@hakki_ozdal

Surp Giragos Kilisesi üç kavmin barış dualarıyla açıldı

Surp Giragos Kilisesi üç kavmin barış dualarıyla açıldı
Surp Giragos Kilisesi üç kavmin barış dualarıyla açıldı
Artan şiddetin gerginliğini yaşayan Diyar-bakır'da Ermeniler, Türkler ve Kürtler Surp Giragos Kilisesi açılışın-da 'barış duası' etti.
Haber: HAKKI ÖZDAL / Arşivi

‘Tanrı katı’nı hedefleyen bir kule inşa etmeye başlayan ve bu cüretleri cezalandırılarak ‘birbirlerinin dilini artık hiç anlamayacak’ hale gelen Babil kavimlerinin efsanesi, dünyadaki farklı dil ve milletlerin varlığını açıklamaya çalışan ‘antik’ bir yenik ütopya öyküsüydü aynı zamanda... Babilliler artık birbirini ‘anlamaz’ ve ‘anlaşamaz’ olmuşlar, farklı dillerinin dar pabuçları içinde sıkışıp kalmışlardı. Diyarbakır’daki Surp Giragos Ermeni Kilisesi, dün 30 yıl sonra yeniden ibadete açılırken, Babil kavimlerinin üçü; üstelik birbirini ‘anlamak’ ve ‘anlaşmak’ konusunda zaman zaman sorun yaşamış üç kavmi, yine farklı dilleri konuşarak, ama bu kez aynı temenninin etrafında dua ederek bir araya geldi. Ortadoğu ’nun bu en büyük kilisesinin önce avlusunu sonra içini hıncahınç dolduran Ermeniler, Kürtler ve Türkler mihrabın önünde kendi dilleriyle barış için dua ettiler, mumlarını barış dileyerek diktiler. 

Trajik 1915 yılına kadar metropolitlik merkezi olan ve bu yüzden Ortodoks Ermeni cemaatinin Van Ahtamar Kilisesi kadar önem verdiği Surp Giragos’un açılışı için Diyarbakır’a adım atar atmaz, 20. yüzyılın şafağı sökerken başlamış bir trajedinin yanı sıra oradan 21. Yüzyıla bakiye devretmiş bir başka ve ‘güncel’ sorunun etkisi hissediliyor. 

Güvenlik ve tedirginlik 
Tırmanan şiddetin yarattığı tedirginlik havaalanı kapısında gösteriyor kendisini. Kente en son mayıs ayında gelmiştim, mayısla kıyaslandığında bile güvenlik önlemlerinin arttığı görülüyor. Güvenlik güçlerinin teçhizatındaki değişim, örneğin kentin çeşitli noktalarında nöbet tutan polislerin çelik yelekleri bile ‘yeni’ durumun habercisi gibi. Sonra ilk temaslar ‘Diyarbakır gerçekleri’ni gösteriyor. Hararetle ve durmaksızın telefonla konuşan taksi şoförü tüm bu konuşmalar Kürtçe olduğu için açıklama yapma gereği duyuyor… Son derece dürüst ve dramatik bir açıklama: Yeğenim Ceyhan’da esrarla yakalanmış. 30 yıldır polis bir kez kapımızı çalmamış, ekmek derdindeyiz. Yapma etme dedim ama dinlemedi, yakalanmış. Kronik işsizliğin, gençlerle uyuşturucuyu, kullanıcı olarak da satıcı olarak da sık sık buluşturduğunu mayısta kentin belediye başkanlarından da dinlemiştik. Merkez Sur ilçesinin geçmişte Ermenilerin çoğunlukta olduğu Fatihpaşa Mahallesi’ndeki dar sokakların iki yanına dizilmiş çay ocaklarında kürsülerin üzerinde art arda çay ve sigara içip sokağa akın etmiş çok sayıda yabancıya meraklı gözlerle bakan Diyarbakırlılar konuşmaya pek istekli değil. 

Ben söyleyim de... 
Bunda, biraz sözün hükmünün azaldığı duygusu ve ‘anlatma’ yılgınlığı, biraz da ‘tanımadıkları’ insanlara karşı bir tedirginliğin etkisi olduğu anlaşılıyor. ‘Batı medyası’na tepkili ve güvensizler. “Hepsinin tek yanlı” olduğunu söylüyorlar. ‘Ben söyleyim de sen kimbilir ne yazarsın’ diyen bile var. İsim vermemekte kararlılar. Bir genç, “Biz asker ölmesine sevinir miyiz hiç, ama bizim cenazelerimiz gaz bombası yağmuruyla gömülüyor. Bunu da görün” diyor. Amcasının oğlu 2002’de Lice’de ‘şehit düşmüş’, cenazeyi gece kaldırmışlar. ‘Şehitlik’ dramın her iki yanında da ölüm acısına manevi bir merhem gibi sürülüyor anlaşılan… Politikaya ve güncel gelişmelere ilgileri, bu konudaki yüksek bilgi düzeyleri dikkat çekiyor. Parlamentoyu ve anayasa tartışmalarını izliyorlar. Sözcükler biraz kırık ve kesintili, isteksiz geliyor ama belli ki bir gözleri hala Ankara ’da ve oradaki ‘vekillerinde’. 

Barış duaları 
Artık dar sokaklardan kiliseye doğru akanların arasına karışma zamanı... Uğultulu avluyu dolduran kalabalık üç ayrı dilden konuşuyor. Göz göze gelenler bu mutlu anın etkisiyle gülümsüyor hemen birbirine. Ve sonra açılan kapıdan neredeyse bir izdihamla içeri doluşuyor, Hıristiyanlar, Müslümanlar, ateistler ve diğerleri... Bir stadyumun boşalmasını andıran bir sıkışıklıkla kilisenin içine doluşuyoruz. Yaşlı kadınların içeri önce girmesi için çaba gösteriyor herkes. Onların yüzlerindeki derin kıvrımlar, 30 yıl sonra gelen bu açılışın, nasıl bir acıya bir nebze olsun ilaç sürdüğünü gösteren bir harita gibi nitekim. Bir kilise nefi belki de ilk kez bu kadar çok başörtülü kadına ev sahipliği yapıyor. Ermenice ilahiler, Gregoryen dualar kalabalığın uğultusu içinde kimi zaman güçlükle duyuluyor. Ama başları Ermenistan bayrağı renklerinde bandanalarla örtülü Yerevanlı dindar gençler bile bunu bir saygısızlık olarak görmüyor belli ki. Surp Giragos dün barış temennileriyle kutsandı.


Bugün pazar ayini yapılacak
350 yıllık tarihe sahip olan Surp Sarkis Giragos Küçük Ermeni Kilisesi Vakfı’nca 3 yıl önce yapılan ön incelemeden sonra başlayan restorasyon için yaklaşık 3.5 milyon dolar harcanmış.
Kültür Bakanlığı’na restorasyon için başvuran vakfa, ‘Biz restore edersek müze olur’ cevabı verilmesi üzerine Türkiye , Avrupa ve Amerika’da bağış geceleri düzenlenmiş. Gerekli para toplanamayınca Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de belediye bütçesinden 1 milyon liralık katkı sunmuş.
Açılış ayinini kendisi de Diyarbakırlı olan Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Başepiskopos Aram Ateşyan yaptı.
Surp Giragos Kilisesi 350 yıllık bir geçmişe sahip. 1915’teki ‘tehcir’e kadar metropolitik kiliseydi. 1. Dünya Savaşı’nda Alman Karargahı, daha sonra da Sümerbank’ın pamuk deposu olarak kullanılmış.
1883’te Ermeni usta Tavit Hızırcıyan tarafından yapılan altın haçlı Çan Kulesi 1915’te kentteki minarelerden yüksek olduğu gerekçesiyle top ateşiyle yıkılmış. 29 metrelik bu kule de tekrar yapılacak. Kilise bugün de Ermenilerle yine bir Pazar ayinine tanıklık edecek.