkelerde genellikle öne çıkan 'pisliği halının altına süpürme' anlayışını mı benimseyeceğiz?" diye soruyor Miroğlu, "Yoksa ülkenin entelektüelleri ve sanatçıları öncülüğünde geçmişle yüzleşmeye ve bu geçmişi sorgulamaya ilişkin yeni bir dönem mi başlatacağız? Gerçeği bilmeye, geçmişi hatırlamaya ve birbirimizi keşfetmeye dair uzun bir yolculuğa çıkmanın arifesindeyiz diye düşünüyorum. 'Dijwar', bu yolculuğa hazırlanmış olanlar ve bilme hakkını sonuna kadar kullanmak isteyenler için bir kitap olsun istedim. Hatırlamanın ve bir daha unutmamanın kitabı."
Herkesi bekleyen yolculuk
Belli ki, 'Dijwar'la zorlu bir yolculuk bekliyor herkesi; yakın tarihle yüzleşmenin, yaşanan acıların sorumlularını bulmanın ve asla yaşanılanları unutmamanın zorlu yolculuğu bu!