Türk usulü mucize

Alman gazeteci Michael Matting, krizin ramazanla somutlaşan yüzünü ülkesine aktarırken şöyle dedi: "Yoksulluk derinleşti. İnsanların tepkisiz kalmasını anlayabilmiş değilim. Bu duruma, 'Türk mucizesi' diyorum." 'Mucize'yi, iki ODTÜ'lü sosyolog beş yıllık araştırmayla açıkladı: Aile havuzuna, gıda ve sağlık yardımı dahil, köyden ve yurtdışındaki akrabalardan çok sayıda kanal akıyor. Bu durum, ülkede sınıflaşmaya da engel.
Haber: İSMET DEMİRDÖĞEN / Arşivi

ANKARA - Alman medyası Türkiye'de yoksulluğun giderek derinleşmesine karşın halktan tepki gelmemesini 'Türk mucizesi' diye niteledi. 'Halkın yosullukla başetme stratejisi'ni araştıran ODTÜ'lü iki akademisyen de 'halkın yoksullukla baş etmenin yolunu kendisinin bulduğu' sonucuna vardı. Altı yıl Alman Radyosu ARD' nin Türkiye temsilciliğini yapan Michael Matting, iftar çadırları için ARD televizyonundan bir ekiple istanbul'a geldi. Sefaletin ramazanla somutlaşan yüzünü sekiz dakikalık bir TV röportajıyla Almanya'ya taşıyan Michael Matting şu değerlendirmeyi yaptı:
'Afrika'da bile tepki var'
"Türkiye'de açlıktan ölen çocuklar olduğunu okuyorum. Yıllarca, parasını ödeyemediği için hastaneden çıkamayanların, ölüsünü hastaneden alamayanların varlığına tanık oldum. Şimdi, ekonomik krizle birlikte sanırım Türk halkının yoksulluğu çok daha derinleşti, ücretler sabit kalırken fiyatlar artıyor. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde bile, ekmek zamlarının kitleleri sokağa döktüğünü gördük. Oysa Türkiye'de böyle şeyler de olmuyor. Gazeteleriniz çöplükten ve pazar artıklarından karnını doyuranları yazarken, açlıktan ölen çocuk haberleri yaparken insanların genel olarak tepkisiz kalmasını yıllarca burada çalışmama karşın anlayabilmiş değilim. Ben bu duruma, pek kavrayamadığımdan olsa gerek, 'Türk mucizesi' diyorum."
Yanıt sosyologlardan
Alman gazetecinin anlamakta zorlandığı sorunun yanıtı yıllardır yoksulluk araştırmaları yapan iki sosyologdan geldi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Sibel Kalaycıoğlu ve Doç. Dr. Helga Rittersberger-Tılıç' ın beş yılda gerçekleştirdiği araştırmaya göre sağlık yardımından yurtdışındaki akrabaların sağladığı değişik desteklere kadar aile havuzuna akan çok sayıda kanal var. Bu kanallar açık olduğu sürece aileler yoksullukla baş edebiliyor. Kanallar tıkandığında ise aileler tutunamayıp sefalete düşüyor.
Aileler, karşılaştıkları zorlukları aşamayıp isyan etmeden önce, havuza akan kanallar sayesinde 'kolaycı' çıkış yolları buluyor. Bu durum, cemaat ilişkileri içinde yaşanıyor. Aynı zamanda Türkiye'de sınıflaşmaya da engel oluşturuyor.
'İnanılması güç'
Doç.Dr. Rittersberger-Tılıç, bunu şöyle açıkladı: "Araştırmalarımız sırasında gerçekten inanılması güç yoksulluk manzaralarıyla karşılaşıyoruz. Bu insanlar ya da aileler, genellikle yoksullukla baş etmek için bir strateji geliştirememiş, tutunamamış ve alta düşmüş kişiler. Ancak, toplumun bütünü göz önüne alındığında, geniş kesimler bir tür aile havuzları oluşturarak ve bu havuzlarda çok farklı kanallardan ayni ve nakdi gelirleri birleştirerek ailenin ayakta kalmasını sağlayabiliyor. Belki de bu yüzden, Türkiye'de sisteme tepki koyan sınıfsal nitelikli hareketler göremiyoruz."
Kadının rolü büyük
Doç. Dr. Kalaycıoğlu da, aile havuzunu ve havuza akan kaynakları şöyle açıkladı:
"Havuz çok değişik kaynaklardan besleniyor. Örneğin, sağlık karnesi sahibi olan çok uzak bir akraba, hatta hemşeri, kendi sağlık karnesi üzerinden bir ailenin sağlık giderlerini karşılıyor. Almanya'daki bir tanıdık, 'Sizin küçük kızın okul masrafları bana' diyebiliyor. Böylece havuza ayda 25-30 DM girmesi bile o hane için çok önemli bir katkı oluyor. Anneanne ya da babaanne veya evin büyük kızı çocuklara bakarak annenin çalışmasını sağlıyor. Çok küçük yaştan itibaren çocuklar haftada 3-4 milyon kazanıp bunu aile havuzuna aktarıyor. Kadın evde dolma sarma, örgü gibi işler yapıp ek gelir sağlıyor. Kadının haneyi ayakta tutma, aileninin tutunabilmesindeki rolü o denli büyük ki, kadın bu rolün hakkını veremediğinde aile sefalete düşebiliyor."
Doç. Dr. Rittersberger-Tılıç'a göre de, kadınlar sosyal çevreden bazı girdileri aileye taşıyabiliyor. Bunu erkeklerin sağlaması olanaksız.
Bir yolunu buluyorlar
Araştırma, çoklu iş stratejileri, bakılamayan
çocukların akrabalara evlatlık verilmesi, ailenin mülk edinebilmesi için geniş bir akraba çevresinin destek veriyor olması gibi unsurların devreye girmesiyle Türk ailelerin tutunabildiklerini gösteriyor. Rittersberger-Tılıç, erkeklerin rolünü de şöyle anlatıyor:
"Çoklu iş stratejileri Türk toplumunda uzun süredir gözlenen bir durum. Gazeteler hafta sonu pazarda limon satan, gece taksi şoförlüğü yapan öğretmenlerden, memurlardan söz ediyor. Araştırmalarımızda bunlarla sık sık karşılaştık. Aile reisleri böyle çoklu iş stratejileri geliştirerek de ailelerinin alta düşmesine engel olmaya çalışıyor."
Kanallar daralıyor
Kalaycıoğlu ve Rittersberger-Tılıç'ın modellerindeki 'tarım/köy desteği' kentteki ailelere köyden aşlık, bulgur, nohut gibi kuru yiyeceklerin, turşu, tarhana, reçel ve salça gibi gıdaların gelmesini ifade ediyor. Havuza akan bu en önemli kanalda son yıllarda ciddi daralma olduğunu belirten iki sosyolog, "Krizle birlikte tarımsal destekte
azalma olduğunu düşünüyoruz. Köyde yok ki, ne göndersinler? Bu yüzden aile havuzu zayıflayacak, alta düşmeler artacak" diyor.
***
Aile havuzuna akan kanallar

  • Hastanedeki tanıdık ve sigorta kartı sahibi dostlar aracılığıyla ilaç ve muayene sorunlarını çözme.
  • Aileden birinin resmi bir kurumda çalışıyor olması.
  • Ailede kadının temizliğe gitmesi, erkeğin işportacılık ya da sanayide güvencesiz herhangi bir işte çalışması.
  • Aile reislerinin çoklu iş stratejileri geliştirerek, asıl işleri dışında birkaç iş daha yaparak gelir elde etmesi.
  • Çocukların küçük yaşlardan itibaren az da olsa haftalık ücretle çalışması.
  • Kadının ev içinde, dışarıya yemek hazırlama, örgü gibi gelir getirici iş yapması.
  • Köydeki ailelerden aşlık, bulgur, tarhana gibi kışlık gıdaların sağlanması.
  • Aile büyüğü, abla ya da komşuların çocuk bakımını üstlenmesi.
  • Anne ve babanın eşya almada sağladığı destek ya da tanıdık ve komşuların değiştirdikleri ev eşyalarını aileye aktarması.
  • Anne ve babanın ev almada yardımı, tanıdıkların evinde kirasız oturma olanağı.
  • Kadının mahalledeki sosyal çevreden, akrabalardan, tanıdıklardan getirdiği girdiler; yiyecek alma, borç bulma, vb.
  • Almanya'da çalışan akrabaların sağladığı döviz, çocuğa eğitim katkısı gibi büyük önem taşıyan dış destekler.
    ***
    Diğer destekler
    Hemşeri dayanışması: Genellikle aynı çevreye yerleşen, aynı köy veya kasabadan gelen insanların her anlamda birbirlerine yardımcı olması.
    Komşuluk/hayali akrabalık: Komşu, tanıdık, işveren, hayali akraba desteği. Temizliğe giden kadının çalıştığı evle bir tür hayali akrabalık ilişkisi geliştirip, o ilişkiyi kendi aile havuzu için, giyecek, eğitim vs. desteğine dönüştürmesi. Kadının, komşulardan, tanıdıklardan ve akrabalardan ödünç para ve yiyecek alabilmesi.
    Etnik ve dini örüntüler: Bir etnik ya da dini grubun üyesi olma durumundan kaynaklanan dayanışma.
    Siyasal dayanışma: Aynı siyasi grupta olanlar arasında görülen dayanışma ağları.
    STK'lar: Sivil toplum kuruluşlarının (STK) yoksul kesimlerde yürüttüğü çalışmalardan sağlanan fayda.