Skandal yurtta söz savunmada

İstanbul'da çocukların dövüldüğü yurdun müdiresi: "Elimde sihirli değnek yok ki." Bir bürokrat: "Müdire hanım, elimizdeki adaylar arasında en iyi isimdi."
Haber: TARIK IŞIK / Arşivi

ANKARA - "Şoförden müstahdeme kadar herkes çocuklara karışıyordu. Öğretmenler neyi yapacaklarını, nasıl yapacaklarını bilmiyordu. Yuvada doktor ve psikolog yoktu. Temiz su, sıcak su yoktu. Ancak elimde sihirli değnek yok ki..."
"Elimizde liyakat sahibi eleman var da müdür yapmadık mı?"
Bunlar, 'Malatya faciası'ndan sonra çocuk yuvalarını düzeltme sözü veren devletin bir buçuk yıl sonraki 'çaresizlik' itirafları. İlk ifadeler, 'Arena' programının ortaya çıkardığı dayakla gündeme gelen yuvanın müdiresinden. İkinci cümle ise bu yuvaların emanet edildiği kurumun yetkilisine ait...
'Elimden geleni yaptım ama...'
Basının, çocukların 'mimlenmemesi için' ismini açıklamadığı İstanbul'daki Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) yuvasının müdiresi Selma Çiliç, olayın ardından Radikal'e konuştu. Çiliç, yuvada yaşanan şiddetten, televizyonda yayımlanan görüntüler sayesinde haberdar olmuş. Zaten müdürlük görevine de 5 Ocak 2007 günü başlamış. Kendi anlatımına göre bu süre içinde 'elinden geleni' yapsa da yuvayı 'insana yakışır hale' getirememiş. İşte Çiliç'in ağzından, yuvaya müdür olarak geldiğinde karşılaştığı manzara:
"Şoförden müstahdeme kadar herkes çocuklara karışıyor, kendilerince bir şeyler öğretmeye çalışıyordu. Öğretmenler ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını bilmiyordu. Yuvada doktor ve psikolog yoktu. Temiz su sağlamakta zorluk çekiyorduk. Kombi olmadığı için sıcak su da yoktu. Personelin ne zaman girip ne zaman çıktığı bile belli değildi. Yuvada müthiş bir başıbozukluk ve dedikodu ortamı vardı. Göreve geldikten sonra elimden geldiğince bir şeyleri düzelt-meye çalıştım. Ancak elimde sihirli değnek yok ki. Her şey birdenbire olmuyor. SHÇEK'in küf kokan koridorlarını yaşanır hale getirmek için çalıştım."
Selma Çiliç, müstahdemken Refahyol döneminde 'din görevlisi' olan, ardından 'grup sorumlusu öğretmenliğe terfi eden' ve çocuklara şiddet uygularken görüntülenen A.D.'yi ise defalarca uyardığını söylüyor:
"Müdür olmadan önce de yurda gönüllü olarak geliyordum. A.D.'yi o zamandan tanıyordum. Çocukların servislere binip-inmelerinde nezaret ediyor ancak işini özenle yapmıyordu. 'Ta o zaman 'Müdür olursam elimden çekeceğin var. Seni not aldım' demiştim. Müdür olduktan sonra gözüm hep üzerindeydi. Ama yeterli olmamış. Çocuklara şiddet uyguladığını bilmiyordum."
'Yurt değil toplama kampı'
Çiliç, yuvanın kasvetli havasını değiştirmek, çocukları sıcak bir aile ortamına kavuşturmak için projeler geliştirmiş ancak 'toplama kampı' havasını değiştirememiş:
"Burası toplama kampı, hapishane gibi.
Etüt salonları, koridorlar kapkara. Böyle bir ortamda çocukların beden ve ruh sağlığı nasıl korunabilir?"
Şimdi diğer 'itiraf'a gelelim... Selma Çiliç, 1994-2004 yılları arasında Eşref Bitlis İlköğretim Okulu'nda resim-iş öğretmeni olarak, 2004-2007 arasında da Bahçelievler Öğretmenevi'nde müdür yardımcısı olarak görev yapmış. Selma Çiliç'in yuvaya müdür olarak atanmasında rol alan üst düzey bir SHÇEK bürokratı, 'Aslen resim-iş öğretmeni olan Çiliç'in neden müdür yapıldığı' sorusuna şu yanıtı veriyor:
"Selma hanım, müdür olmadan önce de yurda gelir gider, gönüllü öğretmenlik yapardı. Allah aşkına elimizde liyakat sahibi eleman var da müdür yapmadık mı? Selma hanım elimizdekilerin en iyisiydi."
Dayak görüntülerine sahne olan yuva, 1997'den beri her iki yılda bir müdür değiştirmiş. Bu sürede yurttaki bebekler okula başlamış, çocuklar büyümüş. Ancak dayak ve ilgisizlik hiç değişmemiş.
Siz, yetkili koltuklarında oturanlar, yuvada bir çocuk ağlıyor, duyuyor musunuz, yoksa elinizden bir şey gelmiyor mu?