Su sorunu barajın dibi görünmeden başlar!

Musluğu açtığınızda pembemsi renkte bir su akıyor. Hafif bir koku da duyuluyor. Eldeki verilerle hesaplandığında, İstanbul'un en fazla 100 günlük suyu kaldığı belirtiliyor.
Haber: SERKAN OCAK / Arşivi

İSTANBUL - Musluğu açtığınızda pembemsi renkte bir su akıyor. Hafif bir koku da duyuluyor. Eldeki verilerle hesaplandığında, İstanbul'un en fazla 100 günlük suyu kaldığı belirtiliyor. Oysa İstanbul için susuz günler, daha yakın olabilir.
Barajlardaki su, dipteki çamurlu takabaya yaklaştıkça, suyun tadı değişmeye başladı. Uzmanlara göre tek sorun tat da değil. Barajlarda su seviyesi azaldıkça, içinde sağlığı tehdit eden maddelerin de yoğunluğu artıyor. Bunların en tehlikelisi 'trihalometan'. İSKİ'nin düzenli ölçümlerine göre bu maddenin oranı şu anda tehlike sınırlarında değil. Ama barajlardaki su dibe yaklaştıkça, bu oran da düzenli olarak artıyor.
'Mevcut arıtma yetmez'
İTÜ Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cumali Kınacı, taban çamuruna yaklaşan suda oksijensiz ayrışım olduğunu, bu nedenle demir ve mangan gibi maddelerin suya karışıp tadını bozduğunu söyledi.
"Musluğu birkaç gün açmadığınızda çamur gibi akar, sebebi içindeki demirdir" diyen Kınacı'ya göre asıl tehlikenin su çamura yaklaştıkça, organik özellikli 'hümik' maddelerin suya geçmesi: "Hümik maddeler tabana çöken bitki ve canlı kalıntılarıdır. Hümik maddeler arttıkça suya dezenfekte için klor veriliyor. Klorla reaksiyona giren hümik maddelerse kanserojen yan ürünü olan 'trihalometan'ı oluşturuyor. Mevcut arıtma sistemleri bu maddeleren sudan ayrışmasında, hümik maddelerin giderilmesinde yetersiz kalır. Kuraklık arttıkca susuzluk tehlikesine bir de suyun insan sağlığını tehdit etmesi ekleniyor."
İstanbul Tabipler Odası'ndan Dr. Murat Fırat da bu tür kirlilikte kaynatmanın bir işe yaramayacağını vurguladı:
"Trihalometan gibi maddelerin kanser yapma 'ihtimali' var. Su seviyesi azaldıkça sudaki kanser yapıcı maddelerin, ağır metallerin yoğunluğu artar. Suyu kaynatmak mikropları öldürür ama kimyasal maddelerin yoğunluğunuysa aksine artırır. Dünya Sağlık Örgütü'nün, AB'nin kriterleri var. Sudaki nitrat düzeyine, klorlu hidrokarbonları oluşturan, demir ve ağır metallere bakmak gerekir. Bunlar kabul edilebilir düzeyde olduğunda zararı yok ancak su seviyesi azaldığında yoğunluk artabilir. Bu maddelerin yoğunluğu arttıkça suyun tadında değişikik, mide bulantısı, ishal ve kansere varan rahatsızlıklar görülebilir."
İçmek mi, yıkamak mı?
İstanbul'un büyük bölümü musluktan akan suyu bardağa koyup içtiği günleri hatırlamıyor bile. Ama musluk suyunu filtreli sürahilerde dinlendirerek içenler, çaya, çorbaya katanların sayısı da az değil. Ayrıca herkes duş alırken, sebze meyve, bulaşık yıkarken aynı suya mecbur.
Dr. Fırat, şebeke suyuna karışan maddelerin duş alırken kanserojen etki yaratmayacağını ancak gözlerde kızarma, tahriş yapabileceğini, hassas ciltlerde alerjik reaksiyona neden olabileceğini söyledi. Fırat sebze-meyve yıkarken geçen miktarın da rahatsızlığa neden olmayacağı görüşünde.
ABD'de yapılan araştırmalar trihalometanla mesane, mide, yemek borusu, meme ve akciğer kanserleri arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştu.
İSKİ: Teoriyle pratik farklı!
İSKİ Su Kalite Kontrol Müdürü Şahin Özaydın'sa barajlardaki suyun test sonuçlarının dünya standartlarına uygun olduğunu vurguladı. Özaydın, "Üniversite hocaları ne biliyorsa onu söylüyor. Teoriyle pratik çok farklıdır. Teorik olarak hocaların söyledikleri hiçbir şey ifade etmez" dedi.
AB ve ABD standartlarına göre sudaki trihalometan 1 litrede en fazla 100 mikrogram olmalı. Büyükçekmece Gölü'nde bu oran tüm barajların doluluk oranı ocak ayında 55.92 iken 33.8 mikrogram/litre, nisanda doluluk oranı 51.58 iken 42.8 mikrogram/litre, mayısta doluluk 46.63 iken 52.2 mikrogram/litre oldu. Dün İstanbul'da barajların doluluk oranı yüzde 31'e düştü.
İSKİ'nin sonuçlarına göre şu an sorun yok. Ancak istatistikler barajlarda su seviyesi düştükçe, riskli maddeler açısından sınır değere yaklaşıldığını gösteriyor.