Sosyalist solda derin yarılma

Sosyalist solda derin yarılma
Sosyalist solda derin yarılma
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, ve yumurtalı saldırıların hedefindeki Roni Margulies soldaki bölünmeyi değerlendirdi.

Başbakan’ın teşekkürüyle övündüler
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, referandumun solda bir parçalanma yarattığına katılıyor ve bunu olumlu buluyor: Yaşanan, bir arınmadır.

Solda bir parçalanma yaşandığına katılıyor musunuz?
Evet, bir parçalanma yaşandığı doğru. Ama bu hem bir yenilenme hem de buna paralel ortak hareket etme çabalarını da beraberinde getirdi. Eski rekabetçi yapıdan uzaklaştı ve dayanışmacı bir çizgiye doğru evriliyor. Bu açıdan parçalanmanın sonucunda ortaya çıkan tabloyu olumlu buluyorum. Önümüzdeki dönemde aşağıdan yaratılacak dayanışma ruhu ile daha güçlü bir birlikteliğin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ayrışma eskiden de vardı. Bu tarihsel bir süreçti. Ben bu tarihsel kökenleri çok önemsiyorum. Tarihsellik olmadan sosyalist hareketin varlığını sürdürmesi olacak bir şey değil ama oraya hapsolmamak da lazım. Bu çerçevede baktığımızda sosyalist solu geçmişte ayrıştıran noktaların önemli oranda ortadan kalktığını görüyoruz.

Ömer Laçiner, geleneksel sol yapıları statükoculukla eleştirdi...
Birikim çevresi özellikle referandum sürecinde -maalesef- AKP ’nin ne kadar demokrat olduğunu, ne kadar demokrasinin önünü açtığını filan savundu. Evet, geçmişte bir entelektüel ağırlığı vardı. Sosyalist siyaset için farklı sorunları ele alıyorlardı, ama bir bakıyorsunuz bütün bunlardan bahseden bir çevre seçim döneminde kendini AKP’ye teslim etti. Bu çelişki değil mi? Bu kadar sosyalizmi savunduktan sonra AKP’yi savunmak ayıp değil mi? Bu Birikim’in entelektüel kapasitesine hakaret değil mi? Birikim entelektüel bir çabadır, siyasi alanda söyledikleri tek başına bir şey ifade etmez.

Peki sizin ‘hayır’ oyunuzun MHP veya CHP ’ninkinden farkı neydi?
Sosyalizm mücadelesi soyut bir mücadele değildir. O an önünüze gelen seçeneklere verdiğiniz yanıtlarla somutlaşır. Referandumda bir kırılma meydana geldi. Bu kırılmanın üç ana unsuru vardı: ‘Hayır’, ‘boykot’ ve ‘evet.’ ‘Boykot’ cephesinde yer alan sosyalistlerle biz bir ayrışma yaşadığımızı düşünmüyoruz. Aramızdaki çelişkinin ciddi bir kırılma olmadığını söylüyoruz. Yani taktiksel seçeneklere farklı bakma olarak görüyoruz. Biz ‘hayır’ı savunurken, esasen AKP’nin hegemonyasına karşı bir mücadele verdiğimizi ifade ettik. Zaten bizim ‘hayırımız’ 12 Eylül anayasasına da AKP’nin anayasasına da hayırdı. Darbe anayasasıyla AKP’nin değişiklik paketi arasında bir devamlılık ilişkisi gördük. Sonuçta referandum bitti her şey ortaya çıktı. HSYK’da yaşananlar ortada. Anayasa Mahkemesi ortada, öğrencilere yönelik davranışlar ortada.

AKP, referandumu anti-komünizm, anti-Kürt, anti-emek ekseninde kurdu. Böyle bir eksenden demokrasi beklenir mi? Referandumda Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşmalara bakın. Milliyetçi muhafazakâr bir blok oluşturdu etrafında. İşte ‘hayır’ derken bu eski düzeni destekleyen bir ‘hayır’ değildi. Bu ‘hayır’ düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir talep etrafında kendi amaçlarımıza işaret eden bir tavırdı. 12 Eylül’de devrimciler fiziki saldırıya direndiler, biz ikinci 12 Eylül’e ideolojik anlamda direndik.

‘Yetmez ama evet’çilerin ‘evet’i de AKP’den farklı olamaz mı?
Bu kesimle ciddi bir ayrışma yaşadık ve bu ayrışma devam ediyor. Küçük bir kesim olmakla birlikte bunlar AKP’nin, uluslararası sermayenin çıkarı için yaptığı düzenlemelere soldan destek taşıyıcılar oldular. Dilleriyle, tarzlarıyla bunu yansıttılar. AKP’nin hegemonyasını güçlendirdiler ve AKP bunların önünü de açtı. Teşekkür aldılar iktidardan. Bununla da övündüler. Düşünün, sosyalizm iddiasında olan bir partinin Başbakan’dan teşekkür alması ne durumda olduklarını ortaya koymuyor mu? Düzenin sahiplerinden teşekkür alanlar sol olmaktan çıkmıştır zaten. Artık onlarla ortak bir çizgi geliştirme imkânımız tamamen ortadan kalktı. Çıkıp sosyalizmi, sosyalist siyaseti yenilemekten bahsediyorlar. Bu kadar geri bir yerden sosyalizm yenilenmez.

Sosyalist sol, gerçekten CHP ile aynı çatı altına girebilir mi?
Teorik olarak gözükmüyor. Ama şöyle bakmamız lazım: Sosyal demokrasi kapitalizmde bir denge unsuruydu. Sonradan bunu kaybetti ve sağa döndü, neo-liberal politikaların taşıyıcısı oldu. Türkiye’de baktığımızda şunu söylememiz gerekiyor: Sosyal demokrasinin bildiğimiz anlamda sosyal demokrasi haline gelmesi gelişmesine ve güçlenmesine bağlıdır. Sosyalist haraket güçlendiği takdirde sosyal demokrasi bir anlam ifade etmeye başlar.

Türkiye’de bu denli bir muhafazakârlaşma yaşanırken sosyal demokrasinin de kendini değiştirmesi gerekiyor. Bu açıdan keşke CHP’deki gelişmeler böyle eşitlikçi, özgürlükçü yönde ilerlese. Bundan bizim bir zararımız olmaz. Bugün Türkiye’nin bu kutuplaşmış ortamı içerisinde BDP-ÖDP-CHP ve diğer sosyalistler bir seçim ittifakı yapamaz mı, yapar? Ama bunun olabilmesi için CHP’nin bir iç devrim yaşaması gerekiyor. Bunun iki başlığı var: Birincisi, CHP daha özgürlükçü bir çizgide olmalı, özellikle Kürt sorunu konusunda pozisyonunu değiştirmeli. İkincisi, eşitlikçi olunmalı, özelleştirme karşıtı ve kamucu ekonomik politika benimsenmeli.

ÖDP Başkanı Alper Taş
Rize Pazar’da İmam Hatip Lisesi’nde okuduğu için sosyalistler arasında ‘imam hatipli devrimci’ olarak tanınıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitiren Alper Taş, ÖDP içindeki birçok farklı görevin ardından uzun süre İstanbul İl Başkanlığı ve genel başkan yardımcılığı yaptı. 2007’deki seçimde başkan seçilemeyen Taş, ÖDP’nin 6. Olağan Kurultayı’nda tek aday olarak seçime girdi ve genel başkan seçildi.

****          ****
Askerin ardı sıra gidenler solcu olamaz
Yumurtalı saldırıların hedefindeki Roni Margulies geleneksel sol olarak tanımladığı kesimlerin ‘genetik olarak Kemalist’ olduğu görüşünde.

Siz de yumurtalı saldırıya uğradınız. Bu tavrı gençlerin anlık bir öfkesi olarak mı görüyorsunuz?
Bana yumurta atanlar ve onları destekleyenler ertesi gün Çanakkale İHD yönetiminin kapısına dayanıp istifaya çağırdılar. Aralarında KESK şubesinden EMEP’e, TKP’ye Halkevleri’ne, ÖDP’ye hepsi vardı. Yani birkaç gencin tepkisi olarak geçiştirilebilecek bir durum değil. Bu tavrın solla, sosyalistlikle ne alakası var. Ben ondan dolayı diyorum ki, bu partiler gericidir, ulusalcı hatta daha da ileri gidiyorum, milliyetçidir. Çünkü bu saldırı bir değil iki değil. Tam dört kere uğradım. Daha önce ÖDP’liler boya attı sonra da çıkıp “Bu renkli bir protestodur” dedi.

Peki bu olaylar referandumda yaşanan bölünmenin bir sonucu mu?
Referandumdaki bölünme yeni bir şey değil. 28 Şubat’ta başladı. Şöyle söyleyeyim, aslında bu geleneksel yapıların özünde olan Kemalizm, ulusalcılık ilk defa o dönem ayan beyan ortaya çıktı. Çünkü önlerine bir ikilem geldi. Bu kez kendilerini gizleyemediler. Varlıklarını Kemalist devlete borçlu olduklarından askerin Refah Partisi’ni ezmeye dönük hareketine destek verdiler.

Yani geleneksel sosyalist yapılarda yapısal olarak bir ulusalcılık olduğunu mu söylüyorsunuz?
Elbette. 27 Mayıs’ta da böyleydi. Mihri Belli’nin yaşamı sosyalist hareketin bir aynası gibi. ‘İnsanları Tanıdım’ adıyla biyografisi var. Onun birinci cildini okuyun. Diyor ki, Kemalizm’den anti-emperyalizme bir adım ardından Marksizme bir adım… Şemaya bakar mısınız? Önce milliyetçi sonra Kemalist sonra da Marksist. Böyle bir bilinç tarifi olur mu? O simgesel bir isim. Adeta solla Kemalizm arasında bir menteşe gibi. Deniz Gezmiş’in bir yakasında Mao’nun diğerinde Mustafa Kemal’in resmi vardır. Bugünkü örgütlerin tamamı da 68 kuşağından doğdu.

Sizin Mahir Çayan’a dair söylediklerinize Halkevleri büyük tepki gösterdi. Acaba size karşı fiili saldırılar ‘Bizim değerlerimizi aşağılıyorlar’ tepkisi mi?

Mahir Çayan hakkında ne söylemişim... Bunlar 22 yaşında çocuklar. Haksızlık ediliyor bu çocuklara. Tamam bazı şeylerini, değerlerini, yiğitliklerini alırız ama 22 yaşındaki talebeyi dünya işçi sınıfının kuramsal önderi sayabilir miyiz? Bir tane broşür yazmış o da solun askeri stratejisi üzerine. Marx’ı okuma imkânı mı vardı? Ama onların bugünkü taraftarları hâlâ ‘Çayan’ın yolu’ diyorsa bir sorun vardır. Demek ki sen Marx ve Lenin okumamışsın. Çünkü Lenin okuduktan sonra Çayan’ın yolu diye bir şey kalmaz.

‘Hayırcı’lar bizim ‘Hayır’ımız MHP’ninkinden, CHP’ninkinden farklı diyorlar...

Hepsi CHP afişi, pankartı arkasına dizilmedi mi? İşte ‘solcu değil bunlar’ derken tam da bunu kastediyorum. Diyorlar ki ‘biz hayır dediğimizde eskisinin devamı olacak anayasaya hayır dedik’. Peki benim ‘yetmez ama evet’im AK Parti’nin fikrini sola taşıyor da senin ‘hayır’ın Genelkurmay’ın fikrini sola taşımıyor mu? Hadi bakalım (ÖDP Başkanı) Alper Bey buna yanıt versin. Bunu da geçtim. Bir de boykotçu cephe vardı. Gayet de doğal haklarıydı. Nettiler, çünkü kendi hakları için yaptılar. Biz de Kürt illerinde boykotu destekledik. Peki ÖDP, Emek Partisi, Halkevleri; Kürt hareketi ile sürekli dayanışma içinde olanlar niye ‘Kürtlerle dayanışma için boykot diyorum’ demedi. Ben de şimdi soruyorum: Askerin, devletin yanında saf tutana sosyalist, solcu denir mi? Solun özünde bunlara karşı olmak yok mu?

Siz 1 Mayıs konusunda da çok radikal bir eleştiri yapmıştınız. O zaman da ‘Polis yandaşı’ olarak suçlanmıştınız.

Ben tam da sosyalist birinin savunması gereken şeyi savundum. Madem 1 Mayıs işçi, emekçi bayramı, o halde onların en geniş katılımıyla kutlanmalı. Etkisi, büyüklüğü buradan gelir. Saraçhane yasal olarak verilmişti. Orada kutlasan belki 500 bin kişi toplayacaktın. Ama ne yaptın, ısrarla Taksim dedin. Bu şu anlama geliyordu, ‘Ben polisle çatışacağım.’ Çünkü derdi işçi sınıfını örgütlemek değil ki. Kendi solculuğunu kanıtlamak. Kimsenin umurunda değil ki senin solculuğun. Adam gibi kalabalık 1 Mayıs yap da Malatya’daki işçinin de morali yükselsin.

DSİP aktivisti ve Taraf yazarı
Roni Margulies, Yahudi kökenli Marksist yazar, şair ve siyasetçi olarak tanınıyor. Robert Koleji’nden sonra İngiltere’de üniversite öğretimi gördü. İktisat üzerine doktora yaptı. Kendisini radikal bir Siyonizm karşıtı Marksist olarak tanımlıyor. Çok sayıda kitabı ve çevirisi bulunan Margulies 2002’de Saat Farkı adlı eseri ile Yunus Nadi Şiir Ödülü kazandı. Halen DSİP’in aktif bir üyesi ve Taraf gazetesinde de köşe yazarı.