Şükür, şeriatı getiremedik

İslam bir dindir. Demokrasi ve laiklik ise siyasal bir yönetim ve tutum alma biçimidir. Ama İslamcı kesim, dinin kendisini de, demokrasiyi ve laikliği de birer 'siyasal ideoloji' gibi algıladı.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

İslam'lalaiklik bağdaşır mı?
İslam bir dindir. Demokrasi ve laiklik ise siyasal bir yönetim ve tutum alma biçimidir. Ama İslamcı kesim, dinin kendisini de, demokrasiyi ve laikliği de birer 'siyasal ideoloji' gibi algıladı. Böyle algılayınca da, demokrasiyi ve laikliği, dinin tam karşısına oturttu. İslamcıların laiklikle ilgili böyle sorunlu bir yaklaşımı vardı. Ama Türkiye'de öyle bir laikçi kesim var ki, onların da laiklik anlayışı sorunlu. Onlar da laikliği salt laiklik olarak almıyor, laikliği devlet eliyle dayatılması gereken bir ideoloji gibi algılıyor.
Kuranı Kerim, dünya nizamının, devlet düzeninin nasıl olacağını da belirtmiyor mu peki?
Asla. Kuran, devlet düzenini biçimsel olarak ortaya koymuyor. Kuran'da sadece 'adalet' gibi genel ilkeler var. Kuran'da, din temelinde bir devlet kurulmasını çağrıştıracak tek bir dolaylı ifade bile yok. İslam'ın devleti olmaz ama Müslümanların devleti olabilir. Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar gibi...
Kuran'ın ışığında, laiklikle İslam nasıl birleştirilebiliyor?
Laikliği, devletin bütün inançlar, dinler, mezhepler karşısında yansız olması diye kabul edersek, laikliğin Kuran'la ve İslam'la asla çatışan bir yanı yok. Tam tersine böyle bir demokrasi ve laiklik anlayışı, farklı düşünen Müslümanların birbirine düşmanca bakmadan, barış içinde yaşamalarını mümkün kılıyor. Çünkü öteki türlü her Müslüman grup kendi din yorumunu devlet-leştirmeye yeltenir. İktidara geldiğinde de kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları dinden çıkmış olmakla suçlayıp bastırır.
Niye?
Bugün İran'da, İslamcılar arasında bir iktidar yarışı var. İktidardaki mollaların din ve siyaset anlayışıyla Cumhurbaşkanı Hatemi ve taraftarlarının özgürlükçü, demokrat din anlayışı arasında bir çatışma var. Mollalara göre, Hatemi ve arkadaşları dinden çıktı. Yok edilmeleri gereken zararlı kişiler onlar. Aslında laiklik ve demokrasi, birbirleri hakkında böyle düşünen Müslüman grupları barış içinde bir arada yaşatacak bir devlet düzeni sağladığı için her şeyden önce Müslümanların işine yarayan bir şey.
Yeni yaklaşımlar dile getiriyorsunuz. Kuran'ın tefsiri mi değişti?
Kuran zaten yorumlarıyla değişebilir. Zamana ve mekâna uygun yeni önerilerin, yeni din anlayışlarının ortaya çıkması, İslam'ın ve Kuran'ın karşı olduğu bir şey değil. İslam'ı çağa uyarlamak bir fıkıh kaidesidir. Zamanın değişmesiyle hükümler de değişir. Çağın her şeyine uymak zorunda değilsiniz ama, 'Efendim, Peygamber'in arkadaşları beyaz entari giydi. Biz de giyersek, ancak o zaman daha iyi Müslüman oluruz' diye düşünümezsiniz. O zaman İslamiyeti belli bir çağ, sosyal çevre ve gelenekle sınırlandırırsınız. İslam'ın evrenselliğini yok edersiniz.
Geçmişteki katı yorumlar mı dinin yanlış yorumuydu yoksa bugünkü esnek yorumlar mı dinin yanlış yorumu?
Geçmişteki fanatik yorumlarımız yanlıştı. Bu yorumlar dinin kendisine çok zarar verdi. İslamcı şeflerimizden biri 1997'de herkesin içinde bana
'Mehmet, sen demokrasiyi takiye gereği mi, yoksa inandığın için mi savunuyorsun?' diye sordu. 'İnandığım için savunuyorum' dedim. O da, 'Ama demokrasi küfür rejimidir. Bir Müslüman küfür rejimini savunuyorsa, kâfirdir' dedi. Ben de ona gülümseyerek şu cevabı verdim: 'Tut ki şu
ana kadar kâfirdim. Şimdi kelime-i şahadet getiriyorum. Beni şimdi Müslüman kabul eder misin?' dedim. 'Tamam, şimdi Müslümansın' dedi. Aradan on beş gün geçti, aradı.
Ne dedi?
'Ben bütün kitaplara baktım. Senin kelime-i şahadet getirmen yeterli değil. Müslüman kabul edilmen için 'Elhamdülilah ben demokrat değilim' demen lazım' dedi. Ben de bunun üzerine, 'Elhamdüllah ben Müslümanım. Elhamdülilah ben demokratım. Senin dinin sana, benim dinim bana' dedim ve konuşma bitti. 'Demokrasiyi savunursan Müslüman olamazsın' diyen bu
İslamcı ideologun tepkisinin aynısını bana Marksist ve ateist Mihri Belli de gösterdi. 'Sen demokrasi diyorsun, Avrupa'ya karşı çıkmıyorsun, emperyalizmle hesaplaşmıyorsun. Sen İslamcı değilsin' dedi. Çünkü Mihri Belli gibiler de, laiklik ve demokrasi karşıtı bir İslamcı ideolojinin varlığından besleniyorlar.
Müslümanları özellikle siyaset sahnesinde güvenilmez kılan bir takiye kavramı var. Müslüman'a baskı altında yalan söyleme hakkı bağışlanıyor. Bugün Türkiye'de, dindarlığını vurgulayan insanlardan oluşan bir siyasi iktidar var. Bu iktidarın gizliden gizliye şeriat istemediğinin güvencesi nedir?
İnsanların niyetlerini sorgulayamayız ki. Ancak yaptıklarına bakıp samimi olup olmadıkları sonucuna varabiliriz. AK Parti'nin bugüne kadar iktidarda yaptıklarının gizli şeriatçılık niyeti taşıdığını kim ıspatlayabilir? AB'ye Türkiye'yi ısrarla sokmaya çalışmak mı şeriatçılıktır? Uyum paketleriyle Türkiye'yi demokratikleştirmeye, Kürtçeyi serbest kılmaya uğraşmak mı gizli şeriatçılıktır? Takiyeyi en çok gündeme getirenlere de ne kadar değiştiklerini sormak lazım.
Ama onlar hiç değişmiyor ve demokrat olamıyorlar. Kendilerini devletle özdeşleştirmiş olan bu statükonun muhafızları sadece başkalarının ne kadar değiştiğini sorguluyor.
Ne yazık ki bugün dünyada İslam'la şiddet kavramları yan yana anılıyor. İslam, şiddete izin veren bir din mi?
İslam teröre, şiddete asla izin vermez
ama İslamcılar terör yapabilir. Bu, İslamcıların dine yükledikleri bir anlamdır. İstenirse, İslam'dan şiddet çıkartılabilir. Mesela Hz. Ali döneminde Harici diye bir grup vardı. Onlar, İslam'ı bir şiddet ideolojisi olarak benimsemişti. Camiye girip Hz. Ali'yi, halifeyi bile öldürebiliyorlardı. Ama İslam'da Hz. Ali'nin de temsil ettiği bir din anlayışı vardı. Kendisini öldürebilecek insanın kılına dokunulmamasını salık veriyordu. Hariciler de dini referanslı düşünüyordu, Hz.
Ali de. Demek ki, dinin bazı referanslarından hareket edip politik bir terör ideolojisi de üretebilirsiniz, adaletçi, özgürlükçü, insancıl bir yaklaşım tarzı da üretebilirsiniz.
Bizde bir de Hizbullah örgütü çıktı ortaya. İnsanlara işkence yapıp kasetlere kaydediyorlardı. İslam, işkenceye cevaz veriyor mu?
Asla. İslam'ın işkenceye cevaz verdiğine dair tek bir ayet, tek bir paygamber sözü yok. Ama siz dini zorlayarak yorumlar çıkartabilirsiniz.
'Ben bunu başka türlü konuşturamam. Halbuki konuşturmam halinde dine daha çok hizmet ederim' diye düşünürsünüz. İslamcıların yorumlarını, dinin kendi yorumu gibi algılamamak lazım. Ben Hizbullah'ın ölüm listesindeydim. Hizbullah'ın şiddetine maruz kalan ilk kişi benim. 91'de evimin önünde dövdüler. Beni öldürmeye değil tedip etmeye geldiler. Hizbullah'ın saldırısından sonra silah ruhsatı için devlete başvurduğumda, arada güçlü tanıdıklarım olmasına rağmen bana ruhsat vermediler.
İslam'da cinayet ve işkence suç mu?
Kesinlikle suçtur ama Müslümanlar pekâlâ adam öldürebilir, işkence yapabilir. Peygamber'in arkadaşları bile ölümünün üstünden 20 yıl geçmeden iktidar için birbiriyle savaştı. Müslümanlar birbirinin karşısına kılıçla çıktı, birbirlerinin kanına ekmek doğradılar. Peygamber'in hanımı bir tarafta, Hz. Ali bir tarafta... Muaviye bir tarafta, Hz. Ali bir tarafta...
Halbuki İslam adam öldürmeyi haram kılar. On yıl öncesine kadar ben bile dinden çıkan bir insanın öldürülmesi gerektiğine inanırdım. Oysa Kuran'da
'Din değiştiren insan öldürülmeli' diye bir ayet yok. Peygamber sözlerinde var ama Peygamber sözleri Kuran'a aykırı olamaz ki.
Peki bu işkenceleri yapan, cinayetleri işleyen insanlar da herhalde sizin kadar biliyorlar Müslümanlığı. Onlar nasıl kendi dinlerinin cinayete izin verdiğine inanıyor da siz inanmıyorsunuz. Neticede oratada bir kutsal kitap var. Bir kitap bu kadar farklı yorumlanabilir mi?
Zorlarsanız yorumlarsınız. Bütün metinler, Marx'ın metinleri bile 50 bin tane MarkMarksizm üretti. Herkesin Marx'ı ayrı. Zaman içinde metinlerin kendisi çok farklı yorumlanabilir. Kuran da farklı yorumlanmıştır. Bu yorumlarından mezhepler çıkmıştır.
El Kaide dünyanın her yanında İslam adına terör yaratıyor. Müslümanlar mı şiddete yakın yoksa şiddete yatkın insanlar Müslümanlığı bahane mi ediyor?
İkisi de doğru. Müslümanlar şiddete yakın bir psikoloji içindeler. Çünkü mağdur edildiklerine, kaybedecekleri hiçbir şeyin kalmadığına inanıyorlar. Özellikle Müslüman gençler, psikolojileri ve sosyal konumları itibarıyla şiddete yatkın haldeler. Daha eğitimsizler ve işsizler. Filistin sorunu adil bir biçimde çözülmedikçe, İslam ülkelerindeki baskıcı rejimler bitmedikçe...
Sonuç ne olur?
Böylesine öfke duyan ve bu öfkesini de cihat ve İslam adına kusan genç kuşağın varlığı sürer. Çünkü bu öfkeye, dinin cihatçı yorumu, şehadet boyutu da eklendiğinde, Müslüman gençler radikal İslamcı örgütlerin unsuru olabiliyor. Dünyaca ünlü terörist Çakal Carlos bile şimdi devrimci İslam üzerine kitap yazıyor. Geçmişte sosyalizm adına sürdürdüğü terör ve şiddet eylemlerini şimdi cihat ideolojisiyle İslamcılık adına yapıyor. Çünkü bu gençlere cihat yolunda öldüğünde veya öldürdüğünde, cennet vaat ediliyor. Şehadet, şehitlik kavramı öyle bir işleniyor ki... 'Beni bekleyen ebedi bir hayat var. Ben öleceğim ve oradan cennete gideceğim' diyorlar. El Kaide bağlantılı canlı bombacıların hepsinin inancı bu. Ölümsüzlüğü, yaşama tercih etme ideolojisinin adıdır şehadet.
Biraz açar mısınız?
Bu dünyada nasıl olsa bir gün öleceksiniz ama ötede sizi bekleyen bir ölümsüzlük var. Orada, Allah'ın hoşnut olduğu kullardan biri olarak cennette yaşamınızı sürdürmek var. Humeyni de kitleleri mobilize
ederken 'Ölürseniz ve öldürülürseniz cennettesiniz' diyordu. Gerçi o bir devrimdi ama... İnsanlar beyaz kefenlerini giyerek tankların üzerine yürüyordu ve mitralyözlerin önünde dökülüyorlardı. Ertesi gün bir başka grup beyaz kefenlerini giyerek geliyordu şahın askerlerinin önüne.
Türkiye'ye şeriat gelebilir mi?
Hayır gelmez. Nasıl gelsin ki? Hangi şeriat gelecek?
Siyasal İslam şeriat istemiyor muydu?
Doğrusunu söyleyeyim mi? Biz o dönem şeriat istiyorduk ama istediğimiz şeriat gelseydi ilk karşı çıkan yine biz olurduk.
İran'daki gibi çok geç olmaz mıydı?
Çok geç olurdu. Bakın, Türkiye'de başımıza bir şey geldiğinde hiçbirimiz Suudi Arabistan'a ya da İran'a sığınmıyoruz. Çünkü Türkiye'deki özgürlüğe alışmış Müslümanlar Avrupa'yı tercih ediyor. Bizim bir dönem kafamızda tasarladığımız şeriat rejimi, İslam devleti, tamamen 'totaliter, baskıcı, dinsel bir diktatörlük'ten başka bir şey değildi.
Eğer böyle bir rejim kurulsaydı, herkesten çok Müslümanların zararına işleyecekti.
Niye?
Çünkü iktidarı başkalarından önce eline geçiren Müslüman grup, kendisi gibi düşünmeyen Müslümanların tümünü tasfiye edecekti. Müslümanların arasında kanlı boğazlaşma başlayacaktı. Çok şükür ki biz hedefimize ulaşamadık. Tasarladığımız İslami devleti gerçekleştiremedik. Zaten gerçekleşmezdi. Türkiye toplumu böyle bir şeriat yorumuna dayalı İslam devletinden yana değil.
AKP, dünya Müslümanlarına demokrasi konusunda örnek olabilir mi?
El Kaide bağlantılı radikal İslamcı örgütlerin Türkiye'de eylem koymalarının tek sebebi budur. Bombalar aslında AK Parti'yi cezalandırma mesajdır. Çünkü Ak Parti deneyimi, İslam kültürüyle demokrasinin bağdaştırılabileceğini ortaya koyan yeni bir deneyim. Bu model Türkiye'de tuttu. İslam dünyasında da tutması halinde radikal İslamcı hareketlerin varlık nedenleri ortadan kalkacak. İslamcılığın jargonunda şu vardır.
Ne vardır?
Münafık, kâfirden daha tehlikelidir. Müslüman gibi görünüp, aslında Müslüman olmayan kişidir münafık. Münafıkın dine daha çok zarar vereceğine inanılır. Kâfirden önce, münafıkın başı ezilir. Modern İslamcılara göre münafık kimdir peki? Mesela Tayyip Erdoğan, Mehmet Metiner dindar biliniyorlar ama demokrasiyi, laikliği savunuyorlar. İşte radikal
İslam, 'Bunların sözleri benimsenirse bizim varlık nedenimiz ortadan kalkar' diye düşünüyor ve bu yüzden de kâfirlerden çok, bu tür Müslüman aktörlerle siyasi hesaplaşmayı planlıyor.
Hıristiyan toplumlar demokrasiyi rahatça uygularken Müslümanlar neden demokrasiyi bir türlü benimseyemiyor?
Çünkü demokrasi Hıristiyan toplumlarda çıkmış, uygulanmış. İslam ülkelerinde demokrasi adıyla bir siyaset sözcüğü, kuramı, pratiği yok. Ayrıca Batı'nın değeri diye, demokrasiye karşı hep kuşkuyla yaklaşılıyor.
Hıristiyan toplumlar Müslüman toplumlardan daha mı gelişmiş?
Teknolojide, felsefede, sanatta çok daha ilerideler. Bu, Müslüman toplumların Batı'ya katabileceği hiçbir değerinin olmadığı anlamına gelmiyor. İslam medeniyeti de büyük bir medeniyet ama, Arap toplumları daha çok Vehhabi bir anlayışla felsefeyi ve sanatı hâlâ din karşıtı sayıyor. İmam Gazali felsefeyi mahkûm etti. Hâlâ 'tükürürm heykelinin içine' diyen bir anlayışla siz sanat üretemezsiniz. Yeni bir din anlayışına ve zihniyet değişimine ihtiyaç var.
-----------
- BİTTİ -