Sopa var, su var, işkence yok!

Sopa var, su var, işkence yok!
Sopa var, su var, işkence yok!
Engin Çeber davasına 13 polis zorla getirilecek

 

İSMAİL SAYMAZ

İSTANBUL - İstinye Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi ve Metris Cezaevi’nde gördüğü işkenceler sonucu ölen Engin Çeber’e ilişkin davanın üç gün süren davası trajikomik ifadelerle tamamlandı. Cezaevi kamerasına elinde sopayla yakalanan sanık infaz koruma memuru Öncay Bozo, "Sopanın niye orada olduğunu bilmiyorum” dedi. Bozo’ya göre, 'kime ait olduğunu görmediği bir el' Çeber ve arkadaşlarına birkaç maşrapa su atmıştı. Çeber’in oturduğu sandalyenin çekildiğine de tanıktı fakat, kim çekmiş, onu da bilmiyordu… Sıra Çeber'in arkadaşlarıyla 'görülmeyen, duyulmayan' işkenceyi ifadelerinde ayrıntılı olarak anlattı. Duruşma ertelenirken mahkeme polislerin bir dahaki duruşmaya zorla getirilmesine karar verdi.

Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın dünkü üçüncü duruşmasında, sorguları tamamlanmayan Metris Cezaevi’nin diğer sanık infaz koruma memurları konuştu. Cezaevi kamerasında, 1 Ekim 2008’de elinde sopayla görüntülenen sanık Öncay Bozo, o gün sayım için tutuklu sanık Yavuz Uzun ve Murat Çise’yle koğuşa girdiklerini, içerideki dokuz tutuklunun ayakta beklediğini, Çeber ve iki arkadaşınınsa oturduklarını söyledi. Bozo’ya göre, yaklaşık beş dakika süren 'sayım' şöyle geçti: "Uzun ve Çise, sandalyede oturan üç tutukluyu zorla kaldırmaya çalıştı. Tutukluları kaldırmak için çekip yere düşürmek şeklinde fiziksel temas vardı. Fakat kim olduğunu hatırlamıyorum."

'Hem gördüm, hem görmedim'

Bozo'nun 'hem görüp hem görmedikleri' bununla sınırlı değildi. Cezaevi kamerasına elinde sopayla yakalanışınıysa, "Murat Çise’nin elinde 65 santim uzunluğunda ve 4-5 santim genişliğinde sopa vardı. Çise, sopayı sigortaları kaldırmak için getirdiğini söyledi. Ama elektrik kesintisi yoktu. Cezaevi kurallarına göre, sopanın orada olmaması gerekiyordu. Alıp çöpe attım" diye anlattı. Bozo, Çeberlerin ıslatıldığı iddiasını, "Birkaç el maşrapa su döküldü" diye kabul etti. Fakat, 'o elin kime ait olduğunu' görmediğini söyledi. Sadece, 'çıkarken yerlerin ıslak olduğunu' görmüştü. İddiasına göre çıkarken, arkadaşlarına "Bayramdır, bırakalım" demişti. Ali Aslantürk de üç tutukluya ayağa kalkmaları istenirken, koğuştaydı: “Murat Çise; Çeber’e ‘Ayağa kalk’ dedi. Kalkmayınca altındaki sandalyeyi çekti, Çeber yere düştü. Kollarından tutup ayağa kaldırmaya çalıştılar.”

İkna etmemişler!

Cezaevi 2. Müdürü Nuri Atalay’a ise ağırlıklı 'sayımda ayağa kalkmamanın' yasadaki yeri ve cezai karşılığı soruldu. Atalay’a göre, “Sayımda ayağa kalkmamak bir suçu bağlanmış mıdır?” sorusuna, "Muhakkak" dedi. "Kalkmayana zorla mı kaldırılır" sorusunaysa şöyle yanıt verdi: "İkna edilir."

 

Kötü reklam oluyoruz!

Cezaevi kayıt kabul görevlisi Muharrem Çelik’se Cihan Gün’ün cezaevine teslim edildiği gün sağ gözü altının morarmış olduğunu, Özgür Karakaya’nınsa ayağının aksadığını söyledi. Fakat Çeber’i anımsamıyordu. Sanık Mehmet Şenel’in kaygısıysa işkence değil, 'kurumun kötü reklamının yapılmış' olmasıydı. Şenel buna itiraz etti.

Hakim bile kızdı

Bu arada sanık avukatlarının kimi soruları, mahkeme başkanını bile kızdırdı. Cezaevi girişinde çırılçıplak aradıklarını ileri süren Karakaya’ya yönelik "Çıplak aranma size yönelik bir muamele mi?" sorusu ile sayımda ayağa kalkmaya neden itiraz ettiğini anlatan Gün’e yönelik "İfadeleriniz kurgu gibi. Bir eğitim mi aldınız" sorusu tepki çekti.

Sanık gardiyanlar göreve döndü

Bu arada, 14 Ekim’de üç ay süreyle açığa alınan sanık cezaevi personelinin dört gün önce görevine döndükleri, işkenceye ilişkin sahte rapor verdiği saptanan cezaevi doktoru Yemliha Sönmez’in Sivas Cezaevi’ne, işkenceleri itiraf eden başgardiyan Yılmaz Aydoğdu’nun da Silivri Cezaevi’ne tayin edildiği öğrenildi.

Polisler zorla getirilecek

Mahkemede heyeti; bu duruşmaya da katılmayan 13 polisin zorla getirilmesine, tüm sanıkların ifadeleri alındıktan sonra da cezaevi kamera görüntülerinin duruşma salonunda LCD ekranda karar verdi. Duruşma, 4 Mart 2009’a bırakıldı.

ARKADAŞLARI İŞKENCEYİ ANLATTI

Duruşmanın üçüncü gününde şimdiye kadar sanıkların görmedik duymadık dedikleri işkenceyi Çeber’le beraber gözaltına alınan arkadaşları Özgür Karakaya, Cihan Gün ve Aysu Baykal ile Çeber’in babası Ali Tekin ve ablası Şerife Çeber şöyle anlattı:

* Karakaya: Polis aracında copla vurdular. Karakolda ve daha sonra götürüldüğümüz Asayiş Büro Amirliği’nde de yumruk ve tekmelerle vurdular. Engin’le beni ellerimiz kelepçeli olmasına rağmen, Engin’in kemeriyle birbirimize bağladılar… Çamaşır kovasını su doldurup üzerimize boşalttılar. İçeri girip bize vurmayan yoktu. Kapı açma demiriyle vurdular. Engin’in başına vurdular. Ağzından kan geldi. Uzun, sopayla dolaşıyordu. Demiri ilk o kullandı.

* Gün: Popomuza dokunularak taciz edildik. Aramıza girip fotoğraf çektirdiler. ‘İftarı sizinle açtık’ dediler. Cezaevinde çırılçıplak soyunmayınca copla vurdular. Altımızdaki sandalyeler çekilip dövüldük. Engin’e vurulan sandalyenin ayağı kırıldı.

* Baykal: Dövülürek karakola getirildik. Üzerimi arayan kadın polis (Aliye Uçak), ‘Seni öldürebilirdim’ dedi. Parmak izi alınırken tacize uğradım.

* Abla Çeber: "26 Eylül’de görüştük. Bayram geliyordu, para istedi. 28’inde aradım, ulaşamadım. Bir şeyler hissettim. Ne olursa olsun, kardeşim arardı. Hastaneye kaldırıldığını öğrenince İstanbul’a geldim. Kardeşimi görmek istedim. Yoğun bakımda sivil polisler beni sorgulamak istedi. Bekliyordum ki, kardeşim benimle konuşsun, konuşmadı. Vücuduna inceledim, öptüm; morluklar vardı...