"Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatasıdır"

"Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatasıdır"
"Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatasıdır"
Çetin Altan, yazdığı yazılar kadar TİP milletvekiliyken Meclis'te yaptığı güçlü konuşmalar ve polemiklerle de hafızalarda yer etti. Özellikle Meclis Başkanvekili için sarfettiği, "Sizin orada oturmanız bir marangoz hatasıdır" sözü, siyasi tarihe geçti. 19 Şubat 1968 günü ise AP'li vekiller tarafından tabancalı, yumruklu saldırıya uğradı, az daha linç ediliyordu.

RADİKAL - 88 yaşında kaybettiğimiz usta gazeteci Çetin Altan, kaleme aldığı yazılar kadar TİP milletvekilliği yaptığı dönemde siyasetçi olarak da büyük ses getirmişti.
Milletvekili iken Meclis'te yaptığı konuşmalar hep akıllarda kaldı. Özellikle Meclis'te konuşma yaptığı bir sırada sık sık AP'lilerin tacizine ve hakaretlerine uğramasına rağmen Genel Kurul'u yöneten başkanvekilinin de sürekli kendisini uyarması karşısında Altan, Fransız ihtilalinin önde gelen liderlerinden Danton'un yargılandığı ihtilal mahkemesinde söylediği sözü hatırlatır: "Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatasıdır." Bu söz başkanvekilini çileden çıkarır ve kendisine hakaret ettiğini söyler. Başkanvekili, sözünü geri almasını ister. Çetin Altan bunun üzerine, TBMM tutanaklarına geçen şu düzeltmeyi yapar: "Sizin benden yukarıda oturmanız bir marangoz hatası değildir."

Çetin Altan ve İlhan Selçuk bir yürüyüşteyken...


AP'LİLER LİNÇ EDİYORDU
Altan'ın tarihe geçen güçlü hitap şekli, Meclis'te az daha linç edilmesine de yol açıyordu.
Tarih; 19 Şubat 1968, saat gece yarısını çoktan geçmiş. Çetin Altan, o gece AP’li milletvekillerinin saldırısına uğrar, tabancalar konuşur ve olaydan sonra Altan’ın bir gözü büyük zarar görür. İşte yine tarihe geçen o olayı Altan kendisi şöyle anlatır:
“Şimdi o parlamentoda bu ölçüler içinde, gene yazılar aynı ölçüde parlamentonun kürsüsünden sunulurken, saldırılar artmaya başladı ve dokunulmazlığımın kaldırılması söz konusu oldu ve de kaldırdılar da sonunda.
Ve 68 bütçesi konuşulurken senato vardı o zaman. Senato’da bir tek bizim temsilcimiz vardı, İşçi Partisi’nin, çünkü ben o sırada bağımsız girdim ama bağımsızları konuşturmuyorlardı.
Ben de Meclis’e girip hiç konuşmayanlarla alay ediyordum, kendim de o duruma düştüm.
Sonunda önemli bir şey oldu, yani gene partiye mi sataştılar falan, konuşmak istedim, e ben parti adına söz alamıyorum ki; ‘bağımsızım, girdim partiye’ dedim.
Sadun Aren de ‘evet girdi’ dedi ve ben o sırada konuşmak için, ben çok konuşan bir insanım, belli oluyordur zaten, kürsüye fırladım.
Öyle partili oldum ama hani partinin kademelerinde, bilmem nesinde falan, hiçbir zaman da öyle bir siyasi pozisyon için herhangi bir çabam olmadı, benim derdim yazıdır.
Yazıya layık olayımdır, öyle göçüp de gitmek isterim yeryüzünden, bir şeye layık olmaya çalışmış bir adam, tam kıvıramamış olsa bile.
Senato’dan geçerken İçişleri bakanlığı bütçesi, o zamanki İçişleri Bakanı çok ağır şekilde konuştu. Bir bakan bir partiyi o kadar ağır şekilde suçlayamaz çünkü Anayasa Mahkemesi var.
Elinde belge varsa, Anayasa Mahkemesi’ne kapatma girişiminde bulunabilir. Parlamento’dan sadece bize gösteri, şov yapmak için sövmek falan değil, bu bir demagojik oluyor.
Ben onu biliyordum, onun için de İçişleri bakanlığı Bütçesi görüşülürken Parlamento’da, ama bana söylediler; aman bu aralar gitme parlamentoya, başın belaya girecek diye.
Anlatabildim mi? Sadun Aren ile ben evde oturuyorduk ama Parlamento’dan bana telefon geldi bizim parti başkanından, ille de gel diye. Ama kendisi de inmemişti aşağıya, 8 kişi vardı o linç hikâyesinde.
Ben Parlamento’ya geldim, çünkü birkaç defa telefon geldi ama grup odasında oturdum, gene aşağıya inmedim. Bu sefer aşağıdan da çağırdılar, inmek zorunda kaldım.
Ve gene İçişleri Bakanı, sövüyordu. Yeni Türkiye Parti’li bir milletvekili yahu elinde bir belge varsa, git anayasa Mahkemesi’ne dedi, yani burada ne sövüp duruyorsun?
Onların sesi çıkmıyor, sen ağzını açma, e artık öylesine bir tahrik, öylesine bir provokasyon ki, zaten meyilli. Sonunda ‘sen zaten vatan haini, Nazım Hikmet’i savunan adam değil misin?’ diye laf attı.
Ama bayağı büyük şeyler oldu orada, herkes biliyordu aslında. Bir anda, Adalet Partisi milletvekilleri üstüme saldırdılar, ben başımı sakladım yere falan, muazzam tekmeler, Allahtan sıraların arası dar olduğu için, yoksa ölürdüm ben yani.
Bir santimetre beyaz etim kalmamıştı derken bir tabanca çıktı onu gördüm saniyenin onda biri, binde biri ne oldu böyle dedim.
Yunus Koçak üstüme kapandı ve onun başına indi tabanca. Emniyet genel müdür muavini kalp krizi geçiriyor. İçişleri Bakanlığı bütçesi…
Jandarma Komutanlıkları orada, yani en üst düzeyler, bütün İçişleri Bakanlığı’nın bütün görevlileri orada. Yani çok önemli bir bütçe İçişleri Bakanlığı bütçesi ve orada bir adam linç ediliyor, gözelerinin önünde.
Nermin Neftçi ‘adam öldürüyorlar’ diye bir büyük çığlık kopardı, kan içinde kaldı ortalık, dört yerinden hastaneye götürdüler Koçak’ı, o benim hayatımı kurtardı, böyle üstüme kapandı. Hamido’ydu o tabancayı çeken.
Sonra evinde bir bomba geldi, bir şey oldu, kimse de araştırmadı, kimdi bombayı falan, O da parçalanarak öldü. 22 silahla girdiğini röportaj olarak gazetelere açıklamıştı, yani dört tane tabanca şu kadar falan.
Bir santimetre beyaz etim yoktu ama başımı saklamıştım bir banyo yaptım, yazımı da yazdım, ertesi gün çıktım geldim. Üç aya kalkamaz, kemikleri kırıldı diye konuşuyorlarmış, beni görünce hortlak görmüş gibi oldular.”