@ismailsaymaz

Tahşiye iddianamesi: Bomba bulunan evin civarında bir gece önceden polis bekledi

Tahşiye iddianamesi: Bomba bulunan evin civarında bir gece önceden polis bekledi
Tahşiye iddianamesi: Bomba bulunan evin civarında bir gece önceden polis bekledi

Fethullah Gülen ve Hidayet Karaca

'Tahşiye' iddianamesine göre bomba bulunan evin civarında bir gece önceden polis beklemeye başlamış. Tahşiye evinde bulunan bombalar 17 Aralık'tan sonra imha edilmiş. Operasyonun başlamasına neden olan ihbar Ergenekon'daki ihbarlarla aynı yazı stilinde hazırlanmış.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Fethullah Gülen’in “terör örgütü” yöneticiliği ile itham edildiği, aralarında STV Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve eski  İstanbul  Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer’in de olduğu 32 şüpheli hakkındaki Taşhiye iddianamesi tamamlandı. “Taşhiye” adlı bir dini grubu terör örgütü göstermek adına gruba ait bir eve bomba ve mühimmat yerleştirildiği, bu talimatın da Gülen tarafından ve STV’deki bir dizi üzerinden verildiği iddiasını içeren iddianame, çarpıcı bulgular içeriyor: Hiçbir karar ve görevlendirme yazısı olmadığı halde mühimmatın çıktığı evin çevresinde operasyondan bir gece önceden itibaren Terörle Mücadele, İstihbarat ve R Büro’da görevli 20’yi aşkın polis konuşlandı. Bulunan el bombaları 17 Aralık soruşturmasından hemen sonra imha edildi. Operasyonun başlamasına neden olan ihbar Ergenekon’daki ihbarlarla aynı yazı stilinde hazırlandı. İddianamede, bombaları kimin yerleştirdiğini belirlenemediği ancak şüpheli polislerin burada rol aldıkları iddia edildi.

‘ELAZIĞ POLİSİ CEMAAT ÜYESİ GİBİ’

‘Tahşiye iddianamesi’ne göre, operasyon adım adım şöyle şekillendi:

* Saidi Nursi’nin yolunu takip eden Mehmet Doğan, merkezi Muş’ta bulunan bir dini grup kurdu. Fethullah Gülen’i eleştiren Doğan ve arkadaşları, kimi yayınevleri kurarak, dini faaliyetlerini sürdürdü. Kasım 2008’e kadar bu gruba yönelik “terör” suçlaması ya da operasyonu olmamıştı.

* Grupla ilgili ilk inceleme, merkezi bir başka şehirde olduğu halde, Ali Fuat Yılmazer’in yönettiği İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce başlatıldı. Yılmazer, 4 Kasım 2008’de bir grup üyesinin telefonunu dinlemeye aldı. Ardından 3 Aralık 2009’de 12 şehrin İstihbarat Şubesi’ne yazı yazarak, grup hakkında bilgi istedi. Hiçbir şehirden, grubun “şiddete yatkın” olduğu yönünde bilgi gelmedi. 

* Elazığ İstihbarat Şubesi’nden gönderilen yanıtta, bu grubun ileri gelenleriyle görüştükleri belirtilerek şöyle denildi: “Görüşmede Gülen’in yaptığı konuşmanın zamanlama ve içerik olarak çok isabetli olduğunu, polisiye tedbirlerle çözülemeyecek bir konun yüzde seksen çözüme ulaştığını, ilerleyen süreçte Tahşiye Grubu’nun irtica bağlantısı ile ilgili kamuoyunda çıkarılabilecek art niyetli haberlerin ve izleyebilecekleri harekat tarzının Gülen’in bu konuşması ile deşifre edildiği şeklinde görüş beyan edildiği...” İddianamede, bu yazının “istihbari çalışma sistematiği içerisinde yazılmadığı, raporu tanzim eden polislerin kolluk kuvveti gibi değil, bir cemaat mensubu olarak hareket ettiği” kaydedildi.

İHBAR, ERGENEKON’DAKİYLE AYNI YAZI STİLİNDE 

* Tahşiye Operasyonu’nu başlatan ihbar, 10 Aralık 2009’da Merter’deki Akıncılar Postanesi’nden İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildi. Ancak bu mektubu kimin gönderdiği araştırılmadı. İddianamede, ihbarın aslında, “Soruşturma dosyasından ve öncesindeki İstihbarat Şubesi’nin bilgilerinden faydalanılarak hazırlanıldığı” ileri sürüldü. Bu ihbarla aynı yazı stiline sahip ihbarların Ergenekon ve askerlere yönelik soruşturmalarda da kullanıldığı belirtilerek, şöyle denildi: “Mektubun yazı stili olarak Ergenekon soruşturmasındaki mektup ile ve askeri görevlilere yönelik ‘kumpası’ konu edinen soruşmamızda mevcut olan ‘Sayın savcım’ başlığı ile yazılıp gönderilen, soruşturma başlatmaya yönelik mektuptaki yazı ile aynı stilde yazıldığı gibi yine aynı ifade ve anlatım tarzında olduğu...” Nihayet iddianameye göre, Taşhiye’ye yönelik ihbar mektubunun da “Soruşturmayı mantıki bir temele oturtmak amacı ile İstihbarat ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce gerçeğe aykırı olarak” hazırlanmıştı.

İDDİANAME: ‘KARANLIK KURUL’U POLİS YAZIYOR

* İddianameye göre operasyon kapsamındaki bilgiler, cemaate üye polislerce Fethullah Gülen’e ulaştırıldı. Bunun üzerine Gülen, 6 Nisan 2009’daki tarihli sohbetinde “Tahşiye” adlı bir örgüt yaratılıp kendi cemaatinin suçlanabileceğinden söz etti.

* Üç gün sonra 9 Nisan 2009’da Samanyolu TV’de yayınlanan “Tek  Türkiye  ” adlı dizide yer alan “Karanlık Kurul” başlıklı bölümde, “Beyler bu Tahşiye planı ile bizim üzerimize yeni dalgalar gelmeden biz onların üzerine irtica dalgalarıyla gideceğiz” denildi. Dizinin 23 Nisan 2009’daki bölümünde, yine bu konudan bahsedilerek, “Mahalledeki dükkanlara gece  konan silahların üzerindeki seri numaraları silinmediği için oyun elimizde patlamıştı” denildi. İlginçtir, Tahşiye Operasyonu kapsamında Turgut Yıldırım’ın evinden çıkan mühimmatların seri numaraları silinmiş halde bulunacaktı. 

* Dizideki “Karanlık Kurul” adlı bölümün diziden ayrı ve bizatihi kanal tarafından çekildiği ve sanık polislerden Bayram Özbek tarafından yazıldığı belirlendi. 

* Dizideki değişikliklere bağlı olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü de soruşturmanın adını değiştirdi. “Radikal Tahşiye Grubu” adıyla başlatılan bu soruşturma, 4 Nisan 2009’da “El Kaide Yanlısı Radikal Mehmet Doğan Grubu” olarak güncellendi. 

POLİSLER BİR GECE ÖNCEDEN BEKLEMEYE BAŞLAMIŞ

* Taşhiye’ye ait 37 adres, beş sohbet evine 22 Ocak 2010’da operasyon yapılmış, bunlar içinde sadece Turgut Yıldırım’a ait evde mühimmat ve el bombası bulunmuştu. Yıldırım, operasyondan bir gün önce, 21 Ocak’ta saat 22’ye kadar evde bulunduklarını, çıkarken kontrol edip evden ayrıldıklarını, muhtemelen kendilerinden sonra polisin bomba koymuş olabileceğini söyledi. 

* Yapılan incelemede, diğer adreslerde işlem yapılmadığı halde sadece Yıldırım’a ait ev için “olağanüstü takibat ve inceleme” yapıldı. Hatta Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesi ve hatta diğer suç örgütlerine bakan R Bürosu görevlilerinin bile geceden itibaren ev çevresinde oldukları, cep telefonu sinyallerinden anlaşıldı. Aralarında komiserlerin de olduğu 20’yi aşkın görevlinin şube müdürleriyle telefon irtibatı halinde oldukları da anlaşıldı. 

* Ancak bombayı ve mühimmatları koyan ve bu işleme gözcülük yapanlar tam olarak tespit edilemedi. İddianamede mühimmatın şüpheli polisler tarafından konmuş olabileceği iddia edilerek, “İstanbul Emniyeti’nde görev yapan, Gülen’e bağlı şüphelilerin çok iyi hazırlanmış bir plan çerçevesinde hareket ederek bomba ve mühimmatları yerleştirmiş oldukları, bu sebeple aradan geçen beş yıllık süreçte bombayı ikamete yerleştiren şüpheliye ilişkin kamera kaydı ve ses kaydı gibi doğrudan birincil nitelikli delillerin elde edilmesinin mümkün olmadığı...” 

MÜHİMMATLAR 17 ARALIK’TAN SONRA İMHA EDİLMİŞ

* 'Tahşiye’ye yapılan operasyon kapsamında Bahçelievler’deki evde bulunan el bombalarının üzerindeki seri numarasının silinmiş olduğu anlaşıldı. Bu da diziyle talimat verildiği iddiasına delil sayıldı.

* Sis kutularının sıkça bulunmadığı, geçmişte 9 Ocak 2009’da  Ankara  Gölbaşı’nda, 21 Nisan 2009’da İstanbul Poyrazköy’deki kazılarda da elde edilmiş olduğu ifade edildi

* Mühimmatlar yeniden incelenmek istendiğinde, 17/25 Aralık soruşturmasından hemen sonra, 31 Aralık 2013’te imha edildikleri ortaya çıktı.

* Evdeki ve mühimmatların yer aldığı poşet üzerindeki parmak izinin kime ait olduğu tespit edilmedi.    

* Sanıklar, “Bu grup hakkında MİT de çalışma yapmıştı” demişti. MİT savcılığa gönderdiği yazıda, bugüne dek Emniyet ile hiçbir bilgi paylaşmadığını açıkladı. Ancak Genelkurmay’a Muş’ta ihale alan bir firma yetkilisine ilişkin açıklama yapılırken bu gruptan söz edildiğini bildirdi. MİT yazısı, 2 Ocak 2015’te  Bugün  gazetesinde Nazlı Ilıcak’ın köşesinde yayınlandı. Savcılık bu kez de yazıyı Genelkurmay İstihbarat Dairesi’ne sordu. Verilen yanıtta, yazının 15 Şubat 2012’de kayıtlardan çıkarılıp imha edildiği belirtildi ve nasıl sızdırıldığına ilişkin soruşturma yürütüldüğü anlatıldı. Bu durum savcılık tarafından Gülen Grubu’nun TSK içindeki örgütlenmesinin delili kabul edildi.  

GÜLEN'İN AVUKATI: TAHŞİYE AKLANIP MÜVEKKİLİM SUÇLANIYOR

Fethullah Gülen'in avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili baştan suçlu kabul edilerek, iddianame hazırlandığını söyledi. Albayrak, "Tahşiye" adlı dini grubun, davası devam ederken aklandığını ve ele geçirilen silahların dahi suç unsuru olarak kabul edilmediğini kaydetti. Düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında sayılacak ifade, yazı ve sanatsal faaliyetlerin terör örgütünün delili sayıldığını belirten Albayrak, şöyle dedi:

"Silahlı terör örgütü suçlamasına delil olarak gösterilen 15 ayrı delilden dört tanesi iki ayrı gazetede yer alan köşe yazısı, ikisi de bir dizide yer alan konuşmalar, biri internette yer alan sohbet konuşması, geri kalanı emniyet tarafından yapılan yasal işlemlerden ibarettir. Müvekkilim tarafından şiddet kullanıldığına ya da kullanılması istenildiğine dair bir tespit sunulmadığı gibi, aksine kullanılmadığı belirtilmiştir." 

Aybayrak, şunları savundu: "Tahşiyecilerin faaliyetleri, anayasal düzene  eleştiri olarak kabul edilirken, Gülen'in sohbet ve kitapları terör örgütü faaliyeti olarak kabul ediliyor. Tahşiyecilerle ilgili önceden bir soruşturma yokken, soruşturmaya başlanması kanıt olarak sunulmuş. Gülen ya da emniyet mensupları ile ilgili bundan önce bir soruşturma mı vardı? Tahşiye'ye yönelik soruşturma kapsamında ele geçirilen 387 mermiye rağmen silahların bulunmamış olması hayatın olağan akışına aykırı kabul edilirken, Gülen ya diğer şüphelilerde silah ya da mermi elde edilmemesine rağmen bu insanların silahlı örgüt kurmuş olmaları, hayatın akışına uygun salıyor. Gerçeğe aykırı yorumlarla, sahte oluşturulduğu değerlendirilen delillerle Tahşiye'nin suçlandığı kabul edilmesine rağmen, burada dizi senaryoları, köşe yazıları ve sahte oluşturulan telefon konuşmaları gerekçe yapılmıştır. Bu değerlendirmeler dikkate alındığında aynı mantıkla, şüphelilerin mağdur iktidarda bulunan ve soruşturmada görev alan kişilerin ise şüpheli kabul edilmesi mümkündür."