Türk ordusunun denetimini başta biz istemiyoruz

Eski KKTC Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı, Lokmacı krizinin Rum tarafına yaradığını söylüyor: Büyükanıt'ın tavrı en çok Papadopulos'u sevindirdi. KKTC'nin bağımsız olmadığı herkesin gözüne sokuldu.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Mustafa Akıncı
Kıbrıs, Türkiye'nin dünyayla ilişkisindeki en büyük sorun. Bütün geleceğimizi etkileyecek çaptaki bu sorun hakkında aslında çok az bilgiye sahibiz. Dünya neden KKTC'yi reddediyor? Niye Türkiye'den sürekli taleplerde bulunuyor? Neden sorunu Türk tarafının çözmesini istiyor, bir türlü anlayamıyoruz. Sürekli bir haksızlığa uğradığımızı düşünüyoruz. Yıllarca da böyle düşündük. Lokmacı üstgeçidiyle ilgili son kriz galiba hepimizin meseleyi daha iyi anlamamıza yardımcı oldu. Türk Genelkurmay Başkanı'nın Lefkoşa'daki bir üstgeçidin kaldırılmasına izin vermeyeceğini söylemesi, KKTC'deki gerçek durumu görmemizi sağladı. Bu 'bağımsız' devletteki her kararın ancak Türk ordusunun izniyle alınabildiğini gördük. Kıbrıslı Türklerin 'bağımsızlık' konusunda ne düşündüğünü, ne istediğini kavrayabilmek için KKTC'nin eski başbakan yardımcısı ve Barış ve Demokrasi Hareketi partisi başkanı Mustafa Akıncı'yla konuştuk.

Türkiye'nin en ciddi sorunlarından biri Kıbrıs. Ama nedense garip bir komedi tadı da var bu bizim bitmeyen maceramızda. Önce KKTC'nin resmi statüsünü sorayım. KKTC nedir?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, adı devlet olan ama bir devletin fonksiyonlarını yerine getiremeyen bir varlıktır. Türkiye'nin denetimi altında bir yapıdır bu. 1983 yılında ilan edildiği halde dünyanın tanımadığı, hatta Türkiye'nin bile tanımanın gereklerini yerine getiremediği bir antitedir KKTC.
Ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bütün dünyadan 'bağımsız' bir devlet olarak tanınmasını istiyor, öyle mi?
Kendi kendini yöneten, kendi iradesiyle kendi kararlarını alabilen, ve dünyayla ilişkilerini kurabilen bir varlık anlamında soruyorsanız, evet biz bunu istiyoruz. KKTC, Türkiye'nin ileri karakolu gibi nitelenmemeli. Burası ayrı bir varlık olmalı. Çünkü Kıbrıslı Türkler ne Türkiye'nin azınlığı olmak istiyor, ne adadaki Kıbrıslı Rum çoğunluğun azınlığı olmak istiyor. Ama biz şu anda Türkiye'nin azınlığı olma yolunda evriliyoruz. KKTC'de Kıbrıslı Türklerin sayısı her geçen gün azalıyor, Türkiye'den gelenlerin sayısı ise artıyor. Böyle konuşuyoruz diye Kıbrıslı Türklere, Türkiye'de kızılıyor ama...
Evet, devam edin...
Bugün bir AKP, yani bir Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'taki binlerce seçmen üzerinde bir yerel siyasetçiden çok daha etkilidir. Çünkü bunlar Türkiye'nin yerleştirdiği insanlardır. Onların gözü kulağı Ankara'dadır. KKTC'deki bu nüfus ve seçmen meselesi çok önemlidir.
Aslında kim yönetiyor KKTC'yi?
KKTC kâğıt üzerinde bağımsız. KKTC'yi asker ve sivil bürokrasisiyle Türkiye yönetiyor. Bu hep böyleydi. Annan Planı sürecinde seçimler yapıldı, yeni bir cumhurbaşkanı ve hükümet seçildi. Statüko yıkıldı gibi bir imaj verildi ve bu Türkiye'nin de işine geldi ama, KKTC'deki statüko asla yıkılmadı. Nitekim, bağımsız olduğu söylenen bir devletin cumhurbaşkanının ülkesinin başkentinde bir üstgeçidi bile izin almadıkça kaldıramayacağı ortaya çıktı. Bakın... Türkiye, KKTC'yi yıllardır 'bağımsız devlet' diye tanıtmaya çalıştı. Ama son olayla KKTC'nin aslında kendi kendini yöneten bağımsız bir devlet olmadığı, askerin vesayetinde olduğu herkese gösterildi. Zaten Kuzey Kıbrıs'ta askerle birlikte dışişleri bürokrasisi de çok hâkim. Burayı artık asker ve sivil bürokrasinin vesayetinden kurtarmak, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamak gerekiyor.
İlişkileri nasıl tanımlamak gerekiyor sizce?
Bu topraklarda elbette asker olacak. Ama halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı bir üstgeçidi yıktırmakta bile zorlanmaya devam edecek mi? Bu ülkede itfaiye hizmetleri bile askerin emrinde olmayı sürdürecek mi? Merkez Bankası Başkanı bile Kıbrıslı Türkler arasından atanamayacak mı?
Son Lokmacı krizinde, KKTC polisi, kendi ülkesinin cumhurbaşkanının emrinin yerine getirilmesini önledi. KKTC polisi, Türk genelkurmayının emrinde mi?
Evet. Basında, 'Bu üstgeçidi gelip kaldırmayın. Kaldırmaya gelen tutuklanacak' diye yazılar yayımlandı ve bu yazılar tekzip edilmedi.
Peki bu durumda eğer Türk Genelkurmayı emir verirse, KKTC polisi kendi ülkesinin cumhurbaşkanını tutuklar mı?
O kadarını yapacaklarını sanmıyorum ama bizde polis, KKTC makamlarının ve Kıbrıs Türklerinin emrinde değil. Polis bizde, sivil otoriteye yani içişleri bakanlığına bağlı değil. KKTC'de sivil otoritenin elinin altında bir güvenlik gücü yok. Polis, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı ve bu ordunun komutanı da Türkiye'den bir general. Bu durumda poliste kimin emrinin geçerli olacağı çok açık. Polis, askeri makamların istediği şekilde hareket ediyor. Zaten Lokmacı köprüsü de ancak Ankara'yla uzlaşıldıktan sonra sökülebildi. Aslında biliyor musunuz, 1983 yılında KKTC'nin kurulmasıyla da bu ülkede hiçbir şey değişmedi.
Ne değişmedi?
Kıbrıs Türklerine kendilerini kendi özgür iradeleriyle yönetmelerine, Türkiye tarafından hiç izin verilmedi. Türkiye'nin asker ve sivil bürokrasisi daima müdahale etti. Bu müdahaleler kimi zaman bir siyasi parti kılığında, kimi zaman bir partinin genel başkan yardımcısı kılığında, kimi zaman asker kılığında, kimi zaman sivil bürokrat kılığında oldu. Hükümetler bozuldu, hükümetler kuruldu, seçimlere karışıldı. Türkiye KKTC'deki 1990 seçimlerine de müdahale etti. Polisin sivil otoriteye bağlanmasıyla ilgili benim 2000'de yaşadıklarım var. Bütün bunlar Kıbrıs'ın gerçekleridir.
Siz 2000 yılında başbakan yardımcısıydınız. Ne yaşadınız?
Biz o zaman koalisyon hükümetindeydik. KKTC'de sivilleşmeyi talep ettik ve çözüm için de Rumlarla müzakerelerden kaçılmamasını istedik. Bunları istedik diye bizim kurduğumuz koalisyon hükümeti bozduruldu. Askeri makamlar açıkça müdahil oldular. Koalisyon ortağımız Ulusal Birlik Partisi'nin başkanı ve hükümetin başbakanı Derviş Eroğlu'na 'Demokrasi herkese lazım. Bugün bana, yarın sana' dediğimde, bana 'Ben bıçağa yumruk vuramam' dedi. Başbakan, hükümeti bozduran makamlara, ki bunun askeri makamlar olduğu çok açıktı, karşı gelemeyeceğini söyledi. Çünkü ben, her bağımsız devlette asgaride olması gerektiği gibi, yani Türkiye'de olduğu gibi, yani Güney Kıbrıs'ta olduğu gibi, KKTC'de de polisin sivil otoriteye, içişleri bakanlığına, bağlanmasını istemiştim. Bizim itfaiye teşkilatımız bile hâlâ polis üstünden gene askere bağlı bugün. Sivil Savunma teşkilatının başında da mutlaka Türkiye'den gelen sivil giyimli bir albay bulunuyor. KKTC'nin bir de Sivil İşler adıyla bir istihbarat örgütü var.
O kimin kontrolünde?
Tamamen Türkiye'nin kontrolünde ve başkanı Türkiye'den atanıyor. Bağımsız devlet diye konuşuyoruz ya, manzara budur işte. Mesela KKTC'de iki ordu var. Bir, KKTC'nin 2-3 bin askerden oluşan Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri adındaki ordusu. İki, 35-40 bin askerden oluşan Türk Barış Kuvvetleri ordusu. İki ordunun da başkanını da Ankara'da Genelkurmay atıyor. Bir Kıbrıslı Türk KKTC ordusunun başkanı olamıyor. KKTC'nin bağımsızlığı bir makyajdır. Bağımsız devlet söylemini bıraksınlar artık.
Peki, KKTC bağımsız bir ülke değilse, ne o zaman?
Bütün ana konularda Türkiye'nin asker ve sivil bürokrasisinin sözünün geçtiği bir yer burası. Adı Susurluk'ta da geçen Yaşar Öz'ün KKTC'deki casinosu'nda geçenlerde bir çatışma oldu ve iki kişi öldü, bir kişi ağır yaralandı. Yaşar Öz, bu davanın sanıklarından biriydi. Beş-altı günlük bir tutukluluktan sonra Bakanlar Kurulu ansızın bir karar verdi ve onu sınır dışı etti. Yaşar Öz, Türkiye'ye gitti ve orada serbest bırakıldı. Soru şu: Bu adam suçlu mu? Suçluysa niye bıraktınız? Suçsuzsa niye sınır dışı ettiniz? Üstelik Öz, bir Kıbrıslı Türk kızıyla evlendi burada.
KKTC makamlarının üstünde bir güç mü etkili oldu bu kararda?
En azından bakanlar kurulunun üzerinde bir güç bunu yaptı. Yaşar Öz, bakanlar kurulu kararıyla sınır dışı edildi deniyor ama bu işin formalitesi. Kimse, bizim bakanlar kurulumuzun kendi özgür iradesiyle bu kararı ürettiğine inanmadı. Bütün bunlar, burada kimin sözünün geçtiğini kanıtlayan somut örneklerdir.
Kıbrıs'ın hep bir suç adası olduğu, gelirinin büyük ölçüde karaparadan geldiği söylenir. Doğru mu bu?
Burası uluslararası hukukun içine girmedikçe, Kuzey Kıbrıs'ta bu tür sıkıntılar olacak. Uluslararası hukukun içine girmek demek, mesela başka ülkelerde suç işleyip de KKTC'ye gelen insanların elini kolunu sallayarak burada dolaşmaması demektir. Bunlar bugün serbestçe dolaşabiliyorlar. Mesela Gary Robb adında inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir İngiliz var. İngiltere'de uyuşturucuyla ilgili suçtan aranan birisi bu. Ama Kuzey Kıbrıs'ta elini kolunu sallayarak dolaşabiliyor.
KKTC yargısı, polisi bir şey yapmıyor mu bu konuda?
Bir şey yapmıyor. Polis de bir şey yapmıyor. Hatta KKTC vatandaşı da yapıldı bu kişi. Burada önemli olan nokta şu. Diğer ülkeler KKTC'yi devlet olarak tanımadığı için siz de suçluların karşılıklı iadesi gibi kararlara imza atamıyorsunuz. O zaman bu insanlar gelip rahatlıkla Kuzey Kıbrıs'ta iş yapabiliyorlar. Ya da casino'lar sektörüne ansızın bir Yaşar Öz geliyor.
Kıbrıs'ta, son zamanlarda eski Susurluk'un üyeleri ve Türk mafyası ortaya çıktı. Onları oraya kim yerleştiriyor? Kim onlara orada kumarhane açma yetkisi veriyor? Türkiye mi yoksa KKTC yönetimi mi? Bu kumarhaneler kimin izniyle açılıyor ve işletiliyor?
Hükümet yetkili bu konularda. Ben turizm bakanıyken casino sayısı artmasın diye 'beş yüz yataklı ve beş yıldızlı otel' şartını getirdim ama sonra kumarhane açma izni kolaylaştırıldı. 2000 yılında benim zamanımda kumarhane sayısı 19 civarındaydı, bugün bu 3 bin 300 kilometrekarelik küçücük toprak parçasında yeni yapılan yatırımlarla sayıları 30'a gidiyor. Buralarda karapara aklandığına dair bilgiler uluslararası raporlara giriyor. Bu casino'ların sahiplerinin çoğu Türkiyeli. Kuzey Kıbrıs'ta ayrıca yüzden fazla bahis ofisi var. Futbol maçları, köpek ve at yarışları için bahis oynuyorsunuz buralarda. 45-50 kadar da gece kulübü var. Eski Doğu Bloku ülkelerinden genç kızlar çalışıyor buralarda. Fuhuşun yapıldığının devlet tarafından bilindiği yerler bunlar.
KKTC gerçekten bağımsız olursa orada mafyanın gücü artar mı yoksa azalır mı?
Uluslararası hukuk içindeki bağımsız bir yapıda mafyanın gücünün artması mümkün değil. Ama bağımsızlık, uluslararası hukukun dışında bir bağımsızlıksa, korsan ada niteliğindeki bir yapıda mafya da olur, karapara da olur, uyuşturucu kaçakçılığı da olur. Bugün burada insan kaçakçılığı da var. Kuzey'den Güney'e insan kaçırılıyor. Bunlar küçük işler değil. Burada kumarhane mafyası da var, uyuşturucu işi de var. Manzaramız hoş değil. Bu durumu değiştirmek için uluslararası hukukun içine girmeye çalışmalıyız.
Peki... Kıbrıs Türkleri kendi gelecekleri hakkında kendi başlarına karar verebilirler mi?
Veremiyorlar. Verseler bile verdikleri kararı uygulayamazlar . Lokmacı olayında gördük. Köprünün yıkılmasına karar verdi ama Ankara'nın onayı olmadan uygulayamadı.
Dünya, Türk ordusunun denetimindeki bir KKTC'nin varlığını kabul eder mi peki?
Dünya bu denetimin olduğunu biliyor ve tabii ki kabul etmiyor. En başta da biz istemiyoruz bunu. Biz Kıbrıslı Türkler, kendi evimizin efendisi olmak istiyoruz. Bu, Türkiye'de çok iyi anlaşılmalı. Kıbrıs Türkü, Türkiye ile arasındaki ilişkilerin sağlıklı olmasını istiyor ama Türkiye'nin bir azınlığı olmak istemiyor. Türkiye'nin asker-sivil bürokrasisinin yönettiği bir KKTC istemiyoruz biz. Kıbrıs Türkü Papadopulos'un yönetiminde de bir azınlık olmak istemiyor.
Türk ordusunun Kuzey Kıbrıs'taki varlığını böyle açıkça ortaya koyması, Rum kesiminin politikasını nasıl etkiledi?
Rumlar ellerini ovuşturuyor şimdi. Bu açıklamadan en mutlu Rum lideri Papadopulos oldu. Çünkü Genelkurmay'ın açıklaması onun söylemine bir katkı oldu. Papadopulos, ''Ben size 'Talat karar veremez' demiyor muydum. Benim muhatabım Ankara'dır, Talat değildir" demeye başladı gene. Peki Genelkurmay keşke bunları söylemese miydi? Hayır, bu açıklama bir yönüyle olumlu oldu, çünkü gerçek ortaya çıktı. KKTC'nin bağımsız bir devlet olmadığı Genelkurmay'ın açıklamasıyla bir kez daha herkesin gözüne sokuldu.
Rumlar, KKTC'nin işgal altında olduğunu mu iddia ediyorlar?
Yalnız Rumlar değil bütün dünya böyle görüyor. Birleşmiş Milletler 'işgal ordusu' deyimini kullanmıyor, 'yabancı askerler çekilsin' diyor ama...
Peki Kıbrıslı Türkler ne diyor? Siz de KKTC'nin işgal altında olduğunu mu düşünüyorsunuz?
İşgal ordusu diyenler var ama bunlar azınlıkta. Zaten ilişkileri düzeltecek bir terminoloji değil bu. Ama şöyle bir şey de var. Kıbrıs Türklerinin yüzde 65'i Annan Planı'na evet diyerek mevcut yapının değişmesini istedi. Eğer Rum tarafı da planı onaylasaydı, Türk ordusu adada kalacak değildi. Yıllar içinde Türkiye'nin asker sayısı 650'ye, Yunanistan'ınki de 950'ye inecekti. O dönemde Türk Genelkurmayı da buna evet demişti. Kıbrıs Türkleri arasında, 'Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk askeri adadan tümüyle çekilsin mi' diye bir araştırma yapılsa...
Nasıl bir sonuç çıkar?
Çok az insan destekler. Çünkü Kıbrıs Türkü, Rumlarla anlaşma yapıldıktan sonra askerin çekilmesini istiyor. Ama şu da var. Bazı fanatiklerin dışında, 'Türk askeri adadan hiç çıkmasın' diyen de olmaz. Türk ordusu Kıbrıs'ta bir çözüm olduğunda tabii ki kışlasına, Türkiye'ye dönecektir.
Türkiye Kıbrıs'tan çekilirse kendi varlığını sürdürebilir mi KKTC?
Çözüm olursa tabii ki sürdürecek. Ama Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye Kıbrıs'tan çekilmez, çekilemez.
KKTC'deki mevcut yapıda, Kıbrıslı Türklerin hiç payı yok mu?
Var tabii. Müdahaleye çanak tutan çok yöneticiler geldi geçti buradan.
Metin Münir, bir Kıbrıslı olarak Kıbrıs'la ilgili çok çarpıcı yazılar yazıyor. 'Kıbrıs'ın bütçesinin büyük bölümünü Türkiye karşılıyor. Başkasının kesesinden bağımsızlık olmaz' diyor.
Doğru. Başkasının kesesinden ila nihai geçinemezsiniz. Ama Kıbrıs Türkünü 30 yıl Denktaş'la birlikte yöneten zihniyet, burayı her şeyi devletten bekleyen bir memur devleti haline getirdi.
Kıbrıslı Türkler, tam olarak nasıl bir nihai çözüm istiyor?
Eğer gerçekten bağımsız olsanız neye karar verirsiniz?

KKTC, politik anlamda tamamen bağımsız bir devlet olma iddiasında değil. Kıbrıslı Türkler mümkün olanı istiyor. Rumlarla bir federasyon istiyor. Rumlarla federal bir devlet çatısı altında birleşip, eşit statüde bir federe kanat olmak istiyor. Bizim yüzde 65'le evet dediğimiz, Rumların ise yüzde 75'le hayır dediği Annan Planı bunu öngörüyordu. Bizim istediğimiz Belçika ya da İsviçre örneğine yakın özellikler taşıyan bir federatif Avrupa devleti yapısı. Biz Annan Planı'na sadece ekonomik refah için evet demedik. Biz yeni bir yaşam biçimi için de evet dedik. Kıbrıs Türkü kendi kendine bırakılırsa, bu yeni yaşam biçimini kurmayı arzu edecek elbette.