Susurluk örtbas

İlki ertelenmişti
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, izine Susurluk'ta kaza yapan Mercedes'te rastlanan kayıp silahlar davasının ikinci bölümünü de affa soktu. Böylece Susurluk'ta, ana dava dışındaki davalar ya beraat, ya zamanaşımı veya afla sonuçlanmış oldu. İlk kayıp silahlar davası da af ve zamanaşımı gerekçeleriyle ertelenmişti.
Topal cinayeti davası
Susurluk davalarının en önemlisi,
'kumarhaneler kralı' diye tanınan Ömer Lütfü Topal cinayetine ilişkin olanıydı. Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dört yıldır süren davanın geçen haftaki duruşmasında savcı, eski özel timcilerle, Ali Fevzi Bir, Sami Hoştan ve Haluk Kırcı'nın delil yetersizliğinden beraatini istedi.
Etkisiz bir mahkûmiyet
Çatlı'nın sahte kimlikle silah ruhsatı almasını sağlayan iki polisle bir muhtarın 1 yıl 8 ay ceza alması, diğer davalara etkili değildi. İstanbul DGM'nin ana çete davasında İbrahim Şahin ve arkadaşları aleyhine verdiği mahkûmiyet ise Yargıtay'da; karar haftaya açıklanacak.
Neden: Dokunulmazlık
Davaların bu hale gelmesinde siyasetçi ve memur dokunulmazlıkları, yargının olanaklarının kıtlığı gibi nedenler var. İstanbul DGM, ana davanın gerekçesinde şöyle yazmıştı: Unvanı, görevi, sıfatı ne olursa olsun suç işleyen herkes, derhal yargı önüne çıkarılmalıdır...
Haber: ADNAN KESKİN / Arşivi

ANKARA - Adaletin gücü, 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta trafik kazasıyla ortaya saçılan ve İstanbul DGM'nin 'Çete vardır ve cezasız kalmamalıdır' kararıyla cezalandırdığı çetenin en önemli suçunu cezalandırmaya yetmedi. 'Susurluk Çetesi'yle ilişkili
'Kayıp Silahlar Davası'nın ikinci bölümü de af kapsamına girdi. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nin ilk kayıp silahlar davasında sanık emniyetçileri af ve zamanaşımıyla cezasız bırakmasından sonra, dün de Ağır Ceza Mahkemesi, ikinci davayı affa soktu.
Böylece, Emniyet'e hibeden sonra kaybedilen, ancak izine çetenin kaza yaptığı otomobilde rastlanan silahlar nedeniyle kimseye ceza verilememiş ve parası da tahsil edilememiş oldu. Dünkü kararla cezadan kurtulanlar arasında özel tim şefi İbrahim Şahin ile emekli yarbay Korkut Eken gibi 'çete kurmak' suçundan mahkûm iki ünlü de bulunuyor.
Silahlar nasıl kayboldu!
'Susurluk Çetesi'nin suçlamaları arasında, Hospro Şirketi'nce, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne hibe edilmiş gösterilen silahlar en önemli yeri tuttu. Çünkü, bu silahlardan biri ülkücü katliam hükümlüsü Abdullah Çatlı'nın yaşamını yitirdiği Susurluk'taki kazada DYP'li vekil Sedat Edip Bucak'a ait Mercedes'te ortaya çıktı.
Silahların bedellerinin örtülü ödenekten karşılandığı, ancak alınan paraların da tümünün ilgili şirkete ödenmediği bilgisine ulaşıldı. İlk kapsamlı soruşturmayı Emniyet yaptı. İkinci aşamada Danıştay, olayda dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın da sorumluluğuna işaret etti, mevzuat nedeniyle Ağar'a dava açılamezken, İbrahim Şahin ve diğer emniyetçiler adliyelik oldu.
Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi ve Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde toplam 15 polis ve amiri hakkında görevi ihmal suçlarından üçer yıla kadar hapis cezaları istendi. Bir aşama sonra bu iki dava birleştirilerek 6. Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Kaybolan silahlar
Bu davada hibe edilen malzemelerle ilgili 27 Aralık 1993 tarihli paket listesinde kayıtlı 10 adet 9 milimetre Micro Uzi, 10 adet
9 milimetre Micro Uzi SMG marka tabanca ve 20 Nisan 1994 tarihli paket listesinden kayıtlı 10 adet 22 kalibre Baretta marka tabanca ile bunlara ait susturucuların kaybolduğu yolundaki raporlar esas alındı.
Ankara Başsavcılığı, diğer soruşturmasında ise 'zimmet'in izini sürdü ve 10 üst düzey emniyetçi hakkında Ağır Ceza Mahkemesi'ne dava açtı. '2. Kayıp Silahlar Davası' iddianamesinde ise sanıkların Emniyet'e hibe edilen 10 adet 9 milimetre Mikro Uzi, 10
adet Süper Mg, 11 adet 22 kalibre Baretta marka tabanca ve bu tabancalara ait susturucularla 1 adet AL 50 Hv roketatarın kaybolmasıyla ilgili sorumlulukları nedeniyle 18'er yıla kadar ağır hapislerini istedi. Davada, silahların aranan kişilere verildiği belirtildi. Her iki davada sanıklar tutuksuz yargılandı. İfadeleri birbiriyle çelişti. Şahin başta olmak üzere çoğu sanık yargıçların soruları üzerine
'hafıza kayıplarına' sığındı.
Adalet yetişemedi
Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ilk kayıp silahlar davası, geçen temmuzda sonuçlandı. Mahkeme, suç tarihinin 1993-1994 yılları olmasını dikkate aldı ve 15 sanıktan çoğu hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verdi. Zamanaşımı süresi tutmayan sanıklar da, Şartla Tahliye Yasası kapsamına alındı.
İkinci dava ise dün 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sonuçlandı.
Bakanlık ceza istedi
Duruşmaya İçişleri Bakanlığı adına katılan
müdahil avukat Sema Tiryaki sanıkların cezalandırılmasını ve kayıp silahların bedellerinin yasal faiziyle kendilerinden tahsil edilmesini istedi. Duruşma savcısı Sadi Aslan ise son mütalaasında, aynı konuda sanıklar İbrahim Şahin'in de aralarında bulunduğu dört sanık hakkında, Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki davada zaman-aşımı nedeniyle düşme kararı verildiğini, bu nedenle davanın bu sanıklar yönünden reddini istedi.
Suçun niteliği değişti
Savcı, sanıklar Korkut Eken ile eski AKP uzmanı Ertuğrul Ogan hakkında 'ihtisalen zimmet' suçundan dava açılmakla birlikte, aslında suçun 'görevi ihmal' kapsamında görülmesini, bu nedenle de davanın suç tarihi itibarıyla Şartla Tahliye Yasası kapsamına alınıp ertelenmesini istedi. Sanık avukatları da suçun oluşmadığını belirterek beraat talep etti.
Hem af, hem ret
Mahkeme Başkanı Necdet Yaman, aynı konuda Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan sanıklar İbrahim Şahin, eski Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi Antalya Kurs Eğitim Müdürü Lütfi Eraslan, Antalya Kurs Eğitim Müdürlüğü'nde başkomiser Şemsettin Canpolat ve Necmettin Ercan hakkındaki davanın reddedildiğini bildirdi. Mahkeme, Eken ve Ogan'ın suçunun zimmet değil 'görevi ihmal' olduğuna hükmetti ve bu suçun da 23 Nisan 1999'dan önce işlenmesi nedeniyle af kapsamına aldı.
Çetede karar haftaya
Susurluk'tan geriye yalnızca ana çete davası
kaldı. Polismafyasiyasetçi üçgeninden oluşan devlet içindeki çeteleşmenin teşhis
edildiği davada eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile eski MİT görevlisi Korkut Eken 6'şar, özel harekâtçı polislerle katliam hükümlüsü ülkücü Haluk Kırcı'nın da bulunduğu 12 sanık ise 4'er yıl ağır hapse mahkûm edilmiş, Yargıtay Başsavcılığı da bu cezaların onanmasını istemişti. Davanın temyiz duruşması geçen ay Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nde yapıldı, sanıklar beraat istedi.
Siyasi ayağı eksik
DGM'nin ağır gerekçelerle cezalandırdığı çetenin siyasi ayağı ise
dokunulmazlık zırhı nedeniyle bugüne kadar aşılamadı. Çete içinde yer almakla suçlanan DYP Milletvekili Sedap Edip Bucak ile bağımsız milletvekili Mehmet Ağar,
milletvekili dokunulmazlıkları sayesinde beş yıl süre geçmesine rağmen halen yargılanıp haklarında bir hüküm kurulamadı.
Bucak tanık bile olmadı
Kayıp silahlardan birinin otomobilinde ortaya çıkması nedeniyle davaların kilit ismi olan Sedat Bucak, 'tanık' sıfatıyla bile olsa mahkemenin çağrılarına yanıt vermedi. Bucak'ın ifadesini alamayan asliye ceza yargıcı da Bucak'ı dinleme kararından vazgeçti.
'Bilgi ve belge saklandı'
Geçen yasama dönemindeMeclis'te oluşturulan Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, 'bilgi ve belge saklanması' nedeniyle inceleme yapamamaktan yakınmıştı.
Komisyonun bilgisine başvurmak üzere çağrı yaptığı üst düzey bazı devlet görevlileri, komisyona gelmeme yolunu seçerken, önemli belgeler de komisyona iletilmedi. Eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman ile "Elimde belge var" diyen Mesut Yılmaz ve 'Babalar Operasyonu' ile ilgili bilgisine başvurulmak istenen eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, komisyona gelmeyen isimlerden.
Ayrıca Milli Güvenlik Kurulu'na sorular soruldu, ancak bu sorulara yanıt alınamadı. Genelkurmay, Jandarma Genel Komutanlığı ve diğer askeri birimlerden istenen belgeler de komisyona gönderilmedi.
***
Tarihi gerekçeli karar
İstanbul 6 No'lu DGM'nin nisan ayında açıklanan Susurluk davasının gerekçeli kararında şöyle denilmişti: Yasadışı faaliyetler, öyle ürkütücü boyutlara ulaşmıştır ki, Susurluk'taki kazadan sonra Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında toplanan siyasi liderler, bu tip çete faaliyetlerinin önünün alınması, kamu ve özel şahıs güvenliğinin sağlanması için alınacak önlemleri, yapılacak yasal düzenlemeleri, idari ve siyasi tedbirleri tartışıp kamuoyuna açıklamıştır. Unvanı, görevi, sıfatı, siyasi ya da sosyal konumu ne olursa olsun suç işleyen herkes, derhal ve en kısa zamanda yargı önüne çıkarılıp, hesap vermesi sağlanmalıdır. Suç işleyenin cezasını çekmediği bir toplumda, sosyal ve siyasi istikrar sağlanamaz. Suç işleyip de bazı siyasi, sosyal, idari ve yasal koruma kalkanlarının arkasına sığınanlar ile bu koruma kalkanlarını muhafaza edenler ya da kaldırmayanlar unutmamalıdır ki, adalet bir gün onlara da lazım olacaktır. İşgal ettiği makam ve mevki ne olursa olsun, hiçbir şahıs ve kurum Anayasa ve yasaların vermediği yetki ve görevi kullanamaz. Kullanırsa bunu devlet adına yapmış olamaz. Suç işlemiş olur.