Siyasi Partiler Yasası tümden değiştirilmeli

*Seçim Kanunu'nun Türkçe'den başka dilde propagandayı yasaklayan 58. maddesi yürürlükten kaldırılmalı *Demokratik açılımın anlamlı olabilmesi, ikirciksiz bir demokrasi projesi ile bunu gerçekleştirme kararlılığına sahip olunmasından geçiyor



SEZGİN TANRIKULU


11.Köy adları: Türkçe olmayan köy adlarının değiştirilmesinin düzenlendiği 18.06.1949 tarih ve 7236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 2. maddesinin ‘d’ fıkrasının ‘2.’ bendine 11.05.1959 tarih ve 7267 sayılı yasanın 1 maddesi ile yapılan değişiklik ile “Ancak; Türkçe olmayan ve iltibasa meydan veren köy adları, alakadar Vilayet Daimi Encümeni’nin mütalaası alındıktan sonra, en kısa zamanda Dahiliye Vekaleti’nce değiştirilir” düzenlemesi eklenmiştir. Bu hüküm uyarınca binlerce yerleşim biriminin adı son 50 yılda değiştirilmiştir. Ad, kültürel varlığın ve farklılığın simgelerindendir. Demokratik bir hukuk devletinde olması gereken ise bu farklılıklara saygı gösterip korumak olmalıdır.
Diyarbakır İl Genel Meclisi, bu farklılığa saygı anlamında aldığı bir kararla, Diyarbakır ilindeki yerleşim birimlerinin adlarının değiştirilen önceki adları ile birlikte kullanılması yönünde karar almış, ancak alınan bu karar vesayet makamı olan Diyarbakır Valiliği’nin itirazı üzerine İdari Yargı’da dava konusu olmuştur. Yargı süreci ile ilgili Danıştay verdiği karar ile İl Genel Meclisi’nin bu konuda karar alma yetkisi olmadığını kabul ederek iptal kararı veren Diyarbakır İdare Mahkemesi kararını onamıştır.
Bu sorun bakımından yapılması gereken ise 5442 sayılı yasanın 2. maddesinin değiştirilmesi olmalıdır. Yapılacak düzenleme ile 11.05.1959 tarih ve 7267 sayılı yasanın yürürlüğünden sonra değiştirilen yerleşim birimi ve diğer coğrafik mevkilerin önceki adlarının bir talebe bağlı olmaksın kullanılması sağlanmalıdır.
12. Harf sorunu: 1353 sayılı ‘Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’ şirket, cemiyet ve hususi müesseselerde Türk harfleriyle yazılmış olan yazıların kabulü ve muameleye konmasının mecburi oluşunu düzenleyen 2. maddesi ile gazete, dergi ve kitapların Türk harfleriyle basılmasının mecburi olduğuna hükmeden 4. maddesi halen yürürlüktedir.
Ayrıca yasanın kendisinde aksine davranış bir yaptırıma bağlanmamış iken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 222. maddesi ile bu kanuna aykırı davranış için cezai yaptırım öngörülmüştür. Bununla ilgili birçok davanın açıldığı ve bunların bir kısmının halen görülmekte olduğu da bilinmektedir.

Harf yasağı kalkmalı
Bu sorun bakımından da yapılması gereken, Türkçede olmayan sesleri Türk alfabesine eklemek değildir. Olması gereken, Türkçe’de olmayan seslere ait harflerin kullanımını yasaklayan düzenlemelerin kaldırılmasıdır.
13. ‘Kürdoloji Enstitüsü’ ve ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’: Demokratik açılım ile bir kez daha gündeme gelen konu üniversitelerde ‘Kürdoloji Enstitüsü’ ve ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’ kurulmasına yönelik talep ve tartışmalardır.
Üniversitelerde Uzakdoğu’dan, Batı ülkelerine kadar birçok halk ve dilleri üzerinde Enstitü ve Anabilim Dalları bulunmaktadır. Türkiye dışında Kürtlerin yaşadığı ülkelerin çoğunda bu tür kurumlar mevcut olduğu gibi Federal Irak Devleti’nde yaşayan Kürtler açısından daha üst düzeyde kurumlaşma ve eğitim olanakları yaratılmıştır. Demokratik bir Türkiye’de bu kurumlar çoğulcu demok-ratik kültürün gelişmesine ve toplumsal barışa katkı sunacaktır. Kürtlerin çoğulcu demokratik kültürün bir parçası olabilmesi bu tür kurumların aktif bir biçimde çalışması ile olanaklı olacaktır.
‘Kürdoloji Enstitüsü’ ve ‘Kürt Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nın kurulması, halinde Türkiye’de bu konuda yanlış algılamaları ortadan kaldıracak, Kürt dili, tarihi, edebiyatı, etnografyası ve genel olarak Kürt kültürü ve sosyolojik mirası alanında yapılacak inceleme ve araştırmalar, Türkiye’de yaşayan diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile daha iyi diyalog geliştirmeye katkı sunabileceği gibi, Kürt kökenli vatandaşlar da da aidiyet duygusunu pekiştirecektir.
Bilinenin aksine üniversitelerde anılan enstitü ve ana bilim dallarının kurulması bakımından mevzuat engeli bulunmamaktadır.
Nitekim bu konuda Mardin Artuklu Üniverisitesi’nin Yüksek öğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı’na yaptığı başvuru ‘Yaşayan Diller Enstitüsü’ olarak nitelik ve ad değiştirilerek kabul edilmiştir. Talepte bulunan üniversitenin istemini karşılamayan bu karar mevzuat engeli olmamasına karşın bir direncin bu konuda güçlü bir biçimde devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, kanunla bu konunun da düzenlenmesi yakın zaman için bir zorunluluk taşımaktadır.
14. 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’: Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un “Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasa’nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, milli güvenliğe ve genel ahlaka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır. Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir.” şeklindeki 4. maddesinin 1 fıkrasına 09.08.2002 tarih ve 24841 sayılı Resmi Gazeted’e yayımlanarak yürürlüğe giren 4771 sayılı ‘Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesiyle “Ayrıca, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir. Bu yayınlar, Cumhuriyet’in Anayasa’da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” hükmü eklenmiştir.

RTÜK yönetmeliği
Ancak bu yasadan sonra Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanlığı tarafından yayımlanan yönetmenlikle yasaya aykırı biçimde yayınlar yapılamaz hale getirilmiştir.
Bu yönetmenlik ile yasada olmamasına karşın yayın yapma izni sadece TRT kurumuna verilmiş ve yayının içeriği ve süresine sınırlamalar getirilmiştir. Bu yönetmenliğin yürürlüğe girmesinden sonra TRT, ayrı, özerk yasası olan bir yayın kuruluşu olduğundan bahisle RTÜK tarafından yönetmenlikle kendisine bu şekilde görev verilemeyeceği gerekçesi ile iptal davası açmış ve kendisi bakımından yürürlüğün durdurulmasını sağlamıştır. Diyarbakır Barosu’nun aynı konuda açtığı dava ehliyet yoksunluğu gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.
Yasanın bu şekilde yönetmenlik ile etkisiz hale getirilmesi ve TRT kurumunun yayın yapma konusunda direnci karşısında 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 4771 sayılı yasa ile değişik 4. maddesinin 1. fıkrasının dördüncü cümlesi 19.07.2003 tarih ve 25173 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4928 sayılı ‘Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 14. maddesiyle “Ayrıca, kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeden sonrada RTÜK tarafından yayının içeriğine, süresine ve yayım yapacak kuruluşların niteliğine ilişkin yasaklar içeren yönetmenlik çıkarılmıştır.
Bu yönetmenliğin yayımından sonra da yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarının yayın izni, izleyici profilinin saptanması şartına bağlandığından ve bu araştırma da aradan geçen beş yıla yakın zamanda yapılmadığından bu konuda bir gelişme yasal düzenlemeye rağmen sağlanamamıştır.
Özel yayım kuruluşlarının, ulusal, bölgesel ve yerel nitelikte farklı dillerde yayın yapmaları bakımından olması gereken, anayasaya ve yasaya aykırı düzenleme içeren yönetmeliğin kaldırılmasını sağlamak olmalıdır.

TRT Yasası’nda değişiklik
15. 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’: Yasanın TBMM ile ilgili yayınlar başlıklı maddesindeki “Türkiye Radyo - Televizyon Kurumu, TBMM Genel Kurul çalışmalarını radyodan dengeli ve tarafsız bir biçimde özetleyen yayın yapar. TRT kurumu, TBMM Genel Kurul toplantılarından (açılış, andiçme töreni gibi) canlı yayınlar yapabilir. Kurum, bu konuda TBMM İçtüzüğü sınırlamalarına tabidir” hükmü 11.06.2008 tarih ve 5767 sayılı TRT Kanunu ile Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesi ile madde başlığı dahil olmak üzere değiştirilmiştir.
Bu düzenleme ile TRT’ye Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde yayın izni verilmiştir. TRT’nin kendi kanununda değişiklik yapılmasından önce de mevzuat bakımından olanaklı olan bu yayını yapmak ancak 01.01.2009 tarihinde TRT ŞEŞ’in yayını ile mümkün olabilmiştir. Maliyet gerektiren bu yayının sürekli olup olmayacağının ise bir güvencesi bulunmamaktadır. Süreklilik bakımından TRT yasasında yapılan bu değişikliğin TRT bürokrasisine takdir hakkı bırakmayacak bir kesinlikle ve bir kamusal görev şeklinde anlaşılacak ifadelerle kaleme alınmalıydı.
16. 2820 sayılı ‘Siyasi Partiler Kanunu’: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 43. maddesindeki ‘Türkçeden başka dil ve yazı kullanılamayacağı’, 81. maddesindeki milli veya dini, kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri sürmek, Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek ve yaymak yoluyla azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar, tüzük ve programlarının yazımı ve yayımlanmasında, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçeden başka bir dil kullanamazlar şeklindeki hükümler de halen yürürlüktedir.
Siyasi partiler yasasında anılan bu düzenlemeler dışında da yasaklayıcı birçok düzenleme bulunmaktadır. Olması gereken salt bu iki maddedeki düzenleme bakımından değil, yasanın tümden değiştirilmesi olmalıdır.
17. 298 sayılı ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’: 298 sayılı kanunun Radyo ve Televizyonlarda yapılacak propaganda yayınlarıyla, diğer seçim propagandalarında Türkçe’den başka dilin kullanılmasının yasaklandığı 58. maddesi halen yürürlüktedir.
Bu yasa bakımından da olması gereken bir anlamda kadük kalan bu hükmün farklı uygulamalara imkan bırakmayacak bir biçimde yürürlükten kaldırılması olmalıdır.
18. 805 sayılı ‘İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’: 805 sayılı kanunun mecburi Türkçe kullanılmasının kişiler arasındaki ilişkilere de (muamele, mukavele, muhabere) genişletilmesine hükmeden 1. maddesi halen yürürlüktedir. Bütünlüklü bir demokratik açılımın nasıl uygulandığı/uygulanacağı belli olmayan bu tür düzenlemeleri kapsaması gerektiği de dikkate alınmalıdır.

Sonuç
Demokratik açılım konusunda sınırlı sayıda örnekler ve yapılması gerekenler konusunda bir tablo sunulmaya çalışılmıştır. Kuşkusuz yapılması gerekenler bunlarla sınırlı değildir. Sunulanlar katkıya açık önerilerdir. Sorunun geldiği boyut, Türkiye’de ‘yapılmaması gerekenleri yapma, yapılması gerekenleri yapmama’ konusunda hayli tecrübeli olunduğunu ortaya koymaktadır. Demokratik açılımın anlamlı olabilmesi, ikirciksiz bir demokrasi projesi ile bunu gerçekleştirme irade ve kararlılığına birlikte sahip olunabilmesinden geçmektedir. Bu konuda inancı ve umudu azaltmadan, barış ve uzlaşıyı, hukuk ve adaletle gerçekleştirebilmeliyiz .