Türk-İş: Başbakan'ın 'greve git' sözü eğer bir restse biz bu resti de görürüz

Türk-İş Başkanı, 'İlgili bakanla görüşmelerimiz sürerken, Başbakan'dan gelen 'vermiyorum, greve git' yaklaşımı bir restse biz bu resti de görürüz. Sadece hakkımızı istiyoruz almak için de eylemse eylem, grevse grev' dedi



ANKARA - Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Buyursunlar greve gitsinler” sözleri üzerine, “Biz her zaman toplu iş sözleşmelerinin masa başında bitirilmesini isteriz. Henüz ilgili bakanla görüşmelerimiz sürerken, Başbakan’dan gelen ’vermiyorum, greve git’ yaklaşımı eğer bir restse biz bu resti de görürüz” dedi. Kumlu, yaptığı açıklamada, kamuda sözleşmesi olan 270 bin işçinin, aileleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon insanın altı aydır toplu iş sözleşmelerinin imzalanmasını beklediğini vurguladı.

‘Talihsiz bir yaklaşım’
İşçilerin vergiden, enflasyondan kaynaklanan kayıpları bulunduğunu, aldıkları ücretin ‘kuşa döndüğünü’ ifade eden Kumlu, şunları kaydetti: “Biz kayıplarımız karşılandığı koşullarda Başbakan’ın verdiği ücret zammına imza atmaya hazırız. Bizim için grev her zaman en son kullanacağımız silahtır. Biz her zaman toplu iş sözleşmelerinin masa başında bitirilmesini isteriz. Henüz ilgili bakanla görüşmelerimiz sürerken, Başbakan’dan gelen ’vermiyorum, greve git’ yaklaşımı eğer bir restse biz bu resti de görürüz.
Ama Başbakan’ın yaklaşımı talihsiz bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım kamu işçisinde kızgınlık ve öfkeye neden olmuştur. Başbakan bu yaklaşımıyla ’çalışanları enflasyona ezdirmiyoruz’ söylemini kendi kendine tekzip etmiştir. Çünkü bizi sadece hakkımızı, yani enflasyondan doğan kayıplarımızın telafisini istiyoruz.”

Hak-İş de iş bırakacak
Kumlu şöyle devam etti: “Sayın Başbakan Sakarya İl Kongresi’nde sendikalarla ve çalışanlarla iyi ilişkilerinden, sosyal diyalog mekanizmasını çok iyi işlettiklerinden bahsediyor. Ama bizi hiçe sayarak gece yarısı özel istihdam bürolarına işçi kiralamayı beraberinde getiren, yani kölelik yasasını çıkarıyorlar. Bizi hiçe sayarak gece yarısı sağlığa katılım payı getiren yasayı çıkarıyorlar. Bankacılık iş koluna nisan sonunda yaptıkları teşmili, temmuz başında geri alıyorlar. Bu mu sosyal diyalog. Bu mu çalışanların sorunlarını çözmek? Biz sadece hakkımızı istiyoruz. Almak için de eylemse eylem, grevse grev.”
Öte yandan Hak-İş, kamu toplu iş sözleşmelerindeki tıkanıklığın aşılması için yarın hükümeti uyaracak. Hak-İş’ten yapılan yazılı açıklamada, Türk-İş tarafından yarın yapılacak iş bırakma eylemine, katılıp destek verileceği belirtildi. Açıklamada, söz konusu eylem sırasında Hak-İş’e bağlı bütün kamu iş yerlerinde şu bildirinin okunacağı belirtildi:
“Kamuda çalışan 250 bin işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmeleri altı aydır sonuçlandırılamamıştır. Hak-İş’e bağlı sendikaların örgütlü olduğu iş yerlerinde çalışan 36 bin kamu çalışanı olarak üyelerimiz de aynı şekilde kamu sözleşmesinin bitirilmesini sabırsızlıkla beklemektedir.
Ağır ekonomik koşullar yakıcı bir biçimde devam ederken, toplu sözleşmeleri bir sosyal ve ekonomik aracı olarak kullanmak varken, iş alemine yönelik her türlü imkan ve avantaj peş peşe sunulurken, kamu işçilerine gerçekleşen enflasyon oranında bir zammı bile çok görmek sosyal adalet ilkesine uygun düşmez. Kamu çalışanlarına yüzde 4-4.5 oranında zam uygulanması söz konusu iken, işçileri daha düşük bir zamma razı olmaya zorlamak en azından haksızlığa razı olmamazı istemektir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir.
Bir yandan yüzde 13’lük ekonomik küçülmenin bedelini ödediğimiz gibi, hükümetin enflasyonla mücadele ve kamu açıklarının faturasını da sadece işçilere yüklemeye çalışması, yalnızca kamu çalışanlarından fedakarlık beklemesi de başka bir haksızlıktır. Kamu düzeni açısından son derece önemli olan topu sözleşme sisteminde hükümetin vereceği düşük zam oranları özel sektörce de örnek alınacak, hükümetin vurduğu yerde özel sektör öldürmeyi tercih edecektir.”

‘İki kez mağdur oluyoruz’
Toplu sözleşmelerin masa başında ve barışçıl koşullarda bitirilmesi için devletin de özverili davranması gerektiği kaydedilen bildiride şu görüşlere yer verildi: “Hak-İş, kamu işçileri olarak kamu toplu iş sözleşmeleri konusunda hem hükümetin tutumundan hem de Türk-İş’in itirazlarından dolayı iki kez mağduriyet yaşıyoruz. Bu nedenle de Türk-İş’e de bir çağrımız var; sendikaların aldığı yetkilere yaptığınız itirazları geri çekin, süreci ve mücadeleyi birlikte göğüsleyelim, toplu sözleşme hakkını engelleyerek işçileri daha fazla mağdur etmekten vazgeçin.

‘Rekabeti bırakalım’
İşçi hareketinin dayanışması ve güç birliği adına Türk-İş ile aramızdaki sendikal rekabeti bir kenara bırakıp, yarın bir saatlik iş bırakma eylemine Hak-İş’e bağlı kamudaki tüm işçiler katılarak destek vereceğiz. Umuyoruz ki Türk-İş, toplu iş sözleşmelerimizi engelleyerek işçileri mağdur etmekten vazgeçecektir. Hükümetimiz sesimizi duyarak ve taleplerimizi karşılayarak bizi sokağa çıkmak zorunda bırakmayacaktır.” (aa)

‘Türk-İş greve gidecekse, buyursun’
Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gün uzlaşmazlıkla sonuçlanan toplu sözleşmelerin ardından eylem kararı alan Türk-İş’e rest çekmişti: “Eğer greve gideceklerse, buyursunlar gitsinler.” Partisinin Sakarya İl Kongresi’nde Türk-iş’le yapılan toplu görüşmeleri değerlendiren Erdoğan, “İşçilerle masadayız ve kendilerine diyoruz ki: Gelin bak etmeyin. Size 2009 için 3 4.5 yani ilk altı ayda yüzde 3, ikinci altı ayda yüzde 4.5 zam yapalım. Eğer yıl sonu itibarıyla bu yaptığımız zam enflasyonun altında kalırsa aradaki farkı size ödeyeceğiz, enflasyon farkını ödeyeceğiz’’ diye konuştu. Bir kriz döneminden geçildiğini ifade eden Erdoğan, ‘’Şu anda Ereğli Demir Çelik’te işçilerin maaşı yüzde 30 düşük olarak toplu sözleşme imzalandı. Macaristan’da sendikalarla yüzde 30 düşük sözleşme imzaladılar. Daha biz böyle düşük bir şey imzalamıyoruz sizinle. Tam aksine diyoruz ki: 3 4.5 olarak gelin bu işi imzalayalım. Eğer enflasyonun altında kalırsa aradaki farkı da vereceğiz. Çünkü sizi enflasyona ezdirmeyeceğiz, sözümüz bu. Bunun da istismarını yapıyorlar. Şimdi de diyorlar ki efendim neymiş, ‘greve gideceğiz.’ Kusura bakmasınlar, eğer greve gideceklerse buyursunlar gitsinler.
Gücümüz neyse bunu vereceğiz. Bana ait özel kasalarım yok.”