Tarihin sessiz tanıkları

Ünlü Türk destanı 'Oğuzname'de, bir çift ulu kayın ağacının Oğuz neslinin kökeni olduğu anlatılır.
Haber: İBRAHİM GÜNEL / Arşivi

İSTANBUL - Ünlü Türk destanı 'Oğuzname'de, bir çift ulu kayın ağacının Oğuz neslinin kökeni olduğu anlatılır. Efsaneye göre, iki nehrin birleştiği yerdeki iki kayın ağacına gökten kutsal ışık iner. Bir süre sonra ağaçlardan birinin gövdesi şişer. Sayılı günler geçtikten sonra, ağaçtan iki kapı açılarak ağızlarında gümüş emzikleri bulunan beş erkek çocuk doğar. Bu çocuklar büyüyerek, Oğuz boyunu kurar ve bu ulu kayınları kendi soylarının atası sayarak, klanlarının bunlara saygı duymasını ister.
Aynı destanın bir başka yerinde de, Oğuz Kağan'ın, güzel eşini göl ortasındaki dev bir ağacın kavuğunda bulduğundan söz edilir.
Yine Osmalı İmparatorluğu'nun kuruluş dönemine ilişkin bir öyküye göre, Osman Bey, bir gece toprak komşusu Şeyh Edebali'nin evine konuk olur. Gece düşünde, şeyhin koynundan doğarak yükselen bir ay,
ışıklar saçarak Osman Bey'in göğsüne girer. Ayın girdiği yerde bir ağaç yeşerir, hızla büyür ve dallarıyla birlikte ulu bir çınara dönüşür. Dağlar, ovalar, dereler, akarsular bu ulu ağacın gölgesi altında kalır. Düşü yorumlayan şeyh, Osman Bey'e dünyaya hükmeden bir devlet kuracağını müjdeler.
Belki de bu düşün etkisinde olsa gerek, Osmanlı hanedanı üyeleri, kurdukları imparatorluğun belirli dönüm noktalarını toplum belleğine hep diktikleri çınar ve servi ağaçları ile kazımak istemiştir. Bu örnekler, güç ve zafer simgesi olarak algılanan anıt ağaçların, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Efsaneler derleniyor
Birçok efsaneye konu olmuş, tarihe sessizce tanıklık etmiş anıt ağaçlar, yeniden gün
ışığına çıkıyor. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ünal Asan'ın başkanlığındaki projeyle anıt ağaçlar yeniden saptanıp, tescil edilecek.
Elektrokent kooperatifinin sponsorluğundaki proje kapsamında, anıt ağaçlar ölçümleri yapılarak, folklorik özellikleri, mitolojik öyküleri, tanık olduğu tarihi olaylara göre yeniden sınıflandırılacak. Beykoz bölgesinden
başlayacak envanter çalışmasıyla, halkın katılımı sağlanarak bugüne kadar bilinmeyen anıt ağaçlar da belirlenecek. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilen anıt ağaçların periyodik bakımları da yapılacak. Her büyük ağacın anıt sayılamayacağını belirten Asan, "Yaş, çap ve boy itibarıyla türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan, yöre folklorunda, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan, geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlar anıt ağaçlardır" dedi.
Mutlaka bir öyküsü olmalı
Anıt ağaçlarda ikinci grup özelliğin, moral ve kültürel ayrıcalıklar olduğunu vurgulayan Asan, şunları söyledi: "Fiziksel olarak olağanüstü sayılmasa da, o yörede olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olmak ya da kimi olaylarla özdeşleşmek ve onlara tanıklık etmek de, ağaçlara anıtsal nitelik kazandırır. Bugün cami, mescit ve türbe avlularındaki devasa çınar, servi ve
ıhlamurlar, bu mistik kültürün bize armağan ettiği birer doğal mirastır." Asan, anıt niteliği olabilecek ağaçların 0212 226 26 97 numaralı telefona bildirilmesini istedi.
***
Eyüp Sultan mistisizm simgesi
Çınar, Osmanlı'da mistisizm simgesi olarak da anılmaktadır. Bunun örneklerinden biri, Eyüp Camii avlusundaki anıt çınardır.
İstanbul'uh fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet'in diktirdiği ağacın öyküsü şöyledir:
İstanbul kuşatmasının en sıkıntılı günleridir. Uzayan kuşatmanın getirdiği gerginlik, genç sultanı ve devlet erkânını etkilemektedir. Askerlerin moralini yükseltmek ve huzursuzluğu gidermek isteyen padişahın aklına Halid Bin Zeyd Eyyüp El Ensari gelir.
İstanbul'un Araplar tarafından kuşatılmasında
şehit düşen ve Hz. Muhammed'in Medine'de evinde ilk konakladığı kişi olan Zeyd'in mezarı Haçlılar tarafından tahrip edilmiştir.
Kabrin bulunmasının askeri etkileyeceğine inanan sultan, hocası Akşemsettin'den mezarın bulunmasını ister.
Akşemsettin, kabir yerini mistik belirtiler yardımıyla saptar ve bulunduğu yere çınar fidanı diker. Hocasının sezgisinden emin olmak isteyen padişah, silahtarağayı çağırtarak, fidanın sökülerek 20 adım öteye dikilmesini ve mezara da kendi yüzüğünün gömülmesini ister. Emir yerine getirilir. Padişah ertesi gün Akşemsettin'den kabir yerinin gösterilmesini ister. Devlet erkânıyla birlikte mezar yerine gelinir.
Akşemsettin, tereddüt etmeden ilk bulduğu yere gider ve çınarın dikildiği yere bakmadan, "Kabrin yeri burası" der. İnancını pekiştirmek isteyen padişahın, "Emin misin hocam?" diye sorması üzerine, "Elbette eminim, burada. Toprak içinde bir yüzük görüyorum. İki kulaç derinde de mezar taşı var" der. Mezar yeri kazılır ve mermer kapak bulunur. Sultan fidanı eski yerine dikmek ister ama hocası, "Bırakın çınar yerinde kalsın. Orası da kutsal bir mahaldir. Eyyüp El Ensari orada gasledilmiştir" der.