Sosyalist solda derin yarılma

Sosyalist solda derin yarılma
Sosyalist solda derin yarılma
80 öncesinin kitlesel partisi TKP'nin son sekreteri ve Halkevleri Genel Başkanı ayrışmayı Radikal için analiz etti.
Haber: Bahadır Özgür / Arşivi
Hakkı ÖZDAL / Arşivi

Sorunları yumurta çözmez
80 öncesinin kitlesel partisi TKP’nin son sekreteri, geleneksel solun Soğuk Savaş şablonunun bugünkü statükoculuğun nedeni olduğunu söyledi.

Sosyalist solda keskin bir ayrışma yaşandığını düşünüyor musunuz? Bunun nedenleri nelerdir?

Evet. Keskin bir ayrışma var. Bu durumu saptamak için yorum gerekmiyor, gözle görülüyor. Ancak bu ayrışma bugün ortaya çıkmadı ve yalnızca sola özgü bir ayrışma da değil. İlkin şunu saptamak gerek. Solun birbirini yemesiyle sol düze çıkmaz. Dünya ölçeğinde solun aydınlatması gereken teorik pratik büyük sorunları var. Bunlar ne yumurta atarak ne yumruk atarak çözülür, fikirle çözülür.

Peki bu kopuşta bir kesimin diğerini ulusalcı, Kemalist, hatta askerci olarak suçlaması mantıklı mı?

Ayrışma aslında AK Parti ’nin iktidar olması ve Türkiye’nin AB sürecine girmesiyle su yüzüne çıktı. Solda ve aydınlar arasında derin çatlaklar belirdi. Çünkü geleneksel solun elinde dünyayı ve Türkiye’yi analiz etmede kullandığı şablonlar Soğuk Savaş öncesi şablonlarıydı. Soğuk Savaş’ın bitimiyle sol hem pusulasız hem haritasız kaldı. Ülkedeki gelişmeleri analiz edebilmek için solun başvurduğu bugünkü şablon, yani Kemalist şablonla Soğuk Savaş şablonu örtüşüyordu. Bu bakış açısıyla bakıldığında AK Parti ‘dinsel gerici’, AB
ise ‘emperyalizmin kalesi’ oluyordu. Bu durumda kurtuluş “askere” kalıyordu kaçınılmazlıkla.

Kastettiğim referandumda ‘hayır’ demekle askerci olmak nasıl bağdaşıyor?

İşte sözünü ettiğim bu derin değişim sürecinin siyasi tepe noktası 12 Eylül halkoylaması oldu. Türkiye ‘Yetmez ama Evet’ ve ‘Hayır’ kutbuna ayrıldı. ‘Evet’ değişimi simgelerken ‘Hayır’ statükoyu simgeliyordu. Solun ‘Hayırcı’ kesimi açık ve tevil edilemez biçimde statükonun yanında yer aldı. Ergenekon davalarının karşısında, AB sürecinin karşısında, reformların karşısında yer aldı. Bunlar çok somut ortadadır. Marksist ezberci papağandan yine Marksist ezberci papağan çıkar, Marksist çıkmaz. Papağandan Marksist olmaz çünkü.

Yumurta atma olayı çok tartışılıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Keskin kutuplaşmalarda kullanılan argümanlar, suçlamalar mantık sınırlarını aşar. Öyle oldu. Oysa 12 Eylül halkoylamasının yüzdeleri ortada. Yüzde 58 ‘Evet’ yalnızca AK Parti’nin oyları mıdır? ‘Hayır’ cephesinin oylarının da hepsi askerci değil kuşkusuz. Bu oylar içinde MHP’nin de oyu var, bu parti dahi askerci değildir. Bu nedenle referandum boyunca yaşanan bu keskin sataşmaları artık bir yana koymak gerek. Şimdi önümüzde yeni anayasa hedefi var. Zorlu bir dönemeç var. Tehlikeli kışkırtmalar olabilir, soğukkanlı olmamız gerekli.

Düşüncelerini açıklamaktan başka bir şey yapmayanlara yöneltilen fiili saldırıların kendine sol diyen çevrelerden gelmesi sol adına elbette üzücü. Kendi adıma ben ‘faşist’ sözcüğünü hiç kullanmadım. Bu sözcük bana göre uluorta kullanılmamalı. Bizde ‘küfür’ mahiyetinde kullanılıyor. ‘Ulusal sol’ kavramının tarihsel ‘Nasyonal Sosyalizm’i çağrıştırıyor olmasını elbette atlamıyorum. Yine de aynı şey değil.

Ancak önümüzdeki tehlikeyi görmek için ille de ‘faşist’ sözcüğünü kullanmaya ihtiyaç yok, ciddi tehlikeler var. Türkiye ilk kez halkın anayasasını yapmaya, sivil bir demokrasiye geçmeye hazırlanırken bu değişim sürecini durdurmak için ortamı destabilize edici kışkırtmalar çok mümkün. Uyanık olmak ama tahrik edici de olmamak gerek.

TKP’nin son sekreteri
12 Eylül’de TKP’nin İstanbul komitesi sekreteriydi ve Doğu Almanya’ya gitmek zorunda kaldı. 1987’de Birleşik Komünist Partisi’ni kurmak amacıyla eski TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın’la Türkiye’ye döndü. Gözaltına alındı ve 2 yıl cezaevinde kaldı. Yağcı halen Taraf gazetesinde köşe yazıları yazıyor.

Liberal sızıntı sol cepheden temizleniyor
Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, bugün yaşananın ‘sosyalistler için çok hayırlı’ olduğu görüşünde: Sapla saman birbirinden ayrılıyor.

Sosyalist soldaki bölünmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz bu bölünmeyi, soldaki liberal sızıntıdan temizlenme harekâtı olarak görüyoruz. Bu tartışmalar sosyalistler için çok hayırlı. Kökleri eskiye dayanan bir liberal sızıntının yarattığı kafa bulanıklığına sosyalistler iyi tahammül etmiştir. Bugün çok net ortaya çıkmasının nedeni de medyasıyla, iktidarın yarattığı olanaklarla solu tanzim etmeye, ayar vermeye soyunanların müdahalelerine karşı yeter diyen keskin bir karşı duruş. Ayrışmayı bu tetikledi. Sözün özü sapla saman ayrılıyor.

Tartışma üslubu sertleşmedi mi?

Üslup problemi var kuşkusuz. Ama kimin üslubunda? Keşke tartışma sadece kavram kullanılarak kalsa. Karşı taraf iktidarın heyecanından olsa gerek fütursuzca söylediği sözün, yazdığı yazının nerelere ulaşacağını, nelere yol açacağını pek fark etmiyor. Yani demek istediğim şu: Sadece kendi fikrini savunsan ve karşı tarafın söylediğini eleştirsen ne âlâ. Karşı tarafı tamamen susturmaya çalışıyor. Üstelik bunu yaparken, solun tarihini, ideallerini kendi kafasındaki kurguya, ihtiyaçlarına göre çiğniyor, tahrif ediyor, açıkça yalan söylüyor. Müsaade edin de o tarihe saygı duyan ve o tarihi onuru olarak taşıyan, kaybettiklerinin acısını hâlâ çeken solcular da buna karşı birkaç laf etsin. Meydan boş değil.

Yani siz liberal sol dediğiniz kesimin bir karalama kampanyası yürüttüğünü söylüyorsunuz...

Hayır, bu sadece bir suçlama değil, tam anlamıyla bir torba dikmeye dönüştü iş. Bu kavramı özel olarak kullanıyorum: Torba dikme. Bir grup hakkında düşünce dile getirmeniz başka bir şeydir; bir torba dikip vakti gelince bu torbanın ağzını kapatmak için sistemli hareket etmek, operasyonel davranmak başka bir şeydir.

‘Operasyonel’ dediğiniz davranışları biraz açar mısınız?

Bakın, bir kavramla itham etmek, tartışmak, polemik yazmak eyleminden çıktı bu iş. Hakikaten bize dizayn vermeye çalışıyorlar. Ve bunu sistematik yapıyorlar. Nokta atışı gibi. Aynı kulvarda olanlar aynı anda aynı tonda aynı kavramlarla düzenli bir şekilde yürütüyor bunu. Bizzat sahibi olmamakla birlikte bu torbayı dikmek için oya gibi elleri işliyor. Yani ayrışma yaşadıklarımız işte bu iğneyi tutan ellerin sahipleri.

Yumurta atma olayının da bu operasyonel dizayna tepki olduğunu mu söylüyorsunuz?

Ortada ciddi bir dezenformasyon var. Halkevleri neyi eleştirmiş? Roni Margulies’in AKP il binasındaki demokratik açılım toplantısına gitmesini eleştirmiş. Bu arkadaşlar köşelerinden ne dedi? Öğrenciler Roni’ye Yahudi olduğu için yumurta attılar. Bunu yazarken de alakası olmadığı halde, Halkevleri’nin adını defalarca tekrarladılar. Karşınızdaki ne kadar yanlış yazıyorsunuz dese de buna devam ederseniz artık bu öfke bir yerde patlar. Ve bu öfke öyle bilinçsizce de değil. Kindar değiliz ama öfkeliyiz.

Yani bu tepki anlık değil ve devam edecek mi?

Bu gençlerin beğen veya beğenme tarihte saygı duyduğu kişileri, mesela Mahir Çayan’ı, Ergenekoncu olarak damgalıyorsun. Karşıdaki ne derse desin devamlı böyle damgalarsan, senin dilin artık iktidarın dili olur. Polis iddianamesi ile aynı yazıyı yazarsan, o gençler de seni iktidardan farklı görmez. Bu kin değil ama öfkedir. Ezilenlerin yanında olanların öfkesidir ve öyle gelip geçici bir şey de değildir.

12 Eylül’den önce devrimi beklerken

Sol hareketlere dair tüm anlatılar 1980 öncesinin ruh halini tarif ederken aynı ifadeyi kullanır: Sanki bir gün sonra ‘devrim’ olacakmış havası vardı. Elbette bu, bir reel durumdan öte sosyalistlerin kendine güvenen, inanan ruh halinin bir ifadesiydi.

Darbenin üzerinden 30 yıl geçti. Duvarlar yıkıldı, küreselleşme algıları değiştirdi. Üzerine son on yılda Türkiye 28 Şubat’ı, Ergenekon’u gördü. Tüm bunlar 30 yıl önceki o ruh halini anlatmayı daha da zorlaştırıyor...

1980 öncesinde foto muhabirliği yapan Kadir Can’ın yukarıdaki fotoğrafı ise yıllardır dile getirilen o ‘yarın devrim olacak gibi inanıyorduk’ anlatısının hiç de efsane olmadığının bir kanıtı.

Tarih 28 Ocak 1980. Darbeden 7 ay öncesi, kanlı 1 Mayıs’ın üç yıl sonrası... Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) İzmir’de, hükümetin devalüasyon kararına karşı mitingi düzenliyor. Konak Meydanı hınca hınç dolu. Deniz manzaralı bu yarım kalmış inşaat ve üzerindeki pankartlar Türkiye sosyalist hareketinin darbe değil devrimi bekleyen ruh halinin en iyi göstergesi.

Halkevleri Başkanı

Öğretmen olan İlknur Birol, KESK’te uzun yıllar yöneticilik yaptı. 1996’da bir mitingde dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’a bir KESK mitinginde yaptığı konuşmada ‘eli kanlı faşist’ dediği için 1 yıl hapis cezası alıp meslekten men edildi. 5 ay hapis yattı. Halen Halkevleri’nin Genel Başkanı.