'TAKKO'culara' hep 12 Eylül, hep darbe!

'TAKKO'culara' hep 12 Eylül, hep darbe!
'TAKKO'culara' hep 12 Eylül, hep darbe!

12 Eylül döneminin trajikomik despotluklarından birinin 4 mağduru: Hikmet Sinirli, Mehmet Benli, Lütfi Akın ve Casim Şanverdi (soldan sağa).

Darbeden sonra, hayali 'TAKKO' örgütüne üye oldukları iddiasıyla işkenceli sorgulardan geçen Hataylıların tazminat talebi reddedildi ve 2.500 liralık mahkeme masrafını ödemeleri istendi...
Haber: MESUT HASAN BENLİ / Arşivi

12 Eylül darbesi, çok sayıda acı olayın yanı sıra bazı traji-komik öykülere de imza attı. Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşayan kişilerin başına gelenler de bunlardan biri. TAKKO (Türk Arap Kürt Kurtuluş Ordusu) isminde yasadışı bir örgüt üyesi oldukları gerekçesiyle o dönem 70 gün ağır işkencelerden geçen ve 3 yıl cezaevinde kalan Reyhanlılıların başı devletle yine belada.
12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra tüm Türkiye ’de adeta bir cadı avı başlatıldı. Yasadışı bir siyasi faaliyeti olmayan kişiler bile gözaltına alındı ve ağır işkencelerden geçirildi. Türk, Kürt ve Arapların ortak yaşadığı Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde de darbeden 6 ay sonra, Şubat 1981’de böyle bir operasyon düzenledi. 55 kişi gözaltına alınmıştı ama gerçekte hiçbirinin yasadışı bir siyasi faaliyeti yoktu. ‘Şüpheliler’, Reyhanlı İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanmaya başlandı. 

Örgütün ismini söyleyin 

Ağır işkencede geçen bu kişilere sürekli, “Hangi örgüttensiniz”, “Örgütün lideri kim”, “Silahlar nerede?” şeklinde sorular soruluyordu. Ancak şüpheliler, herhangi yasadışı bir örgüt bağlantıları olmadığı için bir örgüt ismi veremiyorlardı... İşkence günlerce devam etti… 70 günlük gözaltı süresinin dolmasına günler kala, 6. Kolordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Basın ve Halklar İlişkiler Şubesinde, gözaltında bulunan kişilerin, hangi örgüt üyesi olduğuna ilişkin bir açıklama geldi. Açıklamada, yaşadışı bölücü örgüt TAKKO’nun çökertildiği ve üyelerinin yakalandığı belirtiliyor; örgütün amacının da Hatay’ı Suriye’ye katmak olduğu ifade ediliyordu. 

AKKO, TAKKO oldu 
Söz konusu açıklama 28 Şubat 1981 tarihli Tercüman gazetesinde detaylı şekilde yer aldı. Açıklamada Hatay’ı Suriye katmak amacıyla AKKO (Arap Kürt Kurtuluş Ordusu) isimli yasadışı bir örgütün var olduğu, ancak örgüt üyeleri arasında Türklerin de bulunması nedeniyle örgütün TAKKO ismini aldığı vurgulanarak şöyle deniliyordu: “Yurt dışına kaçan Mustafa Şamlıoğlu’nun AKKO teşkilatlanması için Mustafa Eker’i görevlendirdiği, Mustafa Eker’in de bölgede geniş bir örgütlenme çalışmasına giriştiği ve AKKO’yu yaymaya ve geliştirme çalıştığı anlaşılmış, yapılan seri operasyon sonucu bu örgüte ait silah ve mühimmat ile örgüt elemanları ele geçirilmiştir. Ayrıntılı araştırma ve soruşturma esnasında bu örgütün Türk gençleri de örgüte sokmak için yoğun çaba harcadığı ve hatta örgütün adını Türk kelimesi koymayı düşünerek örgütün adını ‘TAKKO’ olarak değiştirmeye çalıştığı anlaşılmıştır. Böylece yurdumuzu parçalamak, bölmek milletimizi düşman kamplara ayırarak kanlı bir iç savaş tezgahlamak isteyenlerin haince olan emelleri bir kere daha tüm açıklığı ile ortaya çıkarılmış, gözler önüne serilmiş bulunmaktadır.” 

‘TAKKO ne la’ Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bu açıklaması, gözaltında bulunan Reyhanlıları şaşkına çevirdi. O dönemde gözaltında ağır işkenceler gören Hikmet Sinirli, TAKKO üyesi olduklarını öğrendiklerinde çok şaşırdıklarını söyleyerek Radikal’e şunları anlattı: “O dönemlerde Reyhan’lı da memur olarak çalışıyordum. Herhangi bir illegal örgüt içerisinde yer almıyordum. Sonra darbe oldu… Şubat 1981’de gözaltına alındık. Yapılan sorgularda sürekli ‘hangi örgüt üyesiniz’ diye soruluyordu. Bir örgüt ismi veremiyorduk. Çünkü örgütlü değildik. 70 gün işkence de kaldık. Gözaltı süresinin dolmasına günler kala, gazetelerde TAKKO üyesi olduğumuz yazıldı. Bu örgütün ismini ilk orda duyduk. İlk tepkimiz ‘TAKKO ne la’ oldu.” 

Uydurulmuş bir örgüttü 
Hikmet Sinirli, o dönemde faaliyet gösteren Devrimci grupların isimlerini bildiklerini ancak böyle bir yapılanmayı ilk defa duyduklarını da belirterek, “O dönemdeki devrimci örgütlenmeler biliniyordu. Ancak TAKKO ismini ilk defa duymuştuk. Sonra anlamını öğrendik” diye konuştu. TAKKO üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınanlardan Mehmet Benli de şunları kaydetti: “Bu ismi nasıl bulduklarını sonradan öğrendik. Gözaltın alınan kişilerin Türk, Kürt ve Arap olduğunu fark edince örgütün ismini TAKKO olarak belirlemişler. Biz böyle bir örgütlenmeden haberimiz yoktu. Zaten böyle bir örgütte yoktu. Tamamen uydurulmuş bir örgüttü. O dönemde yöre halkı üzerinde baskı oluşturmak ve göz altılara gerekçe yapmak için yapılan bir operasyondu. TAKKO üyesi olarak suçlanan kişilerin çoğunu ben de tanımıyordum.” 

Mahkeme MİT’e sordu 
Aynı suçlamayla gözaltına alınan Lütfü Akın da hakkındaki dava açıldıktan sonra mahkemenin bu örgütü MİT’e sorduğunu belirterek, “Gözaltındayken basına fotoğraf çektirmek için götürüldüğümüzde, önümüze bir Suriye haritası ile çok sayıda silah konulmuştu. Ancak ne harita bize aitti ne de silahlar. Ancak ağır işkencelerden geçiriliyorduk. Duruşmalarda avukatlarımız TAKKO denilen bir örgüt olup olmadığını araştırmasını istedi. Hatırladığım kadarıyla mahkeme MİT’e böyle bir örgütün olup olmadığını sormuş. MİT böyle bir yapılanma olmadığı yönünde rapor göndermiş” diye konuştu. 

‘Okur yazar değildi’ 
Sıkıyönetim Komutanlığı’nın örgütün lideri olarak suçladığı artık hayatta olmayan  Hüseyin Şanverdi’nin oğlu Casim Şanverdi de, bu garip davaya ilişkin şunları anlattı: “Babam ekonomik olarak durumu iyiydi. Reyhanlı çevresinde sözü geçen ve saygı duyulan bir kişiydi. Rahmetli okur - yazar değildi. TAKKO’nun lideri olarak gözaltına alındığını gazetede haberi okuyunca ağladığımı hatırlıyorum… Hala o haberlere baktığımda çok üzülürüm. Babam çok ağır işkencelere maruz kaldı. Onurunu ve gururun kırdılar. Yargılanıp beraat ettikten sonra tahliye oldu. Ancak artık bekçi bile görse korkar hale gelmişti. TAKKO ismini o da duymamıştı bırakın örgüt kurucusu olmasını. ” 

Hepsİ beraat ettİ 
TAKKO üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınan 55 şüpheli yaklaşık 3 yıl cezaevinde kaldıktan sonra davaya bakan Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Nolu Askeri Mahkemesi, “haklarında yeterli ve kesin delil elde edilmediği” gerekçesiyle beraatlarına karar verdi. TAKKO üyeliği suçlanan kişileri tekrar gündeme getiren olay ise darbecilerin yargılanmasına ilişkin süreç oldu. Yapılan Anayasa değişikliği ile 12 Eylül Askeri Darbesinin hayatta kalan mimarları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’ya yargılama yolu açıldı. ‘Darbe mağdurlarının mağduriyetlerinin giderileceği yönündeki’ açıklamalar yapıldı. Bunun üzerine, TAKKO üyeliğiyle suçlanan kişiler, o dönemde “haksız yere tutuklu kaldıkları” gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebiyle mahkemeye başvurdu. 

İki kelime bile edemedik 
Ancak Hatay Ağır Ceza Mahkemesi ilk duruşmada davacıların, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin davayı reddetti. Mahkeme, davanın reddedilmesi nedeniyle de yargılama giderlerini davacıların ödemesine karar verdi. İlk tebligat Lütfü Akın’a yapıldı. Akın’dan 2 bin 500 TL’lik yargılama gideri ücreti istendi. Akın, “Mahkeme bizi dinlemedi bile, kimlik tespiti yapıp ‘davanın reddine’ dedi. İki kelime konuşamadık. Hakkımız aramak istedik, şimdi bir kez daha cezalandırılıyoruz. Zaten bu parayı ödeyecek gücüm de yok” diye konuştu. Tazminat davası açan diğer kişilerden bazıları kararı temyiz etmiş. Ancak Yargıtay’dan ümitli değiller. Onlarda faiziyle birlikte daha yüklü miktarda bir ücret ödeyecekleri düşüncesindeler. Ortak görüş ise, “adalet arayışlarının cezalandırıldığı” yönünde.
aşılmış, yapılan seri operasyon sonucu bu örgüte ait silah ve mühimmat ile örgüt eleman
yapıldı. Akın’dan 2 bin 500 TL’lik yargılama gideri ücreti istendi. Akın, “Mahkeme bizi dinlemedi bile, kimlik tespiti yapıp ‘davanın reddine’ dedi. İki kelime konuşamadık. Hakkımız aramak iste
Darbeden sonra, hayali ‘TAKKO’ örgütüne üye oldukları iddiasıyla işkenceli sorgulardan geçen Hataylıların tazminat talebi reddedildi ve 2.500 liralık mahkeme masrafını ödemeleri istendi...