Türkiye AB'yi pişman edecek

AB Türkiye'nin üyeliği konusunda bocalayarak hem bu ülkeye hem de kendisine büyük bir zarar verebilir. Zira AB liderlerinin olumsuz açıklamaları Türkiye'yi daha açık bir toplum haline getirecek reformları yavaşlatırken, bizzat birliğin güvenilirliğini ve olumlu imajını da zedeliyor

 

Marthi Ahtisaari

Türkiye’nin AB’ye katılma arzusu ona 2000-2005 yılları arasında bir dizi çarpıcı dönüşüm gerçekleştirme motivasyonu sağladı. Ankara ülkenin otoriter anayasasının üçte birini değiştirdi. Milletvekilleri uluslararası standandartlara denk düşen insan hakları yasaları çıkardı. İdam cezası kaldırıldı. Kadınlar için daha geniş yasal güvenceler sağlandı. İşkenceye karşı yeni düzenlemelere gidildi, ceza sistemi reformdan geçirildi. İfade, toplanma ve medya özgürlüğü üzerindeki katı kısıtlamalar kaldırıldı.
Türk ordusu, ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminden bu yana siyasi hayatta oynadığı
hâkim rolden geri adım atmış durumda. Türk-Kürt gerilimleri yumuşuyor. Türkler Ermeni meselesini açıkça tartışmaya başlıyor.

Ankara’nın cesareti kırıldı
Türkiye bölgesel bir güç olarak önemli olumlu katkılarda da bulundu; uluslararası barış koruma misyonlarına asker verdi ve 2004’te Kıbrıs ihtilafını çözmek için yürütülen görüşmeleri destekledi. Yunanistan ve Türkiye arasındaki husumetin önemli ölçüde yatıştığını da unutmayalım.
Ancak böylesine umut verici bir başlangıca rağmen, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci 2005’ten bu yana ciddi ivme yitirdi. AB liderlerinin olumsuz açıklamaları ve eylemleri Türkiye’nin cesaretini kırmakta
başlıca rolü oynadı. Bunlar Ankara’nın reform iradesini kırdı ve küskünlükleri ateşledi. Türkiye’de halkın AB üyeliğine desteği azalmaya devam ediyor. Türkiye’de düş kırıklığına uğrayan liderler, Ankara bütün gerekli reformları uygulayıp bütün diğer önkoşulları yerine getirse bile AB’nin Türkiye’yi reddedeceğini öne sürüyor.
Avrupa’nın Türkiye’nin üyeliği konusunda bocalaması, AB’nin güvenilirliğine zarar veriyor ve iyi imajını zedeleme tehlikesi doğuruyor. 10 yıl önce birçok vaatle başlayan, birçok olumlu sonuca vesile olan ve gelecek için böylesine potansiyel taşıyan bir süreci yokuşa sürerek ve belki batırarak sözlerini tutmamaya devam ederlerken Avrupalı liderlere nasıl güven duyulabilir?
Dünyanın dört bir köşesinde arabuluculuk çabalarıyla geçen 30 yılımda şunu öğrendim: Siyasi gezegenlerin yörüngesi nadiren, belki de bir nesilde bir defa dramatik çözümlerde çakışıyor. (Son yıllarda böylesine bir çakışmaya Kuzey İrlanda konusunda tanık olduk.)

Kıbrıs’ta çözüm umudu yüksek
Şimdi de gerek AB gerekse Türkiye için kilit önem taşıyan bir bölge, yani Kıbrıs konusunda umut verici bir çakışma ihtimali söz konusu. Kıbrıs’ın Rum ve Türk toplumlarının liderleri arasında süregiden görüşmeler, adanın ilelebet bölünmesini engellemek için en büyük ve belki de son şansı önümüze koyuyor. Kıbrıs konusunda bir anlaşma (ki hem Türkiye hem de AB bu konuda katkı sağlayabilir) Türkiye’yle AB arasındaki üyelik müzakerelerine yeniden can katacaktır ve her iki tarafın birbirinden büyük faydalar sağlayacağı o günü yakınlaştıracaktır.
Türkiye’yle AB arasındaki ilişkiyi üyelik müzakereleri yoluyla güçlendirmek, enerji güvenliği konusunda AB’nin çıkarlarına hizmet etmek ve gerek Ortadoğu gerekse Güney Kafkasya’da istikrarı güçlendirmek doğrultusunda açık bir fırsat sunuyor.
Türkiye üyelik için kalan gereklilikleri yerine getirirse, ülke daha açık bir toplum haline gelecek. Kendi çeşitliliği konusunda daha rahat olacak. İslam ve demokrasinin tümüyle uyumlu olduğunu gösterecek. Böyle bir Türkiye hem Doğu hem Batı için bir örnek teşkil edecek. Türkiye’nin entegrasyonu, kendi çeşitliliğini kucaklaması ve dünyada güvenilir bir ortak olarak konumunu güçlendirmesi bakımından AB’yi de canlandıracak.

10 yılda belirsizlik arttı
Aralık 1999’da soğuk bir Helsinki gününde AB liderleri Türkiye’nin ‘diğer aday ülkelere uygulanan kriterlerin aynısı temelinde birliğe katılmaya yazgılı bir aday ülke’ olduğunu açıklamıştı. Aradan neredeyse
10 yıl geçti ve bugün Türkiye’nin kaderi çok daha belirsiz görünüyor.
Burada tehlikede olan sadece Türkiye’nin geleceği değil, aynı zamanda AB’nin dürüst bir arabulucu olarak itibarı. (Eski Finlandiya devlet başkanı, 2008 Nobel barış ödülü sahibi ve Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun başkanı, 11 Eylül 2009)