@hakki_ozdal

'Sokak gazeteciye dar ediliyor'

'Sokak gazeteciye dar ediliyor'
'Sokak gazeteciye dar ediliyor'
Gezi Parkı protestoları kapsamında gazetecilere yönelik artan şiddet uygulamalarını Kurtuluş'ta dövülerek gözaltına alınırken çekilen görüntüleri çok tartışılan gazeteci Gökhan Biçici'yle konuştuk: "Sokakları gazeteciler için yeniden güvensiz haline getirmeye yönelik sistematik bir politikayla karşı karşıyayız."
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi protestoları 1 ayı aşkın süredir devam ediyor. Gezi Parkı’ndaki inşaat çalışmalarına karşı az sayıda insanın başlattığı ‘ağaç nöbeti’ne polisin sert müdahaleleriyle birlikte hem görülmemiş ölçüde kitleselleşen hem de kapsamı ‘ağaçlar’dan çıkarak, ‘yerel yönetimlerde demokrasi’den ‘medya düzeni’ne pek çok alana yayılan protestolar sırasında 5 kişi hayatını kaybetti ve Türk Tabipler Birliği’nin verilerine göre binlerce kişi yaralandı. Yaralananlar, darp edilerek gözaltına alınanlar arasında çok sayıda gazeteci de var.
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayınladığı ve polis şiddetini kınayan açıklama, “Yetkililer gazetecileri hedef almayı sürdürüyor” başlığını taşıyordu:
“Güvenlik kuvvetlerinin, habercilere göz yaşartıcı gaz veya plastik mermi sıkarak, darp veya hakaret ederek, görüntülerini silmeye zorlayarak görevlerini kötüye kullanmaya ısrar etmelerini kınıyoruz… Hükümet acilen medya veya blog sahiplerine yönelik baskıları sonlandırmalı ve bu sapmalara neden olan görevlileri cezalandırmalıdır.”
RSF’yi harekete geçiren, 6 Temmuz günü Gezi Parkı’na gitmek isteyenlere yönelik polis müdahaleleri sırasında Taksim Meydanı ve Beyoğlu sokaklarında görevlerini yaparken yaralanan/darp edilen 12 ve gözaltına alınan biri yabancı 3 gazeteciydi.
Türkiye ’de geçmişte de özellikle toplumsal gösterilerde güvenlik güçlerinin gazetecilere yönelik sert tutumları söz konusuydu. Kürt kentlerindeki kitle gösterileri başta olmak üzere neredeyse tüm bölgelerde gazeteciler ‘müdahale’lerden payını alıyordu. Ancak son yıllarda bu konuda görece bir iyileşme söz konusuydu. Gezi protestolarından sonra tablo yeniden değişti. Özellikle ‘parkın boşaltıldığı’ 15 Haziran’dan itibaren gazeteciler pek çok saldırının hedefi oldu. Bunların arasında biri basına yönelik uygulamaların görünür hale gelmesini sağlayan ilk ‘kayıtlı saldırı’ olması nedeniyle öne çıktı. 16 Haziran günü, Harbiye-Kurtuluş bölgesinde devam eden gösterileri izleyen İMC TV editörü Gökhan Biçici, bir ara sokakta, 4-5 polis tarafından dövülerek gözaltına alınmış, balkonlarına çıkan insanlar bir yandan polisi protesto ederken bir yandan da olanları kaydetmişti. 





Gökhan Biçici iki gün sonra serbest bırakıldı ve görevini yapmaya devam etti. Ancak gazetecilere yönelik buna benzer uygulamalar da artarak sürdü. Öyle ki, 6 Temmuz günü yine koluna plastik mermi isabet eden Biçici’nin de aralarında olduğu 12 gazeteci yaralandı.
Gazeteciler bu konuda hem kendileri için hem de ‘halkın haber alma hakkı’ açısından kaygılı. Gazetecilere yönelik devam eden şiddete maruz kalmış olan Gökhan Biçici’yle, yaşadıklarını ve bu eksende ‘sokakta gazetecilik’ yapmanın güncel sıkıntılarıyla bunun ‘haber’ açısından önemini konuştuk…

‘BEN SENİN GİBİ BASININ…’ 
Biçici 16 Haziran günü Şişli’de birikmiş göstericilerle zaman zaman onlara müdahale edip geri çekilen Rumeli kavşağındaki polisler arasında gidip geliyor, bazen de tableti aracılığıyla “usstream/emekdunyasitv” adresinden canlı yayın yapıyordu. Bir süre sonra yanına gelen bir Çevik Kuvvet amiri ‘kim olduğunu’ sorunca boynunda asılı olan basın tanıtım kartını gösterdi.
Biçici gerisini şöyle anlattı: “Amir ‘Ben senin gibi basının...’ diyerek sinkaflı bir küfür etti. O bunu yapınca diğer polisler de etrafımı sardı. Tablet bilgisayarıma el koydular. Boynumdaki gaz maskesini kopartarak parçaladılar, kaskımı ve gözlüğümü kırdılar. Çantamı boşaltarak arama yaptılar. Amir ‘Bunu alın’ diyerek uzaklaştı ve yanıma bir polis memuru diktiler.”
Biçici, ‘kontrol altında’ tutulurken polisin yoğun gaz bombası kullandığı müdahaleleri sürüyordu ve maskesi, gözlüğü olmadığı için gazdan etkileniyordu. Müdahale eden polisle hareket etmek zorunda kalmıştı ancak henüz ‘tam bir gözaltı muamelesi’ yoktu:
“Telefonum bendeydi ve iki defa İMC TV’ye bir defa YÖN FM’e canlı telefon bağlantısı yaptım ve durumumu Twitter hesabım üzerinden de paylaşıyordum. Benim alınmam müdür emri olduğu için polisler bırakamıyordu, bu esnada iki üç polisle gayet medeni diyaloglar da kurabildim. Saat 19.10’da son tweet'imi attım. Birkaç dakika sonra polis müdahalesi tekrar başladı. Evlerindeki insanların tepkisi de artıyordu. Tencere tava eylemi yapıyorlardı. Polisler de yukarıya doğru cop, bayrak veya el sallıyordu. Karşılıklı atışmalar vardı, çok ilginç bir görüntü oluşmuştu ve ben de telefonumla kısa bir görüntü ve birkaç fotoğraf aldım. O esnada yanıma bir sivil polis geldi. Fotoğraflarımı silmek isterken çıkan sözlü tartışmanın ardından hakaret ederek fiziksel müdahaleye başladı. Diğer polisler de yanımıza geldi ve ellerimi, kollarımı tuttular. O sivil polis diğerlerine, ‘Alın bunu, götürün bir apartman boşluğuna işini bitirin’ dedi. Gezi olayları sırasınca polisin bu tip uygulamaları olduğunu biliyordum. İnsanları gözaltına alır gibi yapıp, saatlerce dolaştırıp, dövüp bıraktığı örnekler vardı. Vurmaya da başlamışlardı… Ben de can güvenliğimin de artık tehlikeye girdiğini düşündüğüm için, ‘Ben gazeteciyim, yardım edin’ diye çevreye bağırdım. Bunun üzerine iyice saldırganlaştılar ve her yönden vurmaya başladılar. Kendimi yere attım ve cenin pozisyonu alarak korunmaya çalıştım. O sokak boyunca pencerelerdeki insanlar inanılmaz tepki gösterdiler. Bu arada polisler kafama ve kasıklarıma darbe üzerine darbe indiriyorlardı. Bu darbelerin amacının kalıcı hasar bırakmak olduğu çok açıktı.”
Polisler Biçici’nin ellerini arkadan çapraz olarak kelepçeledi ve sıktı. Gözaltı otobüsüne de tartaklanarak bindirildi. Gözaltındayken şikayet konusu olabilecek bir ihlalle karşılaşmadı:
“Polisler kurallara uygun davranmaya özen gösteriyordu, ‘CMUK içerde geçerli ama dışarıda değil’ esprileri yapılıyordu.”
48 saat sonra serbest bırakıldı. 

Gazeteciler: Baskıyı durdurun!


‘SOKAKLAR GAZETECİLER İÇİN GÜVENSİZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR’ 
Biçici, “Gezi Parkı’nın polis tarafından boşaltıldığı günlere doğru gazetecilere yönelik polis şiddeti ve tacizi sistematik olarak artmaya başlamıştı. Bana yapılan uygulamanın bir benzeri Milliyet muhabiri Ceren Büyüktetik’e de yapılmıştı. Ben önce ‘İMC TV’de çalıştığım için bunların yapılmış olabileceğini düşünmüştüm. Ancak Milliyet’ten Star’a, El Cezire’den Zaman’a kadar pek çok gazetecinin de yaralandıklarını, gözaltına alındıklarını görünce; genel olarak gazetecilere yönelik bir sokak baskısı olduğunun farkına vardım. Sokakları gazeteciler için yeniden güvensiz haline getirmeye yönelik sistematik bir politikayla karşı karşıyayız.”
“Sokakların güvensiz hale getirildiği gazeteciler için çalıştıkları kurumlar, evleri de güvensiz olacaktır. Çevik kuvvet polisleri uzun süreden beri genel olarak toplumsal olaylar esnasında gazetecilere yönelik bir müdahalede bulunmamaya özen gösteriyorlardı. Bu alanda ortaya çıkan tepkiler ve yılların kazanımları polisi bir noktaya getirmişti. Ancak şimdi yukarıdan aşağıya merkezi bir yönelimin sonucu olarak Çevik Kuvvet polisleri de görevi başındaki gazetecileri yeniden ‘düşman, tehdit’ olarak kodlamaya başladılar.”
Sarı basın kartına sahip olmayanların gazeteci olarak kabul edilmemesi yeni bir durum değil. Türkiye’nin dünyada tutuklu gazeteci sayısı bakımından 'lider ülke' olduğu biliniyor. Sanıyorum şu anda 60’ın üzerinde gazeteci hâlâ tutuklu. Ancak Başbakan ve hükümetin bu sayıyı az göstermek için zaman zaman “onların sarı basın kartı yok, gazeteci değiller” dediğini biliyoruz.
Biçici sözlerini şöyle bitiriyor, “Sokakları gazeteciler için yeniden güvenli hale getirmeye yönelik kısa vadeli tedbirlerin alınması şart” diyor, “Kısa vadede, görev yapan gazetecilerden sarı basın kartı talep edilmesi uygulamasından vazgeçilmeli ve bu mesela bir genelge yoluyla İçişleri Bakanlığı ve Emniyet teşkilatına ilan edilmelidir.”
Sosyal medyanın ve yurttaş gazeteciğinin yükselişi bir veri. Gazetecilerin ortak davranma noktasında adımlar atmaları; bu dönemin özgünlüklerini ve teknolojik olanaklarını düşündüğümüzde, çeşitli alternatif medya araçlarının, mecralarının ortaya çıkması ve var olanların daha güçlü hale gelmesi noktasında da önemli etkileri olabilir. Bu noktada anahtar kelimelerden birisi, “Gazeteciliği Gezi ruhuyla yeniden ele almak” olabilir diye düşünüyorum.