Suriye'ye savaş planları hazırdı

'Kürt Kapanı'
Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in yazdığı 'Kürt Kapanı- Şam'dan
İmralı'ya Öcalan' kitabında, devrin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, bir dönemi aydınlatıyor: "Cumhurbaşkanı Demirel'in 1 Ekim 1998'deki çıkışını TSK biliyordu. Suriye ile savaş için bir harekât planlaması da yapılmıştı."
ABD memnun etti
Kıvrıkoğlu şöyle dedi: "Kararı Meclis verecekti. Harekât, kara ve denizden hava destekli icra edilecekti. ABD'nin Öcalan'ı yakalama teklifi memnuniyet yarattı, İmralı'da tutulması fikri ise Cumhurbaşkanı Demirel'e aitti."
Asker gözüyle
Kıvrıkoğlu gelişmeleri şöyle değerlendirdi: "Demokratik adım ve reformlarda, Öcalan'ın yakalanışı, örgütün silahla sonuç alamayacağını anlaması ve bunun her kesimde sebep olduğu özgüvenin payı büyük."

ANKARA - Yasadışı PKK'nın lideri Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması ve yakalanması döneminde Genelkurmay Başkanı olarak aktif görev alan emekli orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Türkiye'nin son dört yılda attığı demokratik adım ve reformlarda, Öcalan'ın yakalanmasının büyük payı olduğunu söyledi. Kıvrıkoğlu, "Demokratik adım ve reformlarda, Öcalan'ın yakalanması, örgütün silah yoluyla sonuç alamayacağını anlayıp ateş kesmesi ve ülkenin her kesiminde bu sonuçların sebep olduğu özgüvenin büyük payı olduğu yadsınamaz" dedi.
Bir dönemi aydınlatan kitap
Kıvrıkoğlu'nun 1998-99 dönemine ilişkin gizli kalan pek çok noktayı gün ışığına çıkaran açıklamaları, Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in Remzi Kitabevi'nden çıkan 'Kürt Kapanı-Şam'dan İmralı'ya Öcalan' kitabında yer aldı. Öcalan'ın yakalanmasının, terör örgütünü gerilettiğini, parçaladığını ve ciddi tehdit olmaktan çıkardığını belirten Kıvrıkoğlu, bu nedenle, 1999 başına ABD'nin Öcalan'ın yakalanması konusundaki yardım önerisinin büyük bir memnuniyetle karşılandığını söyledi.
MGK yeşil ışık yakıyor
PKK'nın 1998'e kadar olan dönemde öldürdüğü 5 bin asker, 5 bin sivil ve yaraladığı 17 bin askerin dışında, 100 milyar dolar ekonomik kayba neden olduğunu da vurgulayan Kıvrıkoğlu, 1998 Temmuz ayındaki MGK toplantısında PKK'ya destek veren ülkelere yönelik eylem planlarına yeşil ışık yakıldığını açıkladı. Kıvrıkoğlu buna göre, PKK'ya en büyük desteği veren Suriye'nin 'en yakın ve etkili hedef' tespit edildiğini ve Öcalan ve PKK'ya verdiği desteği kesmemesi durumunda, hükümetin ve Meclis'in kararıyla Suriye'ye askeri harekât için planlamanın yapılmış olduğunu da ifade etti.
Kıvrıkoğlu, "Harekât, kara ve denizden, hava kuvvetlerinin desteğiyle icra edilecekti" dedi. Kıvrıkoğlu'nun kitapta yer alan açıklamalarından bazı bölümler şöyle:
Çuvaldız batıranlara iğne

  • TSK'nın değerlendirmelerinde, PKK ile devam etmekte olan mücadelenin daha fazla uzamadan, bir an önce sona erdirilmesi gerektiği sonucuna varılıyordu. Terör örgütü ülkemize büyük zararlar vermişti. O zamana dek bu mücadelede 5 binden fazla askerimiz şehit olmuş, 5 bin civarında sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 17 bin askerimiz yaralanmış ve Türk ekonomisine en az 100 milyar dolara mal olmuştu.
    Terör örgütüne destek veren ülkeler Türkiye ile fiilen savaşa girmeden, PKK terör örgütünü taşeron olarak kullanmak suretiyle Türkiye'ye büyük zararlar veriyorlardı. Böyle bir durum sessizlikle geçiştirilemezdi. Türkiye'ye çuvaldız batıranların kendileri de en azından iğne acısını tatmalıydı.
  • Şartlar iç açıcı görünmüyordu. Çünkü; gerek komşu ülkeler, gerekse Türkiye'nin dostu olduğunu söyleyen pek çok Avrupa ülkesi, terör örgütüne her türlü maddi ve manevi desteği veriyordu. Terör örgütünü yok edebilmenin en iyi yolu, onun mücadeleye devam azmini kırmaktan geçiyordu.
    Yıllardır örgüte en büyük desteği veren ülkelerin başında komşumuz Suriye geliyordu. Bu durumda hem terörist başını topraklarında barındıran, hem de her türlü lojistik desteği sağlayan Suriye, Türkiye için en yakın ve etkili bir hedef durumundaydı.
    Demirel: Bıçak kemiğe dayandı
    Kıvrıkoğlu, bir ay kadar sonra Genelkurmay Başkanlığı'nı devralacak Kara Kuvvetleri Komutanı sıfatıyla Temmuz 1998 MGK toplantısında, 'PKK örgütüne destek veren ülkelere karşı uygulanmak üzere eylem planları hazırlanması' önerisini getirdiğini açıklıyor. Öneri, MGK'ya başkanlık eden Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in desteğiyle benimseniyor. Demirel bu desteği, 'Kürt Kapanı'nda yer alan, "Devlet içinde başını benim çektiğim bir sabırsızlık vardı. Bıçak kemiğe dayanmıştı" sözleriyle açıklıyor. Kıvrıkoğlu, Suriye eylem planının ayrıntılarını şöyle dile getiriyor:
  • Plan; politik, ekonomik, askeri ve diğer konularda Suriye'ye karşı ne tür yaptırımların, hangi sıra ve tarihlerde uygulanacağını kapsıyordu. Suriye üzerinde baskı giderek yoğunlaştırılacak, terörist başının ve yandaşlarının Türkiye'ye teslimi istenecek, ayrıca örgüte verdiği her türlü desteği kesmesi sağlanacaktı. Uygulanacak siyasi, ekonomik ve askeri tedbirlere rağmen istenen sonuç alınamadığı takdirde alınacak siyasi kararı müteakip Suriye'ye karşı uygulanmak üzere bir harekât planlaması da yapılmıştı. Bu harekât, kara ve denizden, hava kuvvetlerinin desteğiyle icra edilecekti.
    Uyarılar gittikçe sertleşiyor
    30 Ağustos 1998'de Genelkurmay Başkanı olan orgeneral Kıvrıkoğlu'ndan boşalan Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nı üstlenen orgeneral Atilla Ateş, 1. Ordu Komutanlığı'ndan itibaren Kıvrıkoğlu ile eylem planı üzerine çalışan ekipteydi. Orgeneral Ateş'in 15 Eylül'de Suriye sınırında, Reyhanlı'da yaptığı uyarı, aslında örnekleri daha önce de görülen uyarıların sertleştirilmiş bir tekrarı niteliğindeydi.
    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1 Ekim 1998'deki TBMM açılışında yaptığı ve Türkiye'nin 'mukabele hakkını saklı tuttuğunu' söylediği konuşma ise Türkiye'yi savaş ilanının bir adım yakınına getiriyordu. Kıvrıkoğlu bu konuda şunları söylüyor:
  • Demirel'in 1 Ekim 1998'deki çıkışı askerler için sürpriz olmamıştı. Cumhurbaşkanı'nın yaptığı çıkışı askerler, kamuoyu tarafından inisiyatifin askeri değil de siyasi olarak algılanmasını sağlamak için yaptığını düşündürecek bir durum olarak görmüyorlardı. Zira eylem planı hükümetin onayıyla yürürlüğe sokulacaktı. Eğer savaşa girilecekse, TC Anayasası'nın amir hükmü gereği savaş kararını TBMM verecekti.
    Birliklerin intikali öne alınıyor
  • 15 Eylül'de orgeneral Ateş'in Reyhanlı'da ve 1 Ekim'de Cumhurbaşkanı Demirel'in Meclis'te yaptığı konuşmalar medya tarafından çok önemsenmiş ve günlerce gündemde tutulmuştu. Suriye'ye karşı harekâtın birkaç gün içinde başlayacağı izlenimi verilmekteydi. Halbuki silahlı kuvvetlerin intikal ve lojistik hazırlıklarını tamamlayabilmek için zamana ihtiyacı vardı.
    TSK hazırlıklarını sürdürürken, medyanın yayınları, olayların süratle gelişmesine neden olmuş, birliklerin Suriye hududuna intikal tarihleri bu nedenle öne alınmıştı. Bu sırada Türkiye'de Suriye hududuna yakın bölgelerde bir NATO tatbikatının devam ediyor olmasının da Suriye üzerinde
    olumsuz etki yaptığını unutmamak gerekir.
    Suriye sonrası ABD desteği
    Türkiye'nin Suriye'ye uyguladığı bu baskı ve uluslararası diplomasinin harekete geçmesinin ardından Öcalan 9 Ekim'de Suriye'den çıkarılarak Yunanistan'a gönderiliyor. Ancak Öcalan, Yunan hükümetinin istememesi nedeniyle (PKK lideri daha sonraki yazılarında büyük hayal kırıklığına uğradığını ifade edecekti) Rusya'ya, orada barınamayınca da İtalya'ya gidiyor.
    İtalya'daki Massimo d'Alema hükümetinin Öcalan'a gösterdiği hoşgörü Türkiye'nin sabrını o derece taşırıyor ki, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Roma'da kalan Öcalan'a yönelik bir operasyon planı bile yapıyor. Cumhurbaşkanı Demirel'in, 'Kürt Kapanı' kitabında "Çaresizdik. Sağa sola saldıracaktık. Mutlaka bir şey yapacaktık" sözleriyle doğruladığı bu girişim, ABD'yi aktif olarak devreye sokuyor.
    Hareketli bir diplomatik süreçten sonra Öcalan, Rusya'dan tekrar Yunanistan'a, oradan Yunan gizli servisi EİP tarafından Kenya'ya götürüldüğü sırada, 4 Şubat 1999'da Amerikan gizli servisi CIA'in Ankara'daki yetkilileri MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'a 'sağ tutulması ve adil yargılanması' karşılığında Öcalan'ın yakalanmasında işbirliği teklif ediyor. 4 Şubat gece yarısı Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ve MİT Müsteşarı Atasagun'un katılımıyla yapılan gizli toplantıda, ABD'nin işbirliği teklifi kabul ediliyor. Kıvrıkoğlu, o günleri şöyle anlatıyor:
    İmralı, Demirel'in önerisi
  • ABD'nin, Öcalan'ın yakalanması konusundaki yardım önerisi büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Zira Öcalan'ın yakalanması Türk halkında büyük bir mutluluk yaratacak ve terör örgütünün dağılmasına ve psikolojik açıdan büyük bir çöküntüye uğramasına sebep olabilecekti.
  • Öcalan'ın İmralı'da tutulması önerisi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den gelmişti. Öneri Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından uygun bulunmuştu. İmralı'nın bir ada oluşu güvenlik konusunu büyük ölçüde kolaylaştırıyordu.
    Öcalan'ın reformlara katkısı!
  • Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi terör örgütünü geriletmiş, parçalamış ve ciddi tehdit olmaktan çıkarmıştır. Örgüt pek çok ülke tarafından, özellikle 11 Eylül 2001 terör hareketinin de yardımıyla, terör örgütü olarak kabul edilerek, terör listesine dahil edilmiştir. Örgüt, 1 Eylül 1999'da tek taraflı olarak ateşi kesmiş ve böylece askeri bakımdan mağlubiyeti kabul etmiştir. Bu durum üzerine örgüt faaliyetlerini siyasi alanda odaklayarak AB'nin de desteğiyle hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır.
  • Türkiye'de son dört yılda atılan demokratik adım ve reformlarda Öcalan'ın yakalanması, örgütün silah yoluyla sonuç alamayacağını anlayıp ateş kesmesi ve ülkenin her kesiminde bu sonuçların sebep olduğu özgüvenin büyük payı vardır.


    MİT'e ordudan tam destek
    4 Şubat 1999 gece yarısı Çankaya'da yapılan toplantıda, yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan'ın CIA ile işbirliği içinde yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi sorumluluğu MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'a verilmişti. MİT, operasyon için yedi kişilik bir ekip hazırladı. Türkiye ile Kenya arasında durak yapmadan uçabilmek için işadamı Cavit Çağlar'ın Falcon 900 tipi uçağı 200 bin dolara kiralandı. Yedi kişilik Türk ekibinin altısı MİT mensubu, biri de bir askeri doktordu. Operasyona Genelkurmay lojistik destek veriyordu.
    Dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, o dönem TSK'nın operasyona verdiği bütün desteği şu şekilde açıklıyor:
    "4-15 Şubat tarihleri arasında Genelkurmay Başkanlığı'nca şu hazırlıklar yapılmıştı:
  • Abdullah Öcalan'ın nerede ve ne zaman teslim alınacağı belli olmadığından, teslim almak üzere gönderilecek uçak ve ekip Türkiye'de bir askeri havaalanında (Antalya) bir süre bekletildi ve çevreyle ilişkileri kesildi.
  • Öcalan'ı teslim alacak ekibe askeri personel takviyesi (bir askeri doktor) yapıldı.
  • İmralı'daki cezaevinde yeni düzenlemelere gidildi.
  • Ada çevresi ve üzerinde kara, deniz ve havaya karşı emniyet sistemleri oluşturuldu ve gerekli tedbirler alındı.
  • Öcalan'ı İmralı'ya götürmek üzere helikopterler askeri havaalanında hazır bekletildi."


    Operasyonda etkili olan Amerikalılar
    Öcalan'ın yakalanıp hapsedilmesi ve adil yargılanması için Türkiye'ye yardım edilmesi konusunda kararı veren ABD Başkanı Bill Clinton oldu. Clinton'ı ikna eden kişi Ulusal Güvenlik Danışmanı Samuel 'Sandy' Berger'di. Ancak Berger'e öneriyi getiren ve aslında olayın perde gerisindeki ismi olan kişi ise Beyaz Saray'ın Güvenlik İşleri ve Kontrterörizm Danışmanı Richard Clarke'ti. (Clarke, daha sonra 11 Eylül 2001 olaylarının Kongre'de soruşturulması sırasında, istifa ettiği Bush yönetimine getirdiği ağır eleştirilerle dünya kamuoyunca tanınacaktı.)
    Süreçte, daha sonra CIA'in başına geçecek Avrupa Bölüm Başkanı George Tennet ve 1994'te uluslararası terörist 'Çakal' Carlos Ramirez'in Sudan'da Fransız gizli servisince teslim alınması operasyonunu hazırlayan CIA'in terörizm ve Afrika uzmanı (halen ABD Dışişleri Kontrterörizm Koordinatörü) Cofer Black önemli pay sahibiydi. Diplomatik cephede ise üç isim öne çıkıyordu: Ankara Büyükelçisi Mark Parris, Atina Büyükelçisi Nicholas Burns ve ABD Dışişleri Siyasi Müsteşarı Strobe Talbott. CIA'in o dönem Türkiye'deki istasyon şefi olan ve MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile temas kuran görevlinin adı ise güvenlik gerekçesiyle gizli tutuluyor.