Türk yargısı demokrasiyi bozabilir

Türkiye'deki sivil toplumun bir temsilcisi olarak Brüksel'e davet edilen Berna Türkili, izlenimlerini anlattı: AB'li parlamenterler 'Sizdeki yargı demokrasiyi bozabilir. Yargı reformu şart' diyorlar.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Berna Türkili
Türkiye, Kıbrıs konusunda çok olumlu, çözüme yönelik ciddi bir adım attı. Bu adımın, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle ilişkilerini çok açık. Türkiye hem AB üyeliğine hak kazanabilmek için gerekli hazırlıkları yaparken, hem de Kıbrıs'ta olduğu gibi çok ciddi politik hamlelerde bulunurken, AB üyeleri acaba Türkiye için ne düşünüyor? Devletimizi, toplumumuzu, dinimizi, yargı sistemimizi nasıl değerlendiriyorlar? Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği 'KADER'in ve Avrupa Hareketi 2002'nin kurucularından Berna Türkili, Türkiye'deki sivil toplumun bir temsilcisi olarak Brüksel'e davet edildi. AB'nin merkezinde genişlemeden sorumlu Verheugen de dahil olmak üzere birçok Avrupalı yetkili ve parlamenterle görüşen Berna Türkili, bu konularda bize ışık tutabilecek bilgiler edindi. Avrupa'nın Türkiye'yle ilgili nasıl ikiye bölündüğünü, Türkiye'nin üyeliğinden yana olanlarla, Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların görüşlerinin nedenlerini bu birebir konuşmalarda gördü ve bize de anlattı. Geçen seçimlerde ANAP'tan milletvekili adayı olan ve danışmanlık yapan Berna Türkili, Ankara Koleji'nden sonra ODTÜ Şehir Planlaması Bölümü'nü bitirdi.



Kimlerle görüştünüz Brüksel'de?
Avrupa Birliği Sekretaryası Türkiye'den bir sivil temsilciolarak beni on iki günlüğüne Brüksel'e çağırdı ve orada AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen dahil pekçok üst düzey görevliyle ve AB parlamenteriyle görüştüm. Fransız, Yunan, İngiliz, her ülkenin, her görüşten parlamenteriyle, özellikle genişleme, şeffaflık, sivil toplum, kadın, çalışma hayatı konularında konuştum.
Türk ziyaretçilere karşı tavırları nasıl? Buyurgan ve küstah bir halleri mi var yoksa paylaşmaya hazır dostça bir tavırları mı?
Sadece birkaç Yunanlı yetkiliyle biraz sıkıntı oldu. Genelde dostça bir tavır ve biraz da şaşkınlık vardı. Türkiye'den, sivil toplumdan, kendileriyle aynı davranış kalıplarına sahip biri geliyor ve devlet ağzıyla konuşmuyor. Zaten görüştüğüm parlamenterler bana hep aynı şeyi söyledi. 'Türkiye'deki devletin görüşlerini biz yeterince dinliyoruz. Sivillerin ne düşündüğünü bilmiyoruz. Bunu öğrenmek için gazetelerinizi izlemeye çalışıyoruz. Ama onlarda da dış politika yazanlar çoğunlukla emekli büyükelçiler. Biz Türkiye'deki sivillerin AB'yle ilgili argümanlarını, sorunlara önerdikleri çözümleri, alternatif bakış açılarını öğrenmek istiyoruz Bunun için de Türkiye'nin devletle ilişkisi olmayan sivil kişileriyle ve gruplarıyla tanışmaya çalışıyoruz' dediler.
Türkiye'nin üye olmasını gerçekten istiyorlar mı sizce?
Türkiye'nin üyeliği Brüksel'de artık çok ilginç bir açıdan tartışılıyor. Daha doğrusu, Avrupa Birliği kendi entelektüel vizyonunu Türkiye üzerinden tartışıyor. AB'nin geleceğine bakışta
ikiye bölünüyorlar. Birinci grup, genişleyen, üye sayısı artan, kıtaya sıkışıp kalmayan bir Avrupa Birliği vizyonuna sahip. Bunlar için 'EU' artık 'European Union' yani Türkçesiyle 'Avrupa Birliği demek değil. EU, bunlar için 'Enlarging Union' yani 'Genişleyen Birlik' demek. Bu grup Türkiye'nin üyeliğini destekliyor. Birliğin Avrupa kıtasının dışına çıkmamasını isteyen ikinci grup ise Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmıyor. Ama 'genişleyen Avrupa' görüşünü savunan parlamenterlerin sayısı gittikçe artıyor. Ayrıca Irak'ta yaşananlar da bize büyük bir avantaj sağladı.
Irak'ın bize sağladığı avantaj ne?
Ortadoğu'yu değiştirme projesi hayata geçirildi. Suudi Arabistan'daki Vahabilere kadar uzanan çok kapsamlı bir dönüşüm bu. Eskiden Ortadoğu'ya komşu olmamız Avrupa açısından bizim için bir dezavantajken, şimdi Ortadoğu ülkeleriyle sınırımızın olması bizim için bir avantaj oldu. Avrupa Birliği, bölgenin dönüşümü için önümüzdeki on beş yılda Ortadoğu'ya imar ve yatırım için 500 milyar dolar para akacağını hesap ediyor. Sanki dünyada yeni bir kıta keşfediliyor ve bizim konumumuz da şimdi çok farklı değerlendiriliyor. Sadece yöneticilerinin değil, halkının da zenginleşeceği, tüketici konumuna geçeceği, can ve mal risklerinin çok azalacağı yeni bir Ortadoğu projesi bu. İşte şu anda AB, Türkiye'nin üyeliğini bu Ortadoğu projesi üzerinden tartışıyor. Vizyonu geniş olan kesim, 500 milyar doların dolaşacağı böyle bir Ortadoğu'ya ve köprü konumundaki Türkiye'ye kör kalamıyor. Bu yıl sadece Irak'a inşaat işi için ABD 20 milyar dolar para harcadı biliyorsunuz.
Türkiye'nin AB üyeliğini istemeyenler, bunu niye istemiyor peki?
Bazısı, 'Aynı coğrafyada, aynı bölgede değiliz' diyor. Bazısı, 'Dünyadaki medeniyetler arasındaki çatışmayı biz niye AB'nin içine taşıyalım' diye soruyor. Türkiye AB'ye girdiği takdirde, Hıristiyan-İslam çatışmasının Avrupa kıtasına taşınmasından çekiniyorlar. Ayrıca Türkiye büyük ve yoksul nüfusuyla da onları ürkütüyor. 'Bizim Türkiye'yi Avrupa'ya entegre edecek paramız yok' diyorlar. Avrupa ekonomisinin durumu ortada. Dolar karşısında aşırı değerlenen euro'nun üretim ve ihracatta yarattığı olumsuzluklar yüzünden Avrupa ekonomisi iyi gitmiyor. Nitekim AB parlamenterleri bugünlerde seçmenlerine durmadan para konusunda hesap veriyorlar. Haziranda Avrupa Parlamentosu seçimleri var. Vergisini ödeyen Avrupalı seçmen AB'yi fazla para harcamakla ve çok sayıda memur çalıştırmakla eleştiriyor.
Peki, AB parlamenterleri ve yöneticileri, Türkiye'yle ilgili en çok hangi sorunları dile getiriyor?
Ben oradayken en fazla türban meselesi ve Kıbrıs konuşuluyordu. Türbanın gerisinde aslında İslam dini tartışılıyor. İslam'ın, Hristiyanlığın yaşadığı reform sürecini yaşamadığı ve bu nedenle de çatışmaya çok açık bir din olduğu yorumu yapılıyor. Bana söyledikleri, 'İslam dini çok radikal. Böyle bir çatışmayı ve radikalliği AB'nin içine almak iyi bir fikir değil. Zaten biz içimizdeki kendi Müslümanlarımıza zor adapte oluyoruz, bir de Türkiye'ye kendimizi nasıl adapte edelim' oldu. Kıbrıs'a gelince, görünen o ki, sorunu çözmezsek, AB'yle üyelik müzakerelerinin başlaması gecikecek. Türkiye'nin Avrupa yolculuğu biraz yavaşlayacak.
Ama Kıbrıs sorununu artık çözeceğiz gözüyle bakıyorlar bize. Türk takımının da Kıbrıs konusunda bugüne kadar hep hata yaptığını söylüyorlar.
Hangi hataları yapmışız?
'Yunan tarafı iyi bir takım olmamasına rağmen, siz o kadar defans boşluğu yarattınız ki, bu yüzden hep gol yediniz. Adaya insan hakları ve can güvenliği için çıktınız. Adına Barış Harekâtı dediniz. Bu kulaklara çok hoş geldi. Ama sonra Türklerin can güvenliğinden değil, adanın stratejik öneminden söz etmeye başladınız. Türkiye'den yoğun bir göç kampanyası yürüttünüz. Adayla ilgili başka niyetleriniz olduğu izlenimini yarattınız. Ayrıca önceleri çözüm olarak federasyonda direttiniz, sonra ısrarla konfederasyon dediniz. Biz hiçbir yorum yapmadan Türk tarafının yıllar içinde söylediklerini bir teybe kaydetseydik ve size dinletseydik, zaten siz de Kıbrıs'ta kendinize hak vermezdiniz' diyorlar. Türkiye ile ilgili Avrupalı parlamenterlerin dile getirdiği bir diğer sorun da tabii bizim AB kriterlerini uygulamamamız. Mesela uyum yasası çıkmasına rağmen Van'da Kürtçe afişlerin yasaklanması ve insanların gözaltına alınması...
Bu konuda ne diyorlar?
Türkiye'yi çok destekleyen bir İngiliz parlamenter aynen şunu söyledi: 'Normalde bir içişleri bakanının hemen o şehre gitmesi ve yerel yöneticileri çağırıp bir toplantı yapması lazımdı. Biz o zaman, Türkiye'deki valilerin bir daha kolayca çıkıp böyle bir uygulama yapamayacaklarını anlardık. Ve, Türkiye'yi hakikaten bir sivil hükümetin yönettiğini düşünürdük. Ama içişleri bakanınız ne o şehre gitti ne de yerel yöneticilerle hemen bir toplantı yapıp kendilerinden bir açıklama istedi. Biz de o zaman içişleri bakanınızın böyle konularla ilgilenmediğini düşündük tabii.'
Irak faktörünü bir tarafa koyarsak, Türkiye'nin üyeliğini isteyenler, bunu niye istiyorlar sizce?
Türkiye'nin AB için antiaging ilacı gibi olacağını, çünkü kıta Avrupası'nın gençliğini, yaratıcılığını, heyecanını yitirdiğini düşünüyorlar. Belçika, 'Ben nanoteknolojide bir numaraydım.
Ama AB'nin diğer ülkelerini beklerken geri kaldım. Rekabet olmayınca sistem ölüyor. Biz birbirimizi beklemekten geri kalıyoruz' diyor. Bu şartlarda, Türkiye'nin Avrupa'ya gençlik ve rekabet duygusu getirebileceği düşünülüyor. Bir de tabii Avrupa ırkçılığı yapmak istemeyenler var ki, onlar da Türkiye'yi destekliyor. 'Eğer Avrupa Birliği dünyadaki en ileri uygarlık ve barış projesisiyse ve bizim demokrasi, insan hakları, kent yaşamı, çevrenin korunması gibi global iddialarımız varsa, bu globallik iddiası kanıtlanmalı ve AB çokkültürlü, çok dinli bir birlik olmalı' diyorlar. Bu arada İngilizlerin AB'yle ilgili çok ilginç bir iddiası var.
İddiaları ne?
İngilizlere göre, on yeni üyenin katılımıyla, AB'nin fiziki merkezi kuzeydoğuya kaydı. 'Yunanistan aşağıda Avrupa'nın mendili gibi sallanıyor. Sizin AB'ye girip o bölgeyi etlendirmeniz lazım. İngiltere Yunanistan'ın yerinde olsa Türkiye AB'ye girsin diye yalvarır. Çünkü Ege havzası, AB'deki pozisyonunu, gücünü kaybetmeye başladı. Bu, İtalya için de söz konusu' diyorlar.
AB'nin Türk devlet yapısıyla ilgili şikâyetleri olduğunu biliyoruz. Avrupa'ya üye olabilmek için Avrupalı devletler gibi örgütlenmemizi istiyorlar. Bunların şartları da belli. Peki AB'nin bizim toplum yapımızla ilgili şikâyetleri neler?
Toplumların dönüşmesinin zaman aldığını biliyorlar. Birleşmiş Milletler, ülkelerin uygarlık seviyesini birtakım endesklere göre anlatan bir rapor yayımlamıştı. Yere tükürme, kırmızı ışıkta durma gibi şehirlerdeki yapıyı dikkate alan çok basit endekslerdi bunlar. Yere tükürmemeyi Türkler on bir yılda, İtalyanlar dokuz, Yunanlılar yedi yılda öğrenmiş. Kırmızı ışıkta durmayı Türklerle İtalyanlar sekiz yılda öğrenmiş. Bankada sıraya girmeyi biz on üç yılda öğrenmişiz. Otobüs durağında sıraya girmeyi ise ne İtalyanlar, ne Yunanlılar, ne de biz öğrenebilmişiz.
Peki AB'li yetkililer, Türkiye'deki kadın sorunu hakkında ne düşünüyorlar?
Türkiye'deki kadınların çok geri bırakıldığını düşünüyorlar. Kadınların
eğitilmesi ve sosyal hayata katılmasıyla, Türkiye'de milli gelirin bir anda yüzde 30 artacağını hesap ediyorlar. Türbanın ise kadını ikinci sınıf vatandaş haline getirdiğini, örtünmenin İslam diniyle ilgili olmadığını söylüyorlar. Kadınların inançlarından ötürü değil, geleneklerin sonucunda erkeklerin talebi ve baskısı yüzünden örtündüğünü düşünüyorlar. Avrupa'da hayatın hangi alanında türbanın kullanılabileceğine dair bir çözüm arıyorlar.
Bulabiliyorlar mı peki?
Mesela hizmet sektörünü akılla yapılan işler, kas gücüyle yapılan işler diye ikiye ayırıyorlar. Beynini kullanmadan, makineleşmiş standart işleri yapanların istedikleri gibi giyinebileceğini ama polis, hâkim, öğretmen gibi akılla iş yapanların ve o işi yaparken karar verici konumda olanların türban takamacağını düşünüyorlar. Mavi önlüklüler türban takabilir, beyaz önlüklüler takamaz gibi bir düşünce bu.
Hukuk sistemimiz hakkında ne düşünüyorlar?
Yargı reformu ve şeffaflık üzerinde çok duruyorlar. Karaparayla ilgili son düzenlemeleri ve mali reformları olumlu karşılıyorlar. Yeni çıkarılan Bilgi Edinme Yasası'nın işleyip işlemediğini ise çok merak ediyorlar. Bu yasanın denetimini Türkiye'deki sivil toplumdan bekliyorlar. Sivil toplum örgütlerinin bu konuda her ay düzenli olarak rapor hazırlamasını ve durumu kamuoyuna ilan etmesini istiyorlar.
Türkiye'deki yargıyı nasıl değerlendiriyorlar peki?
Yargıda reformun şart olduğunu ve milletvekili dokunulmazlıklarının ancak yargı reformuyla eşanlı olarak Avrupa'daki standartlara getirilebileceğini söylüyorlar. 'Sizdeki yargı demokrasiyi bozmak için bir araç olarak kullanılabilir. Bu yüzden biz Türk siyasetçilerinin milletvekili dokunulmazlığı konusundaki kaygılarını anlıyoruz. Bu yargı sisteminde kişilere siyaseten dokunulabilir ve birtakım davalar siyasi amaçlarla çok abartılabilir' diyorlar.
Türkiye'nin devlet ve toplum yapısının ne kadar sürede Avrupalı bir düzeye gelebileceğini tahmin ediyorlar?
Bunun için en az on yıl veriyorlar. Türkiye'de her şeyin son anda yapılmasından mustaripler. Onlara göre Türkiye'de değişim içselleştirilmiyor.
Avrupa üyesi olsak da yaşama tarzımızda bazı şeylerin çok uzun yıllar değişmeyeceğinin farkındalar mı?
Hukuku ve demokrasiyi zedelemediğiniz sürece nasıl yaşadığınızla ilgili değiller. Birey hayatı çok özel ve özgür. İster yer sofrasında yersiniz, ister masada oturup içkinizi içersiniz.
Bir Müslüman ülkeyi aralarına kabul etmeye zihnen hazırlar mı?
Değiller ama Türkiye'yi anlamaya, tanımaya çalışıyorlar.
Türkiye'nin üyelik başvurusu olmasa daha memnun olurlar mıydı?
Olurlardı.
Brüksel'den Avrupa üyeliğimiz hakkında umutlu mu döndünüz?
Evet. Beni Ortadoğu'da yaşanacak olan değişim ve dönüşüm umutlandırıyor. Bu bölgeye zenginlik ve güven gelecek. AB bunu görmezden gelemiyor. Ayrıca dünyadaki entegrasyon ve globalleşme çok hızlandı. Ülkeler büyük bir güçle birbirlerini kendilerine doğru çekiyorlar. Bu entegrasyonun gücüne karşı kimse direnemez.
Sizce aralıkta bize müzakere tarihi verirler mi?
Verirler. Zaten Kıbrıs'ı da artık toprak olarak değil, medeni ve uygar davranmayla ilgili bir başlangıç noktası olarak kabul ediyorlar. Onlara göre Kıbrıs, Türkiye için uzlaşma kültürüne alışmakta bir egzersiz. Masaya oturup sorunu konuşmamızı, vermeyi ve almayı öğrenmemizi istiyorlar. Bizi, Avrupa'nın meseleleri konuşan, tartışan, uzlaşan yapısına adapte etmeye çalışıyorlar. Bir de, onların asıl istediği bizim masaya oturmamızla, üye olmamız arasındaki sürenin mümkün olabildiğince uzun tutulması. Bu da sekiz, on yıl demek. Eğer biz, sekiz yıl müzakere masasında oturmaya söz veren uslu bir çocuk olursak, AB, bu yıl aralıkta bizimle hemen müzakerelere başlar.