'Taşlama' cezasına karşı İstanbul zirvesi

İranlı Abbas Hacızade ve Mahbube Muhammedi, Mayıs 2006'da hapishanedeki hücrelerinden sabaha karşı çıkarılarak Meşhed kentindeki bir mezarlığa götürüldü. Bu arada yetkililer, çevredeki evlerin kapılarını çalarak bazı milis ve güvenlik...
Haber: BERİL KÖSEOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - İranlı Abbas Hacızade ve Mahbube Muhammedi, Mayıs 2006'da hapishanedeki hücrelerinden sabaha karşı çıkarılarak Meşhed kentindeki bir mezarlığa götürüldü. Bu arada yetkililer, çevredeki evlerin kapılarını çalarak bazı milis ve güvenlik güçlerini aynı mezarlığa 'davet
ediyordu'. O gece, Mahbube'nin kocasını öldürmek ve zinayla suçlanan iki mahkûmun 'recm' cezası uygulanacaktı. Milislerden bazıları neden mezarlığa getirildiklerini ancak Mahbube ve Abbas'ı görünce anlamıştı; kimisi taşlama eylemine katılmak istemedi ama zorla da olsa bunu yapmaları gerekiyordu. Mahbube ve Abbas, Meşşed'deki mezarlıkta taşlanarak öldürüldü...
Mükerrem'e de aynı ceza
Bu, Aralık 2002'de ilan edilen moratoryumdan sonra uygulanan ilk recm cezasıydı ancak son değildi. 5 Temmuz 2007'de, zina suçlaması nedeniyle 11 yıldır hapiste tutulan Cafer Kiyani Takistan bölgesinde bir çölde yine taşlanarak öldürüldü. Kocasını Kiyani'yle aldatmakla suçlanan Mükerrem Ebrahimi ise aynı cezadan, o günün İran'da kadınlar gününe denk gelmesi sayesinde kurtuldu. Dört yaşındaki oğluyla birlikte hâlâ hapiste tutulan Mükerrem'in cezasının her an infaz edilmesi tehlikesi bulunsa da, avukatları Şadi Sadr kadının İslam hukuku çerçevesinde ilk kocasından boşanmış sayılması gerektiğini savunarak temyize gitmeye hazırlanıyor...
Recm cezası İran'ın yanı sıra Afganistan, Nijerya (36 eyaletin üçte birinde), Pakistan, Suudi Arabistan, Sudan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde 'zina'ya karşı yasal bir cezalandırma türü olarak kullanılırken, İslam Hukukuna Bağlı Yaşayan Kadınlar Ağı (WLUML) dün İstanbul'da, 'Kadınların Öldürülmesini ve Taşlanmasını Durdurun!' adlı küresel bir kampanya başlattı.
Tanıtımı Bilgi Üniversitesi'nin Santral İstanbul kampüsünde gerçekleşen kampanyanın açılış konuşmalarını WLUML'nun Asya Bölgesi Koordinatörü Farida Shareed ve Kadınlara Karşı Şiddet konusunda BM Özel Raportörü Yakın Ertürk yaptı.
Kadına Karşı Şiddet Ulusal Kurul üyesi Endonezyalı avukat Sri Wiyanti Eddyono'nun anlattıkları çarpıcıydı. Endonezya'da İslami hareket son üç yılda hızla yerel ve ulusal düzeylerde hukuk sistemine girmiş, 50'den fazla yerel yönetim yeni yönetmelikler çıkarmıştı. Bazı yerlerde kadınlar, kendilerini savunmalarına izin verilmeden kırbaç cezasına çarptırılıyordu.
İranlı ünlü kadın hakları savunucusu, avukat Şadi Sadr da toplantıdaydı. Tanıtım sonrası Radikal'e konuşan Şadi Sadr, ülkesindeki kadın hareketi hükümet baskısı altında bulunsa da umudunu kaybetmemiş.
İran'da 'Taşlamayı Sonsuza dek Durdurun' kampanyasını iki yıl önce başlatan ve geçen martta Tahran'daki bir kadın hakları gösterisinde tutuklanıp 17 gün Evin hapishanesinde tutulan Sadr, muhafazakâr Mahmud Ahmedinecad'ın 2005'te cumhurbaşkanı seçilmesi sonrası baskının artıp artmadığı sorusunu şöyle yanıtlıyor:
"İran'da gösteri düzenlemek neredeyse imkânsız. Bir kamusal alanda toplanmak için hükümetten izin almak zorundasınız. Bütün İran'da bir-iki gazete kadın haklarıyla ilgili sadece küçük haberler yayımlıyor. İnternet çok işimize yarıyor fakat hükümet bazı sitelere filtre koyuyor."
Taşlayan da 'utanıyor'
Mükerrem'i recmden kurtarma konusunda hâlâ umutlu olduğunu aktaran Sadr, recm uygulamalarına zorla veya gönüllü olarak katılanların ne hissettiğini sorduğumuzda şöyle diyor: "Kampanya arkadaşlarımdan bir gazeteci, Meşhed'deki olaya katılan bir adamla konuşmuştu. Adam utandığını, çok üzüldüğünü anlatmıştı. Sesini duyurmak istemişti. Fakat sonra gazeteci arkadaşıma telefon edip, 'Bir kelimesini bile yazmanıza izin veremem' dedi."