Siyasal haritadaki parçalanma derinleşti

Çünkü sandığa yansıyan parçalanma, aslında toplumun yapısında yaşanan bir parçalanmaya denk düşmektedir. Büyükşehirlerdeki yapı tamamen değişti. Artık sadece yoksulların değil, elit gettoların da oluştuğu Büyükşehirler oluşmaya başladı
Haber: ENGİN ÖNEN / Arşivi



Seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirme ve yorumlarda farklı tartışma konuları gündeme gelmektedir. Bunların bir kısmında, seçim sonuçlarının iktidar ve muhalefet için anlamları üzerine yoğunlaşılmaktadır. Diğer bir kısmı ise, seçmen tercihlerinde rol oynayan değişkenleri gündeme getirmektedir. Hizmet, ekonomik kriz, aday faktörü… vb.
Bu seçimin en önemli sonuçlarından birisi, siyasal coğrafyamızın haritasında bir süredir izlediğimiz parçalanmanın daha da derinleştiğini ortaya koymasıdır. İktidar partisi AKP’ye ülke genelinde, halen %39 destek sağlayan özellikleri, İzmir ve Antalya gibi illerde gerilemesine yol açıyor. Aynı şekilde İzmir’i silip süpüren CHP rüzgârı, 30km ötedeki Manisa’da esinti bile olamıyor.
Oysa böyle değildi. Doksanlı yıllara kadar iktidar veya muhalefetin estirdiği rüzgarlar, şiddeti değişmekle birlikte tüm ülkeye yayılırdı. DP, AP, CHP, ANAP ve hatta SHP’nin yükselişleri hep böyle olmuştur. İzmir’i alan parti Adana, Trabzon, Malatya ve Diyarbakır’ı da alırdı. Metropollerde benzer eğilimler öne çıkardı.
Yetmişli yıların sonunda yükselen CHP, Edirne’den Kars’a yükseliş sergilerdi. Özal’ın ANAP’ı İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Malatya, Diyarbakır… birçok yerde birinci parti olmuştu. ANAP yıpranıp SHP yükselirken, bu değişim yine ülke genelinde hissedilmişti. Seksen dokuz yerel seçimlerinde her bölgede birinci parti SHP idi. Üstelik %39 ile değil, %29 oy oranıyla.
Artık öyle değil. İktidar ya da muhalefetin yükselişi veya düşüşü ülke genelinde oransal bir dağılım göstermiyor. Dengeler bozuldu. Bölgelere ve illere göre siyasal tercihleri belirleyen duyarlılıklar tamamen değişti.
Çünkü sandığa yansıyan parçalanma, aslında toplumun yapısında yaşanan bir parçalanmaya denk düşmektedir. Büyükşehirlerdeki yapı tamamen değişti. Artık sadece yoksulların değil, elit gettoların da oluştuğu Büyükşehirler oluşmaya başladı. Sınıfsal yapıda ciddi parçalanma yaşandı. Etnik ve dinsel kimlikler, üretim sürecinde oynanan rolün önüne geçti. Alevi, Kürt veya diğer bir sosyal köken, işçi/emekçi olmaktan daha fazla öne çıkmaya başladı. “Umudumuz Ecevit” ve “ Bu Düzen Değişecek” sloganları ile meydanları dolduran köylüler yok artık.
Bugün başka bir dünyada ve başka bir ülkedeyiz. Sosyal ve siyasal bölünme “emekçiler ve ötekiler” veya “yoksullar ve ötekiler” şeklinde gerçekleşmiyor. Artık siyasal talepler çok parçalı. Klasik ulus devlet ve geleneksel sınıfsal bölünme üzerinde siyasallaşmayı sürdüren partiler bugün ülkeyi kucaklamakta zorlanıyor.
Bu tablo içerisinde sadece AKP, Türkiye partisi gibi gözüküyor. Diğer partiler ise, ona yönelik muhalefetini, farklılaşan taleplerin biri üzerinden yürütmeye çalışınca, demokrasimiz, gerçek anlamda muhalefet şansından mahrum kalıyor. Böyle olunca AKP iktidarına yönelik tepkiler, sandığa da parçalı olarak yansıyor. Oysaki demokrasimizin, farklılaşan talepleri/ülkeyi birlikte kucaklamanın farklı bir yöntemini öneren bir muhalefete, iktidar adayına ihtiyacı bulunmaktadır. Muhalefetin ve özellikle çok partili demokrasiye hayat şansı tanıyan ana muhalefetin anlamı da budur. Çünkü çok partili demokrasi, birden fazla partinin seçime katılması ile değil, birden fazla partinin iktidar potansiyeli ile olanaklıdır.


Engin Önen: Ege Üniversitesi öğretim üyesi