Son duraklar Şehrin uçlarında yaşayanlar

Son duraklar Şehrin uçlarında yaşayanlar
Son duraklar Şehrin uçlarında yaşayanlar
Alman gazeteci Christa Pfafferott, Radikal için metroya bindi ve 'son duraklar'da yaşayanlarla konuştu. Yaşadıkları yeri seviyorlar mı, Taksim'deki protestolar hakkında onlar ne düşünüyorlar? İşte son duraklar haritası...
Haber: CHRISTA PFAFFEROTT / Arşivi

Tüm dünyada şehirler büyüyor, ancak özgürlüğe doğru gelişmiyor. Şehrin çekirdeğinde yaşamayı karşılayamayanlar –işsizler, çok çocuklular, emekliler- şehrin eteklerinde yer bulabiliyor. Büyük şehirlerde yeni konut bölgeleri ve metro hatları inşa ediliyor, umutsuzca konut arayan insanlara çoğunlukla şehrin dışında kalan çekici konut alanları vaat ediliyor.
Gayri resmi nüfusu 17 milyon tahmin edilen ve pek çok şey olmak isteyen -Avrupalı, Asyalı ve Amerikalı- İstanbul , bilhassa şiddetle genişliyor: Sürekli metro ağları kuruluyor, denizin altından Avrupa ve Asya taraflarını birleştiren ‘Marmaray’ daha yeni devreye girdi. Çevreciler protesto etse de, 3. Boğaz köprüsü de inşa ediliyor.
Metroyla şehrin uçlarına yolculuk ettiğinizde, Boğaz’ın, tarihi eserlerin ve eski kentteki Haliç’in güzelliğini unutuyorsunuz. Yazın gerçekleşen protestolarının nedenini, şehrin eteklerinde çok bariz görüyorsunuz: Trafik, evlerin yüksekliği ve AVM’lerin yoğunluğu artıyor. Ortam gergin, açık bir yol, dinlenecek bir yer bulmak zor.
Şehir bir yanıyla parçalanmış gözüküyor. Erdoğan dönemindeki ekonomik büyümeyi pek çok insan destekliyor ama aynı zamanda Gezi protestolarından 6 ay sonra memnuniyetsizlik artmaya devam ediyor. Park göstericilerden ‘temizlense’ de, buraya alışveriş merkezi yaptırmama amacına ulaşıldı. Ancak bununla şehirdeki meydan savaşı sona ermedi. Her yerde insanlar yaşayacak, çalışacak, düşünecek ve hayal kuracak yer haklarını savunmaya çalışıyor.
Bu şehrin çok katmanlı bir resmini gösterebilmek için basit bir fikrin peşine takıldık: Genelde en iyi resmi dışarda duran çizer. Bu yüzden metroya bindik ve farklı hatların son duraklarına dek, şehrin dönüşümünün kendini en çok gösterdiği yerlere yolculuk ettik. Metro hatlarının sonundaki, kenardaki insanlar şehre dair hislerini anlattı. Hem de protestolardan sonra insanların daha çok alan için verdikleri savaşın izini sürdük.

‘Fikrimi bilseler işten atarlar’


28 yaşındaki Buket Kartal’da. TKP üyesi. Her cumartesi son durağın çıkışında gazete satıyor. Buket ve eşi, çektikleri evlilik kredisini ödediklerinden kayınvalidelerinin yanında oturuyor. Hükümete yakın bir kozmetik firmasında kimyacı olarak çalışıyor. ‘’Komünist olduğumu bilseler, işten atarlar’’ diyor. Buna rağmen fikirlerini sergilemekten çekinmiyor: ‘’Ülkede dinin etkisi artıyor. Son beş yıldır, şehirde başörtüsü takan genç kadınların sayısı arttı. Bunu özgür iradeleriyle tercih ettiklerini söylüyorlar. Oysa bu kararı verenler genellikle aileleri ve kocaları. Başörtüsü takan kadın sayısı arttıkça, diğerlerine de baskı artıyor. Şehrin varoşlarında o bakışları fark ediyorum.’’

Beylikdüzü: AVM cenneti!


Seyahatim boyunca bana yardımcı olan Bahadır, kısa süre önce Kadıköy’de oturuyordu. Ama sonra Beylikdüzü’ne taşındı. Şehrin bu bölgesi daha 15 yıl önce kuruldu, şimdi ise 250 bin kişi yaşıyor. Sözde orta sınıf: “Burada bloklardan ve AVM’lerden başka bir şey yok. AVM’ler insanların sadece para harcaması için kurulmuş kafes gibiler. Ama alışveriş için ben de AVM’ye gidiyorum. Çünkü şehir merkezine hangi yoldan giderseniz gidin 1.5 saat sürüyor. İstesem de istemesem de, yerlerin dağılımı, beni karşı olduğum sistemi destekler durumda bırakıyor.” Metrobüste yer kapmak için insanların savaş verdiğini söyleyen Bahadır, “İstanbul’da yaşamak, her gün koşulması gereken bir maraton. Ve burada hayatta kalmak istiyorsan, rakiplerini yolunun üzerinden devirmek zorunda kalıyorsun. Çünkü senin yaptığın işi yapmak için bekleyen başka birileri var. Şehrin kenarında yaşamak, yaşama bakış açını değiştiriyor: Kendini tecrit edilmiş hissediyorsun. Metrobüste geçirilen 1.5 saat insanın enerjisini emiyor. Yoruluyorsun. Ama aile kurmak isteyenler, burada yaşamak zorunda kalıyor. Çünkü burada fiyatlar görece müsait.’’

Marmaray’da yüzler gülüyor


Marmaray’ın açılış töreni sırasında Üsküdar durağında Aytaç Hanım ile konuştuk. Doğma büyüme Üsküdarlı. Muhafazakar görüşleri olmasa da sıkı Erdoğan taraftarı. Kadınların bağımsızlığı onun için önemli, kızı Paris’te okumuş ve orada çalışıyor. Aytaç Hanım Erdoğan’ı, şehri geliştirdiği, tünel, köprü, toplu konut gibi büyük projeleri gerçekleştirdiği ve her bakımdan büyümesini sağladığı için seviyor. Gezi Parkı protestoları gibi olayları ciddiye almıyor. ‘’Oradaki insanlar Erdoğan’ın ülke için ne kadar iyi olduğunu anlayamıyor. Bunlar gerçek Türk değil. Gerçek Türkler protesto etmez’’ diyor. ‘’Erdoğan iktidara 20 yıl erken gelseydi, şimdiye dek Avrupa’nın en güçlü ülkesi olurduk’’ görüşünü dile getiriyor Aytaç Hanım.

Kadıköy’de bira kaçamağı


Ezgi psikoloji öğrencisi. Son metrobüs durağı Söğütlüçeşme’de iniyor. Birkaç kitabı alabilmek için Marmara Üniversitesi’nin kütüphanesine gitmek istiyor, ama kapıdan içeri almıyorlar. Protestolar nedeniyle güvenlikçiler kimseye güvenmez olmuş. Ezgi, Avrupa yakasına geçip eve geri dönmeyi düşünüyor, ama buraya gelmek için bu kadar yol kat etmesine değmesi lazım. Dolayısıyla planda olmayan bir bira ısmarlayıp anlatıyor: ‘Biz orta sınıfız. Ve orta sınıf fazla düşünür. Biz iki sınıf arasında sıkışmışız. Kendilerine vaat ettiği için Erdoğan’ı seçen yoksullar ile statülerini sağlamlaştırdığı için Erdoğan’ı seçen zenginler arasında. Erdoğan’ın ülkeye yeni bir orta sınıf kazandırdığını söylüyorlar. Ama ben buna inanmıyorum.’’ Ezgi martta oyunu muhalefete verecek, ama umudu olduğundan değil: ‘’Gezi’de dünyayı değiştirebileceğimizi düşündük. Kendimi hiç bu kadar özgür hissetmemiştim. Ama ne değişti?”

Merkezden kaçan da var!


Murat ve Anna’yı Metrokent durağında buluyoruz. Anna merkeze taşınmak istiyor, ama zengin bir semt olması kaydıyla: ‘’İstanbul’da merkez, merkez gibi değil. Diğer şehirlerin çoğunda, merkez güzel, varoşlar çirkindir. Buradaki merkezde uyuşturucu bağımlıları, fahişeler yüzünden asla taşınmayacağım Aksaray ya da Taksim gibi yerler var.’’ Murat yerinden memnun, merkezin genelde çok kalabalık ve pis olduğunu düşünüyor.

Sultangazi’de işler yolunda mı?


Ayhan, Mescidi Selam son durağında çöp toplayıcısı. Çöplüğe giderken bize kameramızı toplamamızı tavsiye ediyor: ‘’Burada öyle sokaklar vardır ki, dikkatsiz insanlar için giriş olur ama çıkış olmaz.’’ Sultangazi İstanbul’un en yüksek suç oranına sahip ilçelerinden. Ama Ayhan şehrin kenarında yaşamaktan memnun. Şehir içindekinden çok daha fazla çöp toplayabiliyor. Her gün 35 euro kazanabiliyor. Erdoğan’a inanıyor, o yüzden marttaki seçimlerde oyunu yine Erdoğan’a verecek. ‘’O da bizim gibi fakir mahalleden geliyor. Kenar mahalle insanlarını önemsiyor’’ diyor. Ayhan’in sağlık sigortası yok, ama hayatından mutlu. Ayhan’ın çalışma arkadaşı Hidayet Afgan göçmeni. Son ayların acı bilançosunu çıkarıyor: ‘’Burada insan haklarına Afganistan kadar az önem veriliyor. Suriyeli bir göçmen olsaydım, daha fazla şansım olurdu, Türk hükümeti beni desteklerdi. Ama bana kala kala çöplük kaldı.’’

Metro hayatını değiştirdi ama...


Kamuran’ın evi Hacıosman’da. Oturma odası doğrudan durağa bakıyor. Metronun yararından çok zararını gördüğünü söylüyor. Artık merkeze hızlı gidiyor, ama semtinde pek çok ağacı kesmişler, sokağında gürültü artmış, penceresinin önünde içki içip tiner koklayanlar var. Artık akşamları sokağa çıkmaya çekiniyor, tatil günleri ailesiyle piknik yapacak yer bulamıyor. Kısa süre önce Zekeriyaköy’e taşınmak istiyordu. Ama artık oraya da 3. Köprü yapılıyor.