Tunceli'de 'günde 15 vakit ezan'ın belgeseli!

Tunceli'de 'günde 15 vakit ezan'ın belgeseli!
Tunceli'de 'günde 15 vakit ezan'ın belgeseli!
Tunceli'de 1980 sonrası uygulanan asimilasyon politikalarını mercek altına alan 'Olağan Haller' belgeseli, 10 yıllık sürede bölgeden sürülen Tunceli kökenli kamu görevlilerinin, imam hatip liselerine gönderilen binlerce çocuğun ve yaptırılan 82 caminin hikâyesini de anlatıyor.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

“Her tarafa cami dikince bize de camiye gitme şartı koştular. Cem yapamaz hale geldik. Sonunda çocukları nöbetçi koyup gizlice cem tutmaya başladık. Dede sazını çıkarıp ‘Ya Hızır’ der demez, asker köyü bastı. Dede hemen şarkıyı değiştirip ‘Yaylalar Yaylalar’ türküsünü okumaya başladı.”
Mehmet Karakuş köylerinde 12 Eylül sonrası yasaklanan cem törenini böyle anlatıyor.
Tunceli’ye Vali Kenan Güven’in atanmasının ardından bölgede yürütülen asimilasyon politikalarını konu alan ‘Olağan Haller’ belgeseli, dönemin tanıklarıyla yaşananları anlatıyor. Özgür Fındık’ın Dersim’de 1938’de yaşanan katliamı konu alan ‘Kara Vagon’ döneminde ortaya çıkan projesi, bir yıllık çalışmanın ürünü. Fındık süreci şöyle özetliyor:
“1937-38’i herkes biliyor ama Dersim’de yaşanan kültürel asimilasyonu kimse bilmiyor. 38’deki tanıklara daha rahat ulaştık, onlar bizimle daha rahat konuştu. 12 Eylül’de yaşananları kimse anlatmıyor. İmam hatiplere 3000’e yakın çocuk gitmiş. Kimseyle konuşamadık. Ancak 10’una ulaştık. Aileler ‘Unutun gitsin, biz bir halt yedik, siz niye teşhir ediyorsunuz?’ diyor. Giden çocuklardan Hizbullahçı olan bile var ama yüzdeliğe vurunca politika başarılı olamamış.”

‘Bıyık enflasyonu var’
Tanık anlatımlarında öne çıkan isim Vali Kenan Güven. Dönemin Pülümür Kaymakamı Dr. Celal Dinçer, valinin uygulamalarını o zamanlar anlamadıklarını söyleyip bir anısını anlatıyor:
“Bir gün Vali Kenan Güven toplantıda ‘Bu ilde bıyık enflasyonu var. Biz kamu görevlileri bıyıklarımızı keselim ki vatandaşa örnek olalım’ dedi. Anlamadık. İtiraz ettik biraz ama ‘Kenan Evren ziyarete gelecek, hepimiz bir örnek karşılayalım’ deyince kabul ettik. Kenan Evren gelince hepimiz bıyıklarımızı kestik. Sonra Güven hepimizden kamu görevlileri içinde Tunceli kökenli olanların listesini istedi, verdik. Öğrendik ki, hepsini sürgün için istemiş. O dönem çok fazla kamu görevlisinin çeşitli yerlere tayini çıktı.”

‘Git, yoksa biz yollarız’
Dinçer’in anlattığı sürgünü yaşayan Mehmet Aslan’a, “Ya kendi isteğinle git ya bizim istediğimiz yere gideceksin” denmiş. Aslan Erzurum’a gidenlerden:
“38 sürgününden sonra en büyük sürgünlerden biri yaşandı. Bütün Dersim kökenli memurları şehir dışına gönderdiler. Ben Ovacık’ta öğretmendim, payıma Erzurum düştü. Orada da sınıf vermediler.”
O dönem astsubay olan gazeteci Ümit Zileli, Vali Güven’i ‘12 Eylül zihniyetinin yansıması’ olarak niteliyor. Zileli insan hakları ihlali olarak, yaşadığı bir olayı örnek gösteriyor: “Bir kadın getirdiler, eşi dağdaymış. Kadın doğum muayene etsin, eğer yakın biriyle ilişkiye girmişse eşiyle görüşüyordur diye düşünmüşler. Kimse kadının insan hakkını düşünmüyor tabii.”
Tunceli’nin inanç haritasını değiştirmek de dönemin politikası. Kente o dönem 82 cami yapılmış, şu an hepsi atıl. Askerlerin ilçeleri, köyleri denetleyip halka dini sorular sorması da sıkça yaşanmış. Yanıt veremeyenlerin sonu falaka. Muzaffer İnce, köyünde yaşadığı olayı anlatıyor:

‘Çok olursa makbule geçer’
“Gelip ‘Ezan okunuyor mu?’ dediler. Muhtar da ‘Günde 15 kere okunuyor’ dedi. Çok olursa makbule geçer diye düşünmüş. Burada kimse Sünni kültürünü bilmez. Köylüye sorsan kaç vakit namaz kılınacak, bilmez.”
Devletin çağrısıyla İstanbul ’a imam hatip liselerine gönderilen çocukların sayısı 3000’lerde. Çocukların çoğu kendisini neyin beklediğini bilmeden, evden bir tabak eksilir diye gönderilmiş. Bir kısmı kaçmış, bir kısmı yaşadığı işkencelerden içine kapanmış. İmam hatibe gönderilen Fethi Bakıray’ın hikâyesi şöyle:
“Her şeyi devlet karşılıyor diye gittik imam hatib’e. Okuyacaksak namaz da kılarız diye düşündük. Ama o okullarda arkadaşlarımız çok eziyet çekti. O dönem giden 3000-4000 öğrenci var. Bazıları dönünce ‘Alevi’nin eli sıkılmaz’ diye ailesinin yanına gitmedi. ‘Hz. Ali’nin resimlerini yırtın’ demişler.”
Yaşanan travmayı en iyi özetleyen yine yönetmen Fındık’ın sözleri:
“İnsanlara gidince konuşmadılar. Herkes bize ‘Şimdi siz gittikten sonra gelip bizi gözaltına almayacakları ne malum’ diyordu.”