'Tavan'a vurmuşken

'Benliğim şımarmıştı'
"Kazanınca benliğim şımardı, önleyemedim. Ama kaybettiğinde anlıyorsun. 150 milyarlık eve 75 milyar veren olmadı. 125 bin dolarlık 2001 model cipime 50 bin dolar verdiler."
'Parasız günlerim'
"Krizde parasızlıktan dışarı çıkamadığım, otomobilime benzin koyamadığım günler oldu. Kriz, hızla sahip olduğum yaşam standardıyla geçmişim arasındaki farkı yüzüme vurdu."
Haber: ŞEBNEM İYİNAM / Arşivi

O öğlen Tike Restoran'dayız. Genç borsacılar ve genç banka sahipleri oradalar. Borsanın yıldırım hızıyla düşüşe geçtiği günlerden biri. Herkes tiril tiril, marka giyimli. Birbirinden genç 'aldırışsız' suratlar kaygı dolu. Tike'nin kapısındaki cip kuyruğu uzamakta...
İçlerinden biri Mehmet Akdere. 1969 doğumlu. Sivas, Gürün, Akdere Köyü'nden. Tipik bir Özal kuşağı temsilcisi. Hayat hikâyesini anlatırken birden köşe dönmeciliğin tarifini yaparken yakalıyor kendini.
"Köy şartlarından geliyorum ben. Ailemiz çok kalabalıktı, sekiz kardeştik. İşimiz topraktan ekmek çıkarmaktı. Şartlar çok ağırdı. Pazara çıktım, inşaatlarda çalıştım, ama okumak ve en iyisi olmak istiyordum. Daha ilkokul çağlarında aklım köyün dışına çıkabilmekteydi. Biliyordum ki, köyün getirisi olmayacaktı, o yaşta görüyordum bunu. Okula giderken ağabeyim Isparta'nın bir köyüne öğretmen oldu. Acıdı bana, yanına aldı. Yanında okudum, büyüdüm, fikir ayrılıklarımız çıktı, 17 yaşında ayrılmak istedim."
Şehir şoku...
60 kişiden fazlasını İstanbul-Silivri'de otobüsten indiğinde ilk kez gördüğünü söylüyor Mehmet Akdere.
"O şoku yaşamayan bilemez. İstanbul'da evli ablamın yanına gelmiştim. Kısa şekilde nasıl para kazanabilirim diyor, bunun yollarını arayordum. Etrafa soruyordum sürekli. Ya uyuşturucu satacaksın, ya yasal olmayan işlere bulaşacaksın ya da borsada oynayacaksın gibi öneriler aldım. Borsa nedir dedim, tanımaya çalıştım. O zamanlar sokak borsası vardı. Karaköy'de insanların fiziki olarak hisse senedi alıp sattığını gördüm. Elimde harçlık denecek kadar bir parayla gittim Karaköy'e. İki üç ayda biriktirmiştim 500 markı.
Onunla ilk hisselerimi aldım. Bir iki yılda 50 bin dolara yakın para kazandım. Girişimcilik ruhumu Özal'a borçluyum tabii. Aynı dönemde Kütahya'da üniversiteye devam ettim, ama borsayla büyüdüm diyebilirim."
Akdere, borsaya başladığında yanında kaldığı ablası ve onun emniyet mensubu kocası oldukça endileşenmiş.
"Elimde bir çantayla eve girip çıkıyordum. Birbirlerine 'Yasal olmayan bir şey mi yapıyor bu' gibilerden sormuşlar. Oturup anlattım. 19'ma gelmiştim, ama bana güvenemiyorlardı tabii."
'Güzel şeyler yaşıyordum'
Genç yaşta para tutmak zordu onun için.
İstekleri, arzuları ve tecrübe eksikliği vardı Mehmet Akdere'nin.
"Kazandığın parayı hazmedememe olayı bende de vardı tabii. Genç yaşta düşündüğümden farklı bir yaşam ortamına girmiştim. Allah'ın dağından gelmiştim, güzel şeyler yaşıyordum. Net bir şekilde şımardım. Benliğim şımardı, önleyemedim. Kaybettiğinde anlıyorsun ama. Hızla kat ettiğin yo-lu tanımlayamıyorsun. Aradaki farkı kriz çarpıyor insanın suratına. Çünkü arası yok bende. Arayı yaşamamışım, yapacak bir şey yok. Burnun sürttüğü anda gözlerin geride yoksulluğu, açlığı seçebiliyor ancak. Ben de aynı durumlara düştüm. Bu krizde de param olmadığı günler oldu. Sadece evde oturup,
dışarı çıkmadığım günler... Bütün arkadaşlarıma borçlanıp borçlarımı ödeyemediğim zamanlar... Daha önce yaşanan iki üç krizden deneyimler kazanmıştım. Önceki krizlerde kaybettiğim gün evde partiler verirdim. Kendime 'Adama bak kaybetti ama takmıyor' dedirtebilmek için. O krizler sayesinde kazandıklarımın önemli bir bölümünü gayrimenkule çevirmeyi öğrendim. Bu krizde sahip olduklarımın yüzde seksenini bu yolla kurtardım diyebilirim."
Yine de bu krizde bir milyon doların üzerinde bir para kaybetmeyi önleyememiş Mehmet Akdere. "Bunu kaybetmenin ne kadar kolay olduğunu size anlatamam. İnsanlar her gün kaybediyor, ben kaybetmesem başka birileri mutlaka kaybediyor. Bizim yaşam tarzımız böyle oturmuş. Adrenalin salgılayarak yaşıyoruz her günü."
Kasım krizinin kokusunu aldığında bir karar almış Mehmet Akdere. "Yurt-dışına çıkmak istedim. Ailemde çoğu insan memur olduğu halde geçinemiyordu, onlara ben bakıyordum. Kız arkadaşım da gitmek taraftarı değildi. Pasaportumu çıkardım, ama gidemedim tek başıma. Özel ilişkimden dolayı tabii. Kız arkadaşımın bana destek vermesi halinde gidecektim. Gitseydim, belki de bu krizden daha az etkilenecektim. Benim hayatım borsaydı aslında, başka da işim yok. Kanıma da giriyor bu adrenalin meselesi. Kumar gibi bir şey işte, borsanın içinde hiç batmamak mümkün değil çünkü."
Karamsarlık maddi değil
Kriz esnasında 150 milyara aldığı gayrimenkulü elinden çıkarmak istemiş Mehmet Akdere.
"75 milyar veren olmadı. Vahim bir olaydı. Bir sene geçmişti üzerinden. Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın. En büyük duam bu. Mücadelem de onun için. Çok şükür, hâlâ
ayaktayım, ama psikolojik olarak geleceğe bakışım çok karamsarlaştı. İnsanların hiçbiri pozitif enerji vermiyor bana. Maddi olarak nerden baksam bir milyon dolar kaybım var. Bu para Türkiye genelinde çok zor kazanılır. Borsa camiası da çok kalabalık değildir, hepimiz arkadaşız ve kaybımız çok fazla."
Mehmet Akdere varlığının sıfır noktasına dayandığı günü şöyle anlatıyor. "Kendime bir ev yaptırıyordum. Ödemelerim dolardı, kriz vurunca birkaç kat arttı tabii. Borca alışkın bir insan olmadığım için çok sıkıntıya düştüm. Kafamda her zaman için aktif-pasiflerimi toplar, kendime ne durumdayım diye sorardım. 2001 model bir cipim vardı. Sıfırdı. Kazandım, aldım. Bu bana yakışır diye almıştım. Çünkü benim gibi belki yüzlercesi denemişti, ama ben başarılı olmuştum. En iyi arabaya ben binmeliydim. Ama onu galeriye götürdüm. Galerici fiyat vermedi, almadı bile. Bir başkası 125 bin dolar piyasa değeri olan arabaya 50 bin dolar verdi. O anda dedim bu iş gerçekten bitmiş. Ödemem olan arkadaşıma gittim, dedim durum bu... Al sana veriyorum arabayı!"
Arkadaşı kendi arabası yerine kız arkadaşına aldığı arabayı satmayı önermiş Mehmet Akdere'ye. "Evet, kız arkadaşımın arabasını ben almıştım, ama yine de bu fikir hiç hoş gelmedi bana. Bir şeye sahip olduktan sonra, hediye de olsa o onundur. 'Kadının altından araba çekilmez' dedim arkadaşıma. O da bana 'Sıkma kendini, bir iki aya yayıyorum ödemeni. O vakte kadar da toparlarsın' dedi. Öyle de oldu. Şu anda bir kuruş dolar borcum yok, ama yine de karamsarım. Yurtdışına gitmeyi hâlâ istiyorum. Bu cipler, bu saltanat sanmıyorum devam etsin. İnsanların gözüne bakamıyorum o
arabanın içinde. O insanların bana kinle baktıklarını hissediyorum. Çoğunda var bu kin. Kriz esnasında o arabaya benzin koyacak paramın olmadığı günler de yaşadım ben."
Görüp de unutmak zor
"Benim de bir ezilmişliğim vardı tabii. Ama bütün insanlara eşit mesafede yaşıyorum ben. Çok farklı bir psikolojim var. Dağ köylerine hiç çıktınız mı bilemiyorum. Gerçekten gitmenizi öneririm. Yazın çalışır, kışın toprağa buğday ekersiniz. Sonra onu satar ancak şeker, çay ve yağ alırsınız. Bu şekilde sadece ilkel hayattaki ihtiyaçlarınızı karşılarsınız. Bizim yaşantımız yokluktur öteki türlü. Beni bugüne getiren anne-babam için de budur. Değişen bir şey yok... Diyorum ya, arası yok bizde. Mütevazı kalmaya çalışıyorum, ama mükemmel diye bir kavram var kafamda. Onun için elimden gelen çabayı gösteriyorum. Felsefem bu. En iyi arabayı ben alayım, en iyi evde ben oturayım. İnsansın, istersin. Ben kimseye hata yapmadan, birilerinin cebinden almadan, mükemmel bir yaşantıyı yaşayayım derken oldu bunlar."
Mehmet Akdere küçüklüğünde dağda yaşamış, hayvan otlatmış. Kaybedecek bir şeyi olmadan risklere atılmış. Kazanmış. Elinde iki-üç trilyonluk hisse senetleri dönüyor şimdi. Kriz de vursa zekâsına, koku alma duyusuna güveniyor. Ama karamsarlığını da, depresifliğini de üzerinden atamamış. En korktuğu şey, görüp de unutmak zorunda kalmak. O yüzden aynı yerde kalmak onun için her şeyden daha önemli. Belki de gerçekten ara dediği yeri yaşamadığı için açlığı, yokluğu hatırlıyor bu krizde.
"Şu an içinde bulunduğumuz be-lirsizlik, bekleyiş beni stres altında tutuyor. Bu şartlarda mutlu olamıyorum. Çevremdeki arkadaşlarımın yüzde sekseni işsiz. O insanların mağduriyetini bilmek, onlara yardım edememek beni rahatsız ediyor. Ayıptır söylemesi ağabeyim hâkim olmuş, geçinemiyor. Diğer ağabeyim öğretmen olmuş, beni okutmuş, şimdi çocuğunu okutamıyor. Ben onların elinde büyüdüm ve onlara birtakım insanlık görevlerim var. İnsanlar ağlarken mutlu olmak mümkün değil."
Haline şükrediyor
Mehmet Akdere her sene babasının köyüne gitmeye devam ediyor. "Ben de orda olabilirdim. Arkadaşlarım hâlâ orada hayvan otlatıyor. Babamın beni okutabilmek için neler çektiğini biliyorum. Her sene oraya gidip daha zor şartlardaki insanları gördükçe kendi halime şükrediyorum."
Krizde bazı geceler evde bir duş alıp koltukta kalakaldığı zamanlar olmuş Akdere'nin. Bu sektörün tamamen bitebileceğini düşündüğü geceler. "Kurum kalsa bile kendim devam edemeyeceğimi düşündüğüm anlar oldu, ama yıkılmadım, ayaktayım. İnsanlar sürekli kaybediyor, ama yaşadığım sıkıntıların beni eski günlere götürmesine müsaade etmeyeceğim. Elimden gelen mücadeleyi sürdüreceğim."