Sürecin sonunda Aleviler de haklarını isteyecek

Sürecin sonunda Aleviler de haklarını isteyecek
Sürecin sonunda Aleviler de haklarını isteyecek
Âkil İnsan İzzettin Doğan, "Sürecin sonuçlanmasının ardından Aleviler de haklarını dillendirmekte gecikmeyecek" dedi.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Âkil İnsanlar Heyeti Doğu Anadolu Grubu üyelerinden Cem Vakfı Genel Başkanı Prof.Dr. İzzettin Doğan, “Barış varsa gerisi teferruattır” düşüncesiyle heyete girmiş. Sürecin sonuçlanmasından sonra Alevilerin de haklarını dillendirmekte gecikmeyeceğini belirten İzzettin Doğan şunları söyledi: “Yenilenen, küçülen dünyada sorunlarınız ülkeniz sınırlarında kalmaz, dünyaya hesap verirsiniz. Bugün Esad Suriye dışına çıkamıyorsa, bunun eseridir. ”
Sürece dahil olurken aklınızdaki sorular neydi? 
Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde yapılan ilk toplantıya katıldığımda Sayın Başbakan’a “Barış sürecinden bahsediyorsunuz, barışın içinde ne var diye” sordum. Başbakan bu soruyu “Bu süreçte huzur var, adalet var, güven var” diyerek cevap vermeyi istemeyen bir tavırla yanıtladı. İçerik olarak kendisine saklamak istediğini anladım. Ben de çok ısrarlı olmadım. Ama bir meçhul ile gittik gittiğimiz yerlere...
Savaşın Türkiye üzerinde bir bakiyesi var ve siz o bakiyenin en net olduğu coğrafyalardan birinde çalıştınız. Nasıl bir manzarayla karşılaştınız? 
Aşırı dozda bir tonla karşılaşacağımızı düşünüyordum, öyle olmadı. Bu durum beni çok etkiledi. En çok Tunceli’den çekiniyordum. Kendime karşı bir tepki bekliyordum. 21 yıldır Türkiye’de Alevi İslam’ın bulunmadığını, din algısının Sünni dengeler üzerine kurulduğunu, laiklik kelimesinin aldatıcı olduğunu savunageldim. Alevilerin, Sünni yurttaşlarla anayasada öngörülen 10. madde gereğince eşit olmadığını, Fransızların ‘Ölü Metin’ dediği bir durum olduğunu söyleyegeldim. O yüzden Aleviler için İzzettin Doğan bu eşitliği savunan bir isim. Bu hükümet 10 yıldır bu hakları görmezden geliyor. Bunları savunan bir insanın âkil insan olarak bu heyette yer alması reaksiyona neden olabilir diye düşünüyordum. Tam tersi oldu. Çok büyük bir sevgiyle karşılandım. Orada da sordular bu soruyu, benim de cevabım basitti: “Barış söz konusuyla gerisi teferruattır.”
Malatya’da biraz tepki mi oldu?
Malatya’da iki toplantı vardı. Grubun bütün üyelerinin ortak fikri, Malatya’nın sürecin 50 yıl ilerisinde olduğuydu. Aleviler de Sünniler de soruları eşit cevaplandırdılar. Elazığ’da da cemevine gittik. Orada da çok güzel bir toplantı gerçekleşti. Sonra Fırat Üniversitesi’nde 200 kişiye yakın insanla bir araya geldik. Sonra Tunceli’ye Erzincan’a gittik. Her seferinde de aynı ıstıraplara, aynı muamelelere tabi tutulduklarını gördük.
Bahsettiğiniz coğrafya 38’i de yaşamış, cumhuriyetin başından beri sistemle sorunlu olan bir coğrafya.
Çekilen bütün ıstıraplara rağmen bir isyan yok. Tevvekkül var. Özellikle Dersim’de bunu görmek çok mümkün. Gerek Tunceli, gerek Erzurum gerek Elazığ gerekse Malatya’da barış egemen bir düşünce. Kimse çocuklarına bir şey olsun istemiyor. Bir baba geldi, konuşmaya uzun süre zorlandı. En sonunda “Benim bir tane oğlum var, dağda, ikisi askerde, yanımda bir tane oğlum kaldı. Bu bir tane oğlumun garantisini bana kim verebilir?” dedi. Orada çıkıp konuşan herkes “Atalarımın kemikleri bu topraklarda, ben ayrı bir devlet istemiyorum” diyor. Herkesin tek dileği, kendi kimliğiyle yaşamak. Burada önemli ikinci nokta ise herkes kendi kimliğiyle yaşayıp, eşit yurttaş statüsü istemesidir.
Tam da bu noktada Alevi vatandaşları tedirgin edecek adımlar atılıyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Gola Çetu’nun yıkılması, en son bugün kaybedilen Maraş katliamı mezarları...
Çok önemli bir takdir hatası. İki köprü yaparsınız aynı anda birisine Yavuz Sultan Selim ismini verirsiniz, diğerine Şah İsmail. Böyle yaparsanız ikisini barıştırmış olursunuz. 1997 yılında hükümet bunu telaffuz etmişti. Başbakan Mesut Yılmaz, rahmetli Bülent Ecevit, İsmet Sezgin “Bundan böyle Şah İsmail de bizim Yavuz Sultan Selim de bizim” dediler. Cumhuriyet tarihinde konuşuldu bu. Fakat bu hükümet Alevileri görmezden gelmeye devam ediyor. Barış gelecekse, biz çok daha ağır bir muhalefet yapma şansına kavuşabiliriz. Aleviler Kürtlerin haklarının verilmesini savunurken, kendi haklarının gasp-edilmesine göz yummayacaktır.
Peki Alevi açılımının Kürt açılımından sonra toparlanabileceğine inanıyor musunuz? 
Hiç şüphe etmiyorum. Hükümet edenlerin göremediği yeni, küçülen dünyadır. Temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan birisine artık ne Batı’da, ne Doğu’da yer var. Artık bu dünyada kimsenin dilediği gibi davranma hakkı yok. Bugün Esad Suriye dışına çıkamıyorsa, bunun eseridir. 
Süreçten beklentiniz nedir? 
Hükümete önemli bir ışık tutacak bu çalışmalar. Halk ne düşünüyor, demokrasiyi özümsemiş mi, bu konuda açık bir kanaate varacaktır. Barışın herkesin ortak arzusu olduğu görülecek. Başbakan sık sık “Yaradılanı hoş gördük Yaradan’dan ötürü” diyor. Bunu söylerken Yavuz Sultan Selim ismini anlamak mümkün değil. Başbakan’ın kendisini düzelteceğini zannediyorum ama yanında kendisine doğruyu söyleyen insanlar lazım. Ayrıştırma siyasette doğru bir yol değildir. O zeki bir insan, hatalarından ders çıkarmayı bilecektir. Yoksa sadece Alevileri, Kürtleri değil dünyayı karşıya alır. Türkiye belaya doğru ısrarla yürüyor. Halbuki politikada duygusallığa yer yoktur. Doğruyu görünce, ona yönelirsiniz, bu insanı küçültmez.