Şizofren oğulla hayat için dans

Vefakâr anne

Umut Çetintaş'a 17 yaşında şizofreni teşhisi koyan hekimler, 'Sosyalleşmesi şart' dedi. Anne Tülin, onu folklor ekibine yazdırdı. Umut korktu kaçtı, anne yılmadı iki yıl mücadele etti. Ekip Hollanda'da ödül aldı, hoca ödülü Tülin hanıma verdi.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Fotoğrafta bir annenin özverisi ve zaferi var. Folklor giysilerinin içindeki Tülin Çetintaş, şizofren oğluyla birlikte Hollanda'da ödül alıyor. Doktorlar, Tülin Çetintaş'a şizofreni hastası oğlunun iyileşmesi için sosyal faaliyetlerin çok önemli olduğunu söylemişti. O da oğlunu, Dünya Şizofreni Derneği'nin folklor oyunları ekibine katılmaya ikna etmeye çalıştı.
Ancak hastalığın etkisiyle 'hep başaramayacağını' düşünen oğlu, "Yapamam" dedi. Elli yaşındaki anne, pes etmedi, bir yıl boyunca 28 yaşındaki oğluyla el ele tutuşup dans çalıştı. Ama oğlu yarışmada sahneye çıkmaktan korktu. Yine yılmadı, bir yıl daha birlikte çalıştılar, oğluna hep başaracağını söyledi. Sonunda belki başkaları için küçük ama kendileri için çok önemli ödülü birlikte alıyorlardı.
Ameliyat korkusuyla başladı
Tülin Çetintaş, 22 yaşındayken ilk çocuğunu dünyaya getirdi. Eşiyle birlikte adını Umut koyup, geleceğe dair hayallerine onu da eklediler. Beş yıl sonra bir oğulları daha oldu. 10 yıl öncesine kadar küçük, mutlu bir aileydiler.
Umut, artık 17 yaşındaydı. Burnundan ameliyat olması gerekiyordu. Anne ve babasına, sürekli bundan çok korktuğunu, ameliyat olmak istemediğini söylüyordu.
Ameliyattan önceki gece Umut, aniden bambaşka bir insana dönüştü. Odasının perdelerini çekerek karanlığın içine kendini kapattı. Korkuları ve bitmeyen takıntıları ortaya çıkıyordu.
Doktorlar, önce ailesine Umut'un 'ağır bir depresyon' yaşadığını söyledi.
Liseyi bitirmişti, Tülin Çetintaş oğlunu dershaneye, kursa götürmeye çalıştı. Hepsinden ağlayarak, yapamadığını söyleyerek döndü. Kendi içine saplanan düşüncelerinin dağılması için iş bularak çalışmasını sağladı. Ama Umut orada da karanlık bir köşeye çekildi.
Sadece uyumak...
İlk zamanlar, Tülin Çetintaş ve eşi Yıldırım Çetintaş, tek başına dışarı çıkamaz bir hale gelen çocuklarını, elinden tutup parklara götürüyor, gezdiriyor, hayata bağlamaya çalışıyordu. Yıllarca onlarca hastane gezdiler. İlerleyen süreçte Umut'un ilaçları da ağırlaşıyordu. İleri seviyede olmayan bir şizofren hastası olduğunu tespit eden doktorlar ilaçlarını değiştirdi.
Altı yıl boyunca ağır ilaçların etkisiyle Umut, neredeyse sadece uyudu. Annesi hep başında bekledi. Zamanla bütün aile Umut'un hastalığı karşısındaki çaresizlikle aynı karanlığa hapsoldu. Anne-oğul yıllarca evden çıkmadı. Umut, çok bağlı olduğu annesini üzgün gördüğünde, buna kendisinin neden olduğunu düşünüp kötüleşiyordu. Annesi sırf bü yüzden yıllar boyu içi kan ağlarken oğlunun yanında güldü.
İlaçların etkisi ve anne sevgisiyle Umut, altı yılın sonunda hastalığa karşı ilerleme sağladı.
Doktorlar, sosyal faaliyetlerin onu hayata daha fazla bağlayacağını söylemişti. Tülin Çetintaş, 'Dünya Şizofreni Derneği'ni doktorlardan duymuştu. Oğluyla birlikte bir gün Kadıköy'deki dernek binasından içeri, çekingen girdiler. Yıllardır suçsuz birer mahkûm gibiydiler. Orada kader ortaklarıyla tanışınca dertleşip rahatladılar. Bu, yıllardır gördükleri en iyi terapiydi.
Dünya Şizofreni Derneği'nde bir folklor oyunları ekibi kuruluyordu. Gönüllü eğitmen ders veriyordu. Tülin Çetintaş, Umut'u ikna etmek için çabaladı. Hastalığın etkilerinden biri 'Hiçbir şeyi başaramayacağını' düşünmesiydi. Umut, her zaman olduğu gibi savunmasız bir bebek gibi bakıp, "Yapamam, anne" demişti.
Tülin Çetintaş vazgeçmedi. Günlerce derslere gidip sadece oturdular. Sonra 50 yaşındaki anne oğluna yapabileceğini göstermek için dans eden diğer şizofreni hastalarının yanına gitti.
Oysa sadece ilkokulda folklor ekibinde oynamıştı. Oğlu onu izleyerek ikna oldu. Bir gün gelip dans eden annesinin elini tuttu. O da hareketlerini müziğe uydurmaya başladı. Yedi yıldır ilk kez anne ve oğlu birlikte eğleniyordu.
Tek gelirleri emekli maaşıydı. Derneğe yaptıkları otobüs yolculukları bile aile bütçesini etkiliyordu. Yedi ay boyunca Darülaceze'nin bir salonunda 12 şizofreni hastası ve iki anne, halay çekti, dansları öğrendi. Umut, annesinin elini hiç bırakmadı. 2.5 yıl önce Hollanda'da düzenlenen Halk Dansları Yarışması'na Dünya Şizofreni Derneği Folklor Ekibi olarak gittiler. Şizofreni hastalarından oluşan tek halk oyunları ekibi onlardı. Umut, salonu dolduran kalabalığı görünce annesine, aynı sözleri tekrarladı: "Ben yapamam anne." Annesi oğlunun gözlerinin içine bakarak ekiple dans etti.
Türkiye'ye döndüklerinde Tülin Çetintaş vazgeçmemişti. Dernekteki kader ortağı annelerden pes etmemek gerektiğini öğrenmişti.
Bir yıl boyunca tekrar oğluyla folklor ekibinin çalışmalarına katıldı. Geçen haziran ayında folklor ekibi yine sahnedeydi. 14 kişilik ekibin en sonunda anne ve oğlu vardı. Dans başladı.
Ekibin içinde anne, yanında başaran oğluna mutlulukla bakıp gülümsüyordu.
Ekibin dansı bittiğinde bütün salon, şizofreni hastaları folklor ekibini ayakta alkışladı. Onur ödülünü bu ekibe verdiler. Folklor hocasıysa ödülü, oğlu için ekibe katılan ve iki yıldır emeğine tanık olduğu anne Tülin Çetintaş'a uzattı. Ödülü alırken oğlunun elini tutuyordu.
'Biz, aileler hep aynı şeyi düşünürüz'
Derneğe gelmesinden sonra Umut, önemli mesafeler aldı. İlaçların, annesinin ve sosyal faaliyetlerin sayesinde yüzde 80 iyileşti. Gitar çalmaya başladığında annesi, derneğin korosunda şarkı söylüyordu. Umut, her salı Dünya Şizofreni Derneği'nin salonunda gönüllü öğretmenin verdiği İngilizce dersine gidiyor. Annesi sınıfın kapısında oğlunu izliyor, sınıfın en iyi öğrencisi olduğu için oğluyla gurur duyuyor.
Ama her gece kafasını yastığa koyduğunda diğer bütün şizofren hastalarının anneleri gibi aklında onu uyutmayan bir düşünce var. Üstelik hayatına değil, öldükten sonrasına dair bir korku. Tülin Çetintaş, "Yastığa başımızı koyduğumuzda hepimiz aynı şeyi düşünürüz. Biz ölünce çocuğumuz ne olacak? Kim bakacak?" diyor ve hayattan tek isteğini anlatarak devam ediyor: "Devlet bu çocuklar için bir rehabilitasyon merkezi kursa. Burada çalışarak geçimlerini sağlasalar. Kötüleştiklerinde bakımları yapılsa. Biz de gözümüz kapalı ölebilsek..."