Suç organize suçlu 'Twitter' mı?

Haber: YAVUZ OĞHAN - yavuz.oghan@radikal.com.tr / Arşivi

Gezi Parkı artık polisin kontrolünde, fırtına bitti. Protestolar sırasında Türkiye nasıl ikiye bölündüyse, protestoların muhasebesi yapılırken de tam bir kutuplaşma havası var. Tespitler protestolar sırasında yer tutanların tuttukları yer ile paralel.
Erdoğan “Bu masum bir çevre eylemi değil, önceden organize edilen, uluslararası medyanın, yerli işbirlikçilerinin, faiz lobisinin ve uluslararası reklam ajansları ile yerli ortaklarının işi” diye tarif etti durumu.
Ertesi gün gazetelerde çıkan haberlerde bu şirketlerin isimleri de vardı, suçlanma gerekçeleri de. Ya da sadece gerekçe diyelim çünkü tek dayanak twıtter mesajları ve Twitter üzerinden yaptıkları iddia edilen operasyonlardı.
“Biz bu işe girmedik” diyen de vardı aralarında, “Bir iki mesaj attım, sonra kestim” diyen de.
Ünlü reklamcı Necati Özkan da organizasyonun içinde gösterilen isimlerden. Özkan önce haberi yapanlara derdini anlatmaya çalışmış, sonuç alamayınca olanları kendi blog ’unda paylaşmış. Necati Özkan blog’undaki yazısında 31 Mayıs ve 1 Haziran’da yaşananlara dikkat çekiyor.
“İdari olarak yapılanlar yanlıştı. Ülke tarihinin en sivil, en masum krizi maalesef öngörüyle yönetilemedi. O iki gün Gezi Parkı aktivistlerine hak verdim ve onları gönülden destekledim”. Özkan bu açıklamanın ardından bir not düşüyor yazısına, “Sonra işin peşini bıraktım, Twitter’dan mesaj atmadım”.
Necati Özkan’a göre yarın flu çünkü “Akıl yok oldu”. Listede yer alan diğer reklam ajansları ise fırtına dininceye kadar konuşmaktan imtina ediyorlar ancak olanlara onlar da soru işaretiyle bakıyor.
Twitter mesajları nedeniyle suçlanan sadece reklamcılık sektörü değildi. Medyada da ciddi bir fırtına esti. Eylemcilere destek verenlerle eylemcileri uluslararası kumpasın parçası sayanların savaşı Twitter üzerinden yapıldı. Eylemlerin zirve noktasında yazdıkları Twitter mesajlarını örnek gösterip “Onlar gazeteci ise ben değilim” diye manifesto yayımlayanlar da oldu, o manifestoya “Gazetecilik vicdan işidir, makam koruma zabitliği değil” yanıtını verenler de. Hatta bu manifestoya kızgınlıklarını “Bırak gazeteci olmayı, sen insan değilsin” cümlesi ile ortaya koyanlar da vardı.
Tabii bu kadarla da kalmadı. Başbakan’ın kürsülerden “Hesabını verecekler” diye yüklendiği gruplara danışmanları da o çok eleştirdikleri Twitter üzerinden mesaj gönderdi. “Sizleri not ettik” diyerek hafif tehdit kokan cümlelerle.
“En galiz küfür, hakaret ve yazıları zeki çocuklar, bizim afacan gençler yapıyor diyerek şirinleştirmeye çalışan medyayı gördük ve not ettik. Milletin malını yakıp yıkıp devrim yapacağını sanan çapulculara entelektüel meşruluk sağlamak için yırtınan aydınlar gördük ve not ettik. Taksim kızıldır kızıl kalacak hayali ile yetişmiş gazetecilerin nasıl yalan iftira, manipülasyon, kışkırtma yaptıklarını gördük ve not ettik”.
Tartışma da, çarpışma da, hesaplaşma da şimdilik ‘Twitter’ üzerinden. Ama notu tutan ve bunu duyuran Başbakan’ın hemen yanı başındaki isim olunca durum değişiyor.
Yarattığı tedirginliği bir kenara koyarsak artık o notların nerede ve nasıl kullanılacağı önem kazanıyor, bir de eylemlerle birlikte başlayan ‘ sosyal medyaya çekidüzen verme’girişiminin niteliği.