'Türk ve Kürt kardeş yaşayacak' diyerek intihar eden Seyfettin'in hesabını kim verecek?

'Türk ve Kürt kardeş yaşayacak' diyerek intihar eden Seyfettin'in hesabını kim verecek?
'Türk ve Kürt kardeş yaşayacak' diyerek intihar eden Seyfettin'in hesabını kim verecek?
PKK üyeliği suçlamasıya yargılanırken intihar eden üniversite öğrencisi Seyfettin Bal beraat etti. Seyfettin, cezaevi koşulları nedeniyle bunalıma girerek yaşamına son vermişti.
Haber: MESUT HASAN BENLİ / Arşivi

ANKARA - Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğrencilerinin “ PKK üyeliği” suçlaması ile yargılandığı davada gerekçeli kararını açıkladı. Mahkeme, cezaevinde intihar eden üniversite öğrencisi Seyfettin Bal ve arkadaşlarının örgüt üyesi olmadığını, sadece ders çalışmak için biraraya geldiğini belirtti. Bal, tutuklu bulunduğu süre içinde defalarca, suçsuz olduğunu ve herhangi bir örgüt üyesi olmadığını anlatmaya çalışmıştı. Ama yargı bu sesi duymadı.

2010 yılında Kütahya Dumplupınar Üniversitesi’nde Kürt kökenli öğrenciler ile ülkücü öğrenciler arasında çıkan kavgada Hasan Şimşek isimli öğrenci hayatını kaybetti. Katil zanlısı olarak Mehmet Tuğrul suçlanırken, 17 Kürt öğrenci hakkında da "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla dava açıldı. Bu suçlamayla yargılanan öğrencilerden Seyfettin Bal, herhangi bir örgüt üyesi olmadığı yönündeki savunmalarına rağmen cezaevinde 9 ay kaldı. Cezaevi koşullarında bunalan Bal, tutuklu yargılaması devam ederken kaldığı Sincan Cezaevi'nde intihar etti. Bal, geride bıraktığı mektubunda, “İntihar kararı aldığım için Allah beni affetsin. Türk ve Kürtler iki kardeş halk olarak yaşayacaktır. İnşallah” demişti.

KARAR: ÖRGÜT YOK SADECE ARKADAŞLAR

Bal'ın ölümünden sonra yargılama Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam etti. Mahkeme 5 Nisan 2013 tarihinde bütün öğrencilerin beraatlarına karar verdi. Mahkeme gerekçeli kararını dün tamamladı. Açıklanan gerekçede savcılığın ve emniyetin eksik inceleme yaptığı belirtilerek, “Örgütsel toplantıya katıldıkları iddia edilen sanıkların ev ya da okul arkadaşları olmaları dışında ortak özellikleri bulunmamaktadır. Sanıklar örgüt üyesi değildir” denildi. Gerekçede, daha önce de iki öğrenci grubu arasında yaşanan kavganın terör olayları gibi değerlendirildiği ve bunun da “soruşturma makamının” çelişkisi olduğunun altı çizildi.

'DERS ÇALIŞMAK İÇİN BULUŞTULAR'

Örgüt üyeliği suçlamasının sanık Tuğrul’un anlatımlarına dayandırıldığı ifade edilen kararda, şöyle denildi: “Örgütsel toplantıya katıldıkları iddia edilen sanıklardan Vahit İlbars, Mustafa Akkaya, Seyfettin Bal, Ahmet Alptekin ve Ersin Gülpınar’ın sanıklardan Mehmet Tuğrul’un ev ya da okul arkadaşları olmaları dışında ortak bir özellikleri bulunmamaktadır. Bu sanıkların örgütsel bağlantıları olduğu yönünde bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla örgütsel yapılanma içerisinde olmayan bu sanıkların bulundukları ortamda örgütsel bir toplantı yapıldığı iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Keza söz konusu sınıfta başka öğrencilerin bir yandan ders çalışmaya devam ediyor olmaları da bu bir araya gelmenin bir örgütsel niteliğinin olmadığını ortaya koyan bir başka gerçektir.”

BİLGİ VE BELGE YOK

Gerekçeli kararda, Kütahya Emniyet Müdürlüğü’nün örgüt suçlamasına ilişkin mahkemeye gönderdiği cevabi yazıya da dikkat çekilerek, şöyle denildi: “Kütahya Emniyet Müdürlüğü’nden alınan cevabi yazıda, Kütahya TEM Şube Müdürlüğü arşivlerine olay öncesinde (örgüt suçlamasına ilişkin) intikal etmiş herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, örgütsel faaliyetlerle ilgili olarak herhangi bir soruşturma yapılmadığı öğrenilmiştir.”

'PKK'LI FOTOĞRAFI ÜYELİK İÇİN YETMEZ'

Mahkeme, bir sanığın, “Ben PKK’yım, sizin için dağdan geldim” şeklindeki sözü ile başka bir sanığın bilgisayarından çıkan “Kürdistan” yazılı bir harita ile PKK'lı fotoğraflarının, PKK bayrak ve sloganlarının tek başına terör örgütü üyeliğinin delili olarak gösterilemeyeceğini bildirdi.