Soldaki ayrımlar ideolojik kökenli

Soldaki ayrımlar ideolojik kökenli
Soldaki ayrımlar ideolojik kökenli
Emek Partisi Başkanı Levent Tüzel de soldaki ayrışmayı bir 'sınıfsal bakış farkı' olarak görüyor: Ayrı cephede olmamızda beis yok.

Referandum sonrası sol/sosyalist harekette daha net bir ayrışma yaşandığına katılıyor musunuz?
Ergenekon, laik-şeriat kamplaşması, türban, ulusalcılık, darbe-ordu, demokratikleşme, ‘açılım’ ve referandum gibi gelişmeler karşısında birçok çevre ‘sağa-sola’ savrulmuş durumda. Kürt sorunu ve buna bağlı ‘bölgesel özerklik’, ‘iki dilli yaşam’ gibi sorun ve tartışmalar da ‘sol/sosyalist’ olarak tanımladığınız çevrelerde farklı tutumlara neden oldu. Bunun nedeni elbette ideolojik. İşçi ve halk hareketine bağlanmamış ve böyle bir kaygısı bulunmayan güçler giderek hepten savruluyor ya da bir yerlere eklemleniyorlar. AKP karşısında durmak adına statüko savunuculuğu yaparak mevcut olana sarılanlar olduğu gibi, AKP’nin politikalarını ‘demokratikleşme’ olarak destekleyen, sol/sosyalist olduğunu iddia eden çevreler de var. Soruna sınıflar arası mücadeleden ve işçi sınıfı iktidarından bakmayan her politik çevrenin yaşamaktan kaçınamayacağı handikapları görüyoruz.

‘Yetmez ama evet’ diyenlerin, referandumdan sonraki hükümet politikaları hakkında ne düşündüklerini izah etmeleri gerek. Kürt sorununda ısrarla sürdürülen tekçi anlayış, TSK tarafından yayımlanan bildiriler karşısındaki zımni destek açıklanmalı. Alevilere ve farklı inançlara karşı tutum, ‘torba yasa’ ile getirilen ekonomik, sosyal ve siyasal hak gaspları için AKP’ye ne diyorlar? Emek Partisi olarak biz, bu sorunlar ve gelişmeler karşısında ‘sol/sosyalist hareket’ olarak tanımladığınız parti ve çevrelerle büyük farklılık ve ayrılıklara sahibiz. Burjuvaziye, sağda ve ‘sol’da görünen tüm düzen partilerine karşı mücadele eden bir sınıf partisi olarak, liberallerin bizi ayrı cephede görmelerinde bir beis görmüyoruz.

Bundan sonrası için nasıl bir manzara görüyorsunuz? Örneğin sol güçler seçimlere nasıl katılacak?

Kürt hareketi ( BDP ), ÖDP, TKP, Halkevleri ya da başkalarıyla kurduğumuz ve kuracağımız ilişkiler dönemin ihtiyaçları üzerinden varılan mutabakatın ürünü olarak görülmelidir. 2011 Haziran seçimlerine ilişkin tutumu da sermayeye ve sermaye hükümetine karşı bir işçi ve halk seçeneği yaratma sorunu olarak görüyoruz. Demokratik ve halkçı bir anayasa mücadelesini de kapsayan, emek ve demokrasi talepleri üzerinden bir seçim politikası için çaba gösteriyoruz. Kürt sorununda bölgesel özerkliğe ve iki dilli yaşama olanak tanıyan, türbanı üniversitelerde eğitimin önünde bir engel olmaktan çıkaran, Alevi ve farklı inançtan yurttaşlarımızın ayrımcılığa uğramadıkları, laik bir yaşamı öngören, doğayı koruyan, örgütlenme, basın ve düşünce özgürlüğünü, halkçı bir ekonomiyi ve emeği savunan bir platformda hareket edeceğiz. AKP ve CHP’ye karşı, emek, barış ve demokrasi talepleriyle güç birliği oluşturmak gerekiyor.

 

DEMOKRATİK HAKLAR FEDERASYONU



Hiç aynı zeminde olmadık ki
Gerek “Ergenekon” sürecinin gerekse 12 Eylül 2010 referandumu sürecinin, kendini sol, sosyalist, devrimci olarak tanımlayan kesimler içerisinde zaten var olan kimi ayrım noktalarını kimilerince daha görünür hale getirdiği doğrudur. Ancak ayrışmak için öncelikle en genel anlamda da olsa aynı zeminde olmak gerekir. Bugün AKP’ye ‘ilericilik’, ‘reformculuk’ atfeden, statükoya karşı onunla ittifakı önererek yeni bir şey söylediklerini sanan bu liberal burjuva bayların, neredeyse bir asır önce “gericilere karşı, ilerici, reformcu burjuvaziyle ittifakı” öneren revizyonizmin eski modellerinden esasen hiçbir farkı olmadığı ortadadır. Lenin’in deyimiyle “Marx, aynı zevkle, hem sosyalizmi reddederek bir unvan yapmak isteyen genç bilim adamları ve hem de her türden defteri dürülmüş “sistemler”in geleneğini koruyan köhneleşmiş ihtiyarların saldırısına uğradı.” Komünistler ve devrimciler, bugün bir kısmı Taraf gazetesine akın etmiş bu nitelikteki burjuva zevat ile aynı saflarda telakki edilmeyi asla kabul etmezler.

Daha görünür bir ayrışmadan bahsedilecekse bunu, sürece dair temel analizlerdeki farkta aramak gerekir. Hükümete yedeklenmemek adına (ki bu haklı bir kaygıdır) yönelimini AKP karşıtlığı üzerine inşa eden dostlarımızın fiilen CHP’nin yedeğine düşmesi de reformizmin sistem içi ufkunun kaçınılmaz sonucudur.

Demokratik Haklar Federasyonu, tüm demokrasi güçleriyle birlikteliği güçlendirme çabasını sürdürecek, aynı kararlılığı reformizm ile ideolojik mücadelede de koruyacaktır.

Bir dizi biterken birkaç söz
‘Sosyalist solda derin yarılma’ dizisi 30 Aralık’ta yayımlanmaya başladı ve yayındaki ilk dört gün boyunca, geniş ve çok parçalı bir tartışmanın da odağı haline geldi. Hem gazetemizin internet sitesi ve farklı internet mecraları, hem de ‘sol aile’ için çok önemli bir başka iletişim mecrası olan bireysel haberleşme ağlarında hararetli bir tartışma yürütüldü.

İnternet sitemizdeki haber, alışılmıştan farklı olarak 200’ün üzerinde okuyucu yorumu aldı. Telefonlar, faks ve bizzat ‘sözlü iletme’ yoluyla sayısız tepki aldık.

Bir savunma pozisyonuna geçerek ‘yanıtlamak’ amacıyla değil, ama bu diziyi ilgiyle izleyen pek çok okurumuzun da bu çok mecralı eleştirilerin ortaklaştığı noktalara ilişkin veriye erişebilmesi açısından bir iki temel ‘tepki noktası’nı sıralamalıyız. Sunum ve eldeki malzemenin kullanılmasına ilişkin önemli tepkiler aldık. Tarafları birbiriyle ‘didişen’ bir pozisyonda gösterdiğimizi söyleyen de oldu, ayrımların net görünmesini sağlayan bir kontrast yarattığımız söyleyenler de... Bazı yanıtların çok kısaltıldığı ve bu yapılırken toplam anlamın çok önemsenmediği yönünde de eleştiriler aldık. Ve tabii ‘biz niye yokuz’ diyenler oldu... Son derece sınırlı bir alanı kullanarak yayımlamaya çalıştık bu diziyi. Bazılarına ulaşmakta zorlandık, bazı parti ve kişileri ise genel bir temsiliyetin bulunduğu düşüncesiyle çok kısa anmalarla geçmek zorunda kaldık. Ve yoğunluktan kullanılamayan ama konunun özü açısından çok değerli, önemli olan değerlendirmeler, özellikle okur yorumları da oldu.

Amacımız, çeşitli kesimlerin ‘sosyalizm anlayışları’ üzerine ideolojik bir panoroma çıkarmak değil, çok güncel ve bizim icat etmediğimiz bir tartışmaya ilişkin tutumları aktarmaktı. Şimdi bunca geri bildirimden sonra şu kadarını söylemeliyiz ki ‘kalbi solda çarpanlar’ hatta bize kızgınlıkla parmak sallayanlar dahi, bir tartışmanın gerekliliğini fark ediyorlar.