SOSYAL DEMOKRASİNİN GELECEĞİ...(1)

Yeni Türkiye Partisi (YTP) lideri İsmail Cem, sosyal demokrasinin sorunları ve çıkış yollarını Radikal için kaleme aldı:
  • Türkiye'de sosyal demokrasinin sorunu, bütünleşme değil, yenileşmedir; yenileşemediği için sol bölünmüştür.
  • 1974'ün, 1978'in yarım kalan deneylerini, 1991'in hedeften sapan koalisyon politikalarını, 2000-2001'in ekonomik çöküşünü tekrarlamaya hakkımız yok.
  • İlk hedef: Yenileşme
    Anılar, paylaşılmış heyecanlar, umutlar, öfkeler, başarılar, yenilgiler, gerçekleşen ya da gerçekleşemeyen hayaller, rüyalar... Hayatın akışı içinde anılar eskimeye başlar. Eskiyen anılarda önce çirkinlikler kaybolur. Anılardan geriye güzellikler kalır. Zaman, anılardaki güzelliklere geçit veren, öncelikle onları aktaran bir süzgece benzer. Solan eski bir fotoğrafta, şimdi en yumuşak çizgilerin sezilmesi, pastel renklerin görülmesi gibi... Türkiye'nin sol dünyası, son yarım yüzyılın bunca deneyiminden sonra, kendi içinde uzlaşmayı, dışına karşı ciddi, tutarlı, kararlı bir sol olmayı başarabilecek mi?
    1970'lerden bugüne
    Türkiye'nin solu, yarını olmayan seçim başarılarına, kısacık bir süre parıldadıktan sonra batıveren güneşlere bizi alıştırdı. Bunlardan hafızalarımızda kalan, köklü bir iktidarsızlık duygusu ve yitirilmiş fırsatların tatlı-acı anıları oldu. 1974'ün, 1978'in yarım kalmış deneylerini, 1991'in hedefinden sapan koalisyon politikalarını, 2000-2001'in ekonomik çöküşünü tekrarlamaya ve topluma tekrarlatmaya hakkımız yok.
    Tarih, 'boşuna yaşanan' bir deney değildir. Sol olarak yaşadığımız her olay, yanlışları ve doğrularıyla, başarısı, başarısızlığıyla, bizim deney birikimimizdir. Geçmişten alınan dersler ve bu derslerin beraberindeki özeleştiriler, solun geleceğine katkıdır. Bu düşüncelerden, geçmişin birikimlerinden ve Yeni Türkiye Partisi'nde başlattığımız 'Solun yenileşerek bütünleşmesi'ne ilişkin teorik çalışmalardan hareketle, bazı düşüncelerimi bir araya getirdim.
    'Etkisiz figüran' olamayız
    Tabii ki, her soruna değinmek ya da hepsine en mükemmel cevabı getirmek gibi bir iddiam yok. İşin henüz başlangıcındayız, başka araştırmalarla, ortak katkılar ve uğraşlarla, bu düşüncelerin geliştirilmesi gerek.
    Bütünüyle sosyal demokrat dünyanın, sendikaları, üniversite hocaları, partilileri ve militanlarıyla bir büyük geleneğin, ortak bir iradenin ürünü olabilir 'solun yenileşerek bütünleşmesi'. Türkiye'nin siyaset sahnesinde solun etkisiz bir figüran olmasını ve böyle kalmasını kabul etmiyoruz: Sosyal demokrasinin yenileşmek iddiası, aynı zamanda, her çeşit engele, korkuya karşı bir başkaldırının ifadesidir; yanlışlarımızla aramıza kalın bir çizgi çekmenin ifadesidir; sosyal demokrasiyi doğru temeller üzerinde yükseltmek ve doğru yönde geliştirmek için her şeye yeniden başlamayı göze alabilmektir; solun önüne yepyeni, bembeyaz bir sayfa açabilmektir...
    YANLIŞI YANLIŞ YERDE ARAMAK...
    Solun 'bütünleşmesi' kendi başına bir amaç değildir. Amaç, Türkiye'de sosyal demokrasiyi ideolojisi ekseninde yeniden tarif etmek ve yeniden yapılandırmaktır. Amaç, solun kendini yenilemesi, güçlenmesi, etkinlik kazanmasıdır. Bütünleşme, bu amacın sadece bir fonksiyonudur; bir yöntemdir. Bundan ibarettir. Bütünleşmeyi kendi başına amaç diye görürsek, matematiksel çokluktan medet umar duruma düşeriz.
    Kamuoyunda ve solda hep yapılagelen yanlış, 'yanlışı', yanlış yerde
    aramak olmuştur: Temel sorunun 'bütünleşme' olduğu sanılmıştır. Oysa Türkiye'de sosyal demokrasinin sorunu, bütünleşme değil, yenileşmedir; yenileşemediği için sol bölünmüştür, yenileşemediği için dağınıktır. Sol kendini yenilemiş olabilseydi, zaten bölünmezdi.
    Sol, ancak yenileşebilirse, bütünleşecektir. Yenileşmeyen sol, bütünleşse de bütünleşmese de, etkisiz kalacaktır. Bölünme, sebep değil, sonuçtur; teorideki ve pratikteki eksiklerin bir sonucudur.
    Solun sorunsalına farklı yaklaşmanın gereği var: Yanlış, partilerin sayısından çok, işin özünde. Nitelik sorunu varken, nicelle uğraşılmakta.
    Niceliği önemsemekten, nitel gözden kaçırılmakta. Oysa, nitelik sorunu çözülse, nicel sorun, yani, parti sayısının çokluğu, kendiliğinden çözüm yoluna girebilir. Solun sorununun öncelikle 'yenileşmek' olduğu bilinci, bütünleşme yolundaki ilk adım olacaktır.
    Basit ama belirleyici
    Bu, basit ama belirleyici gerçekten yola çıkarak, sol, yenileşme ve bütünleşme sürecini başlatabilir. Aksi, mümkün değildir; mümkün olmadığını yaşananlar göstermiştir:
    Sosyal demokrat, eş anlamıyla demokratik sol iddialı partilerin sayısı eksildi ya da arttı diye hiçbir şey değişmemiştir. Birleşmeler yaşandığında, çok başarılı parlamento çalışmaları mı yapılmıştır, refah mı yaygınlaşmış, eğitime fırsat eşitliği mi gelmiştir? Türkiye akılcılık, verimlilik, çağdaşlık, sosyal adalet hedefine mi yönelmiştir? Partilerin sayısı azaldı, HP-SODEP ya da CHP-SHP birleşti diye, halk sola mı koşmuştur ? Tam aksine, izleyen ilk seçimlerde, 'bütünleşmiş' solun toplam oyları eksilmiştir.
    Yanlışların bir araya gelmesinden, ortaya 'doğru' çıkmaz, daha büyük bir yanlış çıkar. Mevcut yanlışlarını, eksiklerini sürdüren bir sol, birleşse de kaydadeğer bir gelişme sağlayamaz. Bir eşitsizlik ve verimsizlik faktörü olarak, güçlülerin ve en zenginlerin elindeki manivela olarak devleti olanca köhne anlayışlarıyla sürdürecekseniz... Eğitimden sosyal sigortalar sisteminin ayıbına, milletin ortak ekonomik varlığının yağmalanmasına, eşitsizlikler karşısındaki duyarsızlığa, eğitimden dışlanan dar gelirli çocuklara kadar her şey aynıyla devam edecekse... Solun bunları değiştirmek iradesi de, değiştirmenin ciddi, inandırıcı projeleri de ortada görünmüyorsa, o zaman, bütünleşme de, bölünme de entelektüel fikir cimnastiğinden başka anlam, işlev taşımaz.
    'Büyük yürüyüş'e katkı
    Mesele, solun, çok daha büyük bir hedefe, çok daha köklü bir yenileşme ve değişim iddiasına sahip olması ve bunun gereğini yapabilmesidir. Akılcı, verimli, eşitlikli, kendi içinde uzlaşmış, dayanışma ve sevgiyi öne çıkarabilmiş, özgürleşmiş bir Türkiye'yi, tüm ayak bağlarından, gerici
    eğilimlerden arındırarak, 21. yüzyılda yol almak gibi... Türkiye'nin özgün katkısını, insanlığın büyük yürüyüşüne getirmek gibi...
    Yoksa, sağın zaten iyi kötü yapmakta olduğunu, sağdan daha iyi yapmak ididasıyla yetinilmesi, ne gönüllerde ve zihinlerde kıvılcımlar çaktırır ne de iktidar heyecanı yaratır. Olsa olsa, günümüzdeki gibi, demokrasinin bir görüntü unsuru, aksesuvarı, hatta, geçerlikteki düzenin usuli bir güvencesi olmak işlevini, solun üzerine yıkıverir...
    ÇAĞDAŞ ÇOĞUNLUK İKTİDARI
    Türkiye'de sosyal demokrat solun (eş anlamıyla, demokratik solun ya da Batı Avrupa'daki yaygın tanımıyla demokratik sosyalizmin) bütünleşmesi, yılardır özlenen ama bir türlü gerçekleşmeyen bir hedef.
    Birçok ülkede bu bütünlük büyük ölçüde sağlanmışken, (örneğin, Fransız Sosyalist Partisi, Alman Sosyal Demokrat Parti, İngiliz İşçi Partisi, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi), Türkiye'nin benzer özellikteki solu, son 25 yılda sürekli parçalanmıştır. Temel neden, sağlıklı bir bütünü mümkün kılan ideolojik netliğin ve sağlamlığın olmayışıdır. Dolayısıyla, partinin teorisinde ve pratiğinde, siyasetinde ve iç işleyişinde, sosyal demokrasiyle uyumsuz özellikle hızla ortaya çıkabilmiştir.
    Bunlar, sağlıksız ayrışmaların, bölünüp parçalanmalarının ortamını hazırlamıştır; olumsuz sonuçları kaçınılmaz kılmıştır. Son 20 yılda iki kez bütünleşme yaşanmışsa da (SODEP/HP-1985 ve SHP/CHP-1993 birleşmeleri), bu beraberliklerin teorik bir zemin ve öz bilincinden yoksun olmaları, hayal kırıklığını ve başarısızlığı getirmiştir.
    Topluma karşı sorumluluk
    Günümüz Türkiyesi'nde, sosyal demokratların 'yenileşerek' bütünleşmesi, acil meselemizdir. Sadece sosyal demokrasinin öncelikle temsil ettiği toplum kesitlerine karşı değil, toplumun tümüne karşı sorumluluğumuzdur: Sosyal demokratların zaaf içinde olduğu bir siyasal denklemde, kaybeden sadece sosyal demokratlar değil, sosyal demokrasiye hiç destek olmamış, belki olmayacak kesimleri dahil, toplumun bütünüdür.
    Sosyal demokratların zaafı, aynı zamanda, yenileşmenin, çağdaşlığın, iç barışın, cumhuriyetçiliğin, esenliğin ve istikrarın kaybı olmaktadır. Zayıf bir solla yetinmenin faturası, tümüyle topluma, öncelikle de Türkiye'nin dar ve orta gelir gruplarına, demokrasiye, iç barışa, Cumhuriyet'in esenliğine çıkmaktadır. Solsuz bir ortamda gelişebilen maceracılık hevesleri, yeniden baş gösteren bölücü terör ve gerici terör şeklinde halkımızı vurmuştur. Yenileşme, önce, benzer idiaları paylaşan sosyal demokrat solun bütünleşmesini öngörür. Ama sadece bu değildir:
    Güvenmeye, demokratik direnişe, atılıma, dönüşüme Türkiye'nin ihtiyacı var. Bunu yapmanın ilk adımı, toplumun tüm çağdaş birikimlerinin, sosyal demokrasi ekseninde ve öncülüğünde anlayış beraberlikleri oluşturması, bunu bir toplumsal ittifaka, sonuçta çağdaş birikimlerin iktidarına dönüştürmesidir. Demokrasi ve insan haklarının üstünlüğü, çağı paylaşmanın bilinci, bilimin önceliği, sosyal adalet, laikliğin demokrat ve çağdaş yorumu, yurttaşın devleti paylaşması, sivil toplumun gelişmesi gibi ilkelerde birleşenlerin çağdaş çoğunluğu. Mesele, Türkiye'nin tüm demokrat, özgürlükçü insanlarını, ortak hedefler doğrultusunda bir araya getirmektir. Buradaki 'çağdaşlık' tanımı, insanların diploma düzeyiyle, hayat tarzlarıyla, başlarını örtüp örtmemeleriyle koşullandırılmış değildir. Öncelikle, yenileşme, gelişme iradesidir; çağı paylaşma ve değişim özlemidir. Birlikte ve barış içinde yaşama kararlılığıdır; zihinlerde ve gönüllerde ilerici, çoğulcu, demokrat olmaktır.
    BAŞARI, YENİLEŞME VE DEĞİŞİMDEDİR
    Sol, temel yaklaşımlarını, bunun pratikteki uzantılarını yeniden tanımlayarak, ülkeyi hedeflerine ulaştıracak projelerini toplumla paylaşarak, yenileşme ve bütünleşmenin yollarını döşeyebilir. Sosyal demokrasinin özlediği ve önerdiği Türkiye'nin hangi programla gerçekleşeceğini anlatarak, solun evrensel doğrularıyla, Türkiye gerçekleri arasında büyük sentezleri oluşturarak, Türkiye'nin farklı hassasiyetleri arasındaki demokratik uzlaşmların yolunu açıp, yöntemini önererek, sosyal demokrasi, yenileşir, bütünleşir ve iktidara yönelir.
    Sosyal demokrasinin bütünleşmesi, solun özü doğrultusundaki bir yenileşmenin ifadesi ve sonucu olacaksa; solun temel değer yargılarıyla, kimliğiyle, ilkeleriyle, çağın ve teknolojinin gerçekleri, gelişmiş yöntemleri arasında yeni bir uyuma yol açacaksa; eşitlik, akılcılık, verimlilik, özgürlük, demokrasi, sorumluluk, ciddiyet gibi ölçüler en öne çıkabilecekse; toplumun önüne yeni bir ufuk açılıp, topluma yeni hedefler gösterilecekse, o zaman, bütünleşme anlamlı, etkili olur ve sonuç alır.
    Böyle bir proje, solcu olsun, olmasın, Türkiye'nin bütün demokrat ve özgürlükçü çevrelerinde ilgi yaratabilirse, Türkiye'nin bütün çağdaş birikimlerinin katkısına ve katılımına kapıları açmaktaysa, toplumda umut titreşimlerine yol açar ve bu ortamda yenileşme de, bütünleşme de gerçekleşir. Israrla altını çizdiğim gibi, sosyal demokrasinin bütünleşmesi, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerine, Türkiye birikiminin doğrularına sahip çıkarak, kendi pratiğini, uygulama modellerini yenilemesine bağlıdır... 21. yüzyıl Türkiyesi'nde artık hemen hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmesine; 'ezberini' mutlaka yenilemesine...
    'Halkın partisi' olunca
    Burada, hatırlanması, vurgulanması gereken şudur: Türk solunun geçmişinde hangi başarı varsa, hangi yükseliş yaşanmışsa, bunlar, yenileşmenin ve değişimin ürünüdür. Örneğin, CHP'nin 70'lerdeki yükselişi, iktidara gelişi (1973), birinci parti oluşu (1977), mevcut düzene uyumun değil, onu değiştirme iradesinin sonucudur. Mevcutla benzeşmenin değil, mevcuttan ayrışmanın ifadesidir. CHP, partideki tutucuların 'Reddi miras yapılıyor' itirazları arasında, 'devlet partisi' kimliğini bırakıp, halkın partisine dönüştüğü için, değiştiği ve ilerlediği için, büyümüştür. Var olan anlayışlarını biraz demokrat, biraz özgürlükçü, biraz solcu reçetelerle rötuşlamak yerine, köklü bir değişimi göze aldığı için 70'lerin CHP'si büyümüştür.
    'Yenileşme' ve 'değişim', tarihsel olarak, sosyolojik olarak, solun özelliği, solun ayrıcalığı, solun misyonudur. Çağdaşlık, değişim ve yenileşme, solun bizatihi kendisidir...
    ---------------------------------------
    YARIN: Özgürlük ve eşitliğin birlikteliği