Tolga beş yıldır kayıp, annesine göre kaybeden jandarma

Tolga beş yıldır kayıp, annesine göre kaybeden jandarma
Tolga beş yıldır kayıp, annesine göre kaybeden jandarma

Tolga Baykal (üstte, en sağda) 11 Ağustos 2004 gününden beri kayıp. En son İğneada?da jandarma tarafından gözaltına alındığında görüldü. Anne Kadriye Ceylan, beş yıldır oğlunu ararken sağlığını kaybetti. Devletten tek istediği ise gerçek.

Tatil için gittiği İğneada'da beş yıl önce kaybolan Tolga'yı annesi arıyor. Anne için şüpheli çelişkili bilgiler veren ve oğlunu gözaltına aldığını gizleyen jandarma...
Haber: İSMAİL SAYMAZ / Arşivi

İSTANBUL - “O beş yılda hayatım sıfırlandı. Her gün can çekişmek gibi... Tamamen kapattım kendimi. Yaşamla bağlarımı kopardım. Sadece aç kalmayacak kadar yiyorum. Ve rahatsızlandım. Bir bakıyorsun, evin içinde volta atıyorum. Bir bakıyorsun, oğlumun resimlerini yere dizmiş, bakıyorum...”
Kadriye Ceylan’ın oğlu Tolga tatil için gittiği İğneada’da, 11 Ağustos 2004’ten beri kayıp. Annesi Kadriye, yardım için gittiği jandarmanın, “Burada değil, boşuna aramayın” demesine rağmen tüm köyleri dolaştı, her birine duyurular astı. En sonunda jandarma, 25 yaşındaki Tolga’nın ‘çıplak’ halde Bulgaristan’a kaçtığını öne sürdü.    
Oysa her bir ipucunun izini süren anne Kadriye, Tolga’nın en son jandarma tarafından gözaltına alındığını öğrendi. Devamını kimse bilmiyor. Tek bilinen şu: Tolga, kayıp. Ve annesi, ‘Tolgasız’lıktan arta kalan hastalıklarla boğuşuyor. 
Tolga Baykal İTÜ’de okuyordu. Tek çocuğuydu. İyi yetiştirilmişti. İngilizce, Almanca, Danca ve Slavca’yı biliyordu. Anne ve babası ayrılınca iç dünyasına kapanmıştı. Ekonomik sorunları vardı. Tolga, bu girdapta psikolojik sorunlar yaşıyor, ürkekliğini, uzun boyu ve cüssesinin ardında saklıyordu.

Son telefon
Beş yıl önce Tolga, iki günlüğüne İğneada’ye gitti. Döneceği gün arayıp, “Bir gün daha kalacağım” dedi. Kadriye, ertesi sabah gelen telefonla uyandı. Oğlu, “Yaz” dedi, “779 01 69!” Son nuramayı söylemişti ki, telefon kapandı.
Kadriye Ceylan, İğneada Jandarma Karakolu’nu aradı. Jandarma, ertesi gün araıp “Oğlunuzu tarif eder misiniz?” dedi. Kadriye, oğlunu anlattı. Jandarma, “Komutanımız, oğlunuzu 10 Ağustos pazartesi günü garajda görmüş. ‘Bugün ayrılıyorum’ demiş.” Oysa Tolga, pazartesi günü annesini arayıp “Kalacağım” demişti. 13 Ağustos’ta İğneada’ya gitti. Jandarma yetkilileri, “Tolga macera peşinde olabilir. Burada olsa bilirdik” dediler. Evine döndükten sonra Kadriye eve gelen bir telefonla Tolga’nın pazartesi akşamı bir yönetmen ve gazeteci ile İğneda’daki O.U’ya ait kahvede oturduğunu öğrendi. Çok şaşkındı. Çünkü jandarmaya göre Tolga, pazartesi ayrılmıştı.
Yeniden yola düştü. Çatalca’dan İğneada’ya dek bütün sahil köylerine ve karakollara oğlunun fotoğraflarını, “Kayıp” ilanlarını bırakıp O.U.’nun kahvesine vardı. O.U. tedirgindi:
“Pazartesi geç saatlere kadar oturup çadırına gitti. Ertesi gün de biraz oturup gitmiş. Bir daha görmedim.”
Anne Kadriye ve O.U. ile Tolga’nın kaldığı çadır kampına gittiler. Tolga’yı anımsayan çıkmadı. 

‘Bulgaristan’a kaçtı’
Çaresizdi. O günlerde İğneada Jandarma Karakolu’ndan arandı. Bir kayık kayıpmış. Kıyıda bir valiz ve ıslak giysiler bulunmuş. Tolga’ya ait olabilirmiş. “Gelin” denildi. Karakolda, bir valiz ve içinde çamaşırlar olan bir torba getirdiler. İçinden, ıslak atlet ve külot çıkardılar. Hayli enteresandı: Kadriye, atletteki suyu emip, “Hem bu tuzlu değil” dedi. Valizdeki tişörlerse ıslanmamıştı. Oğlunun ter kokusu hâlâ üzerindeydi.  
Jandarma, “Oğlunuz kayıkla Bulgaristan’a kaçmış olabilir” diyordu. “Çıplak mı kaçtı?” diye sorunca jandarma, “Yük olmasın istemiş olabilir” dedi. Kadriye, buna inanmadı. “Kayığı kayıp kişiyle görüşmek istiyorum” dedi. “Olmaz” denildi. Sonradan anlaşıldı ki, kayıkçı şikâyetçi değildi. En son 24 Ağustos’ta Demirköy Savcılığı’na gitti. Savcılıkta, jandarmanın işlem yapmadığını öğrendi. Oysa, “Savcılığa bildireceğiz” denilmişti.
Şikayetten sonra köyleri dolaştı. Beğendik köyünde muhtarın oğlu, “Tolga’yı gördüm” dedi. 9 Ağustos’ta Tolga köye gelmiş. Jandarma köye gitmesini engellemişti. Bir şeyler gizlendiğinden emindi fakat ipucu yoktu.
üç-dört ay geçti. Kadriye’ye Kırklareli Alay Komutanı olduğunu söyleyen M.M., Tolga’nın bir başka kahveci Ş.’nin çadırında kaldığını haber verdi. Ş. anlattıkça Kadriye ağlıyordu: “Tolga bir-iki gece çadırımda kaldı. Pazartesi valizini benim kahveye bırakıp Limanköy’e gitmiş. İnternete girecekmiş. Yolda jandarma çevirmiş. Alıp çadıra getirmişler.”
Tolga’nın öyküsü burada son buluyor. Sonrasını bilen yok. Soruşturma beş yıldır ilerlemiyor. Sonra mı? Anne Kadriye’nin Tolga’sız geçen beş yıllık öyküsü başlıyor. Oğlundan sonra hayatla bağları kopmuş. Emekli olup memleketi Bartın’a dönmüş. Kalp hastalığına ve ülsere yakalanmış, lösemi atlatmış, damarları çatlamış...