Türkiye barış evi olsun...

Türkiye barış evi olsun...
Türkiye barış evi olsun...
Âkil insanlar Ege Bölgesi heyeti çalışmalarına Kürt çözümüne yüzde 60 oranında "hayır" diyen İzmir'den başladı. Ege'nin 'Âkil İnsanları' herkesin çözümde aktör olmasını istiyor.
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

Toplantı salonunun önünde ‘Âkil İnsanlar’dan önce protestocular vardı. Öyle ciddi bir kalabalık değil. TGB’nin gençlerinden oluşan 50 kişilik bir grup ‘ Atatürk gençliği burada, hainler nerede?’ diye slogan atıyordu. Önlerinde de onlardan daha fazla polisten oluşan barikat. Gençler, Tarhan Erdem, Avni Özgürel, Hasan Karakaya, Fehmi Koru, Fadime Özkan, Baskın Oran ve Fuat Keyman’dan mürekkep ‘Ege Bölgesi Âkil İnsanları’nı görünce yuhalamalarına ve ‘Hainlere muhabbet, halka barikat’, ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganlarına daha da yüklendi ama sonuçta âkiller hiçbir sorun olmadan toplantı salonuna geçtiler. Zaten gençler de bir süre daha kalıp dağıldı. 

Barışa katkı almaya geldik
Âkillerin Ege Bölgesi’nde yaptığı ilk toplantı, heyecan yarattı. Çünkü Ege Bölgesi’nden çözüme ‘hayır’ yüzde 49, İzmir’de ise yüzde 60’larda. Yani kritik bölge. Yine de İzmirli STK’lardan birçok temsilci dertlerini ve önerilerini anlatmak için Anadolu Birliği’nin küçük salonunu doldurmuştu. Birlik, Kürt STK’larca oluşturduğu bir birlik olduğu için âkillerin işi biraz daha kolaydı. İlk sözü başkan Tarhan Erdem aldı ve Ege bölgesi âkil insanların niyetini açıkladı: “İzmir’de yüksek oranda Kürt var. Zaten yıllardır birlikte yaşıyoruz. Türkiye ’nin 3 milyon Kürt’ü ile 3 milyon Türk’ü akraba. Bu 6 milyon eder. Ama eğitim düzeyine bakınca Türklerle Kürtler arasında 1,5 oranında eğitim farkı var. Ayrıca Türkler ve Kürtler arasında gelir farkı da var, Kürtlerin geliri daha az. Bu iki değer bile beraber yaşadığımız insanlara haksızlıktır. Bu eşitsizlikleri düzeltmek zorundayız, bunun adı demokrasidir. Birbirimizin elini sıkarken, bu eşitsizliklerden dolayı artık vicdan azabından kurtulmamız lazım.” Arkasından da şunu ekledi: “Bakalım ne olacak diye beklemeyin, siz de katılın ve aktör olun.” Tabii mesele gelip ‘dışarıdaki protestolara’ takılıyor. Onu da grup adına Avni Özgürel cevaplıyor: “TGB İzmir’e görüşme isteğimi önceden ilettim. Cevap gelmedi. Protesto etmek de, gelip itirazlarını anlatmak da hakları” diyor. Baskın Oran, âkil insanların ‘işi’ni tam olarak özetliyor: “Fikirlerinizi öğrenmek ve barışa katkınızı almaya geldik.” Âkiller söyleyeceklerini tamamlayınca STK temsilcileri soruları yağdırıyor. “Bu heyet AKP ’nin heyeti mi?”, ‘Dışarıdaki gruplarla görüşecek misiniz?”, “Çözüm paketinin içinde ne var?”, “Hayır oranı İzmir’de çok yüksek, farkında mısınız?”, “Kürt gerillalar dağdan inince, topluma adaptasyonları nasıl olacak?”, “Kadınların katkısı ne olacak, 12 kadın az değil mi?”, “Aleviler ve diğer azınlıklar ve tabii ki laiklik ne olacak?”, “Gençler arasında çok ciddi bir kopuş var, nasıl olacak?” vs... Ve elbette sorulara tek tek cevap verildi. Avni Özgürel, “Alevilik ve laiklik de bunun içinde, bu demokrasi meselesidir, 100 deyince bunun içinde 78 var mı diye sorulmaz. 11 asırdır birlikte yaşadık ama şimdi birbirimizden korkar hale getirildik. Önce zihin engelimizi kaldıracağız, esas olan budur” diyor. Baskın Oran ise hocalığını gösterip önce herkesi bir güzel hizaya sokuyor ve sonra sivri konuşmalarına başlıyor: “Bu süreç niye başladı? Şundan; 40 bin ölü verdik, Kurtuluş Savaşı’nda 9800 kişiydi sadece.” 

İstemezükçülere rağmen...
Sonrasında da Âkil İnsanlar’a hep sorulan soruya yani “AKP’nin memuru musunuz?” sorusuna cevap veriyor: “Bırak bize talimat vermeyi, saldılar bizi çayıra, okyanusu attılar, okyanusa, bari elini uzat, nerdee?” Hazırlıklı ya da hazırlıksız, Âkil İnsanlar herkesin fikrini de almak istiyor. O yüzden STK temsilcileri konuşmaya başlıyor. Tam, ‘bir dokun bin ah işit’ durumu. Veysel Çamlıbel, “Rahat bir yol haritası beklemek bir ütopya. Kürt enerjisi Türkiye’yi demokrasiye itiyor. Çözüm Kürt halkına verilecek destekle mümkün, bunu biliyorsunuz değil mi?” diye soruyor. Kürt bir STK temsilcisi başka bir bakış açısı sunuyor: “Hem Kürt hem de Türk şehit annelerini ciddiyetle dinlemeniz lazım. Onları onurlandırmanız lazım. Bu ülkeye istemezükçülere rağmen gelecektir barış.” Bir başkası İzmir’de yüzde 6 oranında Kürt olduğunun söylendiği ama gerçekte yüzde 40 olduğunun altını çiziyor. Yani İzmir’de barış şart. Coşkun Üsterci “Bu format hatalı, gizli kapılar ardında ne yapılıyor fikri oluşuyor. Burada CHP ’den insanların olması iyi olurdu” derken, bir başka STK temsilcisi “İnsanlar buradan Doğu’ya götürülmeli, şehit aileleri kardeş ev yapılmalı ki, Türkiye barış evi olsun” diyor. En önemli dilek galiba şu: “Elinizi taşın altına koydunuz, Allah kuvvet versin.”Durumu tüm bunlardan habersiz, Vanlı, 20 senedir İzmir’de yaşayan Ağrılı garsonun sözleri iyi özetliyor: “Böldürmeyiz diye bağırıyorlar da ne oluyor? Boş konuşuyorlar. Ben buralıyım, neden gideyim, neden böleyim? Kordon’un yüzde 90’ı Kürt işletmecilerin elinde. Kim bırakır buradaki hayatını?”

Esnaf anlattı heyet dinledi



Âkil İnsanlar Heyet Başkanı Tarhan Erdem, heyet sekreteri Arzuhan Doğan Yalçındağ ile Avni Özgürel, Fuat Keyman, Fehmi Koru, Baskın Oran, Fadime Özkan, Hasan Karakaya Kemeraltı Çarşısı’nda dolaştı, esnafla sohbet etti. Heyet üyeleri daha sonra turistlerin ve İzmirlilerin uğrak yeri olan tarihi Kızlarağası Hanı’nda çay, kahve içti, ikram edilen tarçınlı şekerlerden yedi. Vatandaşlarla sohbet eden heyet üyeleri, soruları ve izlenimlerini tek tek not aldı. Heyet üyeleri, ‘Hükümetin attığı adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?’, ‘Sürecin yöntemi sizce doğru mu?’ sorularını yöneltti. Vatandaşlarsa sürecin belirsizliği, Öcalan’a af kaygısı, barış sürecinde onların da yeterince aydınlatılıp aydınlatılmadığıyla ilgili görüşlerini dile getirdi. Vatandaşların bazıları çözüm sürecini olumlu bulurken bazıları da eleştirilerini sıraladı.

FUAT KEYMAN


Endişeler desteğe dönüşebilir
Ege Bölgesi’nde süreç için ‘hayır’ diyenler yüzde 49,5, İzmir’de yüzde 60 olmasına rağmen, ilk gün hem sokakta insanlarla hem de STK’larla yaptığımız toplantıların sonucunda, beklediğimden çok daha olumlu bir havayla karşılaştım. Üç endişe var. Birincisi sürecin tam olarak neyi içerdiği bilinmiyor, o yüzden bilgisizlik, ki bizler de bilmiyoruz, kafa karışıklığı yaratıyor. İkincisi Abdullah Öcalan’ın bu kadar önemli bir mevkiye getirilmesi hoşnutsuzluk yaratıyor. Üçüncüsü de hükümetin bu sorunu çözüp demokrasiye geçeceği üzerine kuşkular var. Bunun yanı sıra bu şüpheci grup kanın durması, silahların susmasını olumlu karşılıyor. Bu da süreç şiddetsiz ve ölümsüz devam ederse, bu endişeleri olan grubun sürece çok daha fazla destek vereceği düşüncesini uyandırdı bende. Süreç çok ciddiye alınıyor, çok tarihi görülüyor ve çok içten destek veriliyor. Bu temelde, ilk günkü gözlemlerim İzmir endişeleri olan, fakat yaşadığımız süreç demokrasiyle eşitlikle ve güvenle devam ederse endişelerini sürece desteğe dönüştürecek bir il olarak bana geldi. Süreci protesto edenlerin, sokakta sürece destek verenlerden çok daha az olduğunu görmek de umut vericiydi. İzmir insanı saygınlığını ortaya koymuş oldu.

TARHAN ERDEM


İnsan haklarına dayalı devlet isteyen en az yüzde 70
Aslında en zor işi bizim yapacağımız cümlesini çok duydum ama şu ana kadar bu sözün doğruluğunu kanıtlayacak herhangi bir hareketle karşılaşmadım. Bu yüzdeleri çıkaranlar, hangi sualin cevabını söylüyorlar onu bilmek lazım. Benim inancım, Türkiye’nin neresine gidilirse gidilsin, insan haklarına dayalı bir devlet kurulması isteği en az yüzde 70’tir. Kürt meselesi de bunun içindedir. Öbür oranlar, farklı suallerin cevabı olabilir. Protestolara gelince, kendileriyle karşılaşamadık emniyet tedbirleri yüzünden, karışlaşmak isterdim şahsen, onların sayısını ve anlamlarını duydum, etkili olduklarını da sanmıyorum. Bu ilk toplantı, genel fikri vermez. Çünkü fikri destekleyenlerin toplantısıydı. Yarın Urla ve Kemalpaşa’ya gideceğiz, orada daha net bir şeyler görürüz. Ama insanlar genel olarak tepkili değil, sükûnet içinde devam edeceğine hiç şüphe yok.

BASKIN ORAN


Bugün Türkiye’nin en devletçi şehri İzmir’dir
Şu ana kadar en zor insanlarla karşılaşmadık. ‘Hainler’ diyen İP’liler ve TGB vardı. En zor karşılaşmamız CHP’lilerle olacak. Hedef onlarla diyalog kurmak. Bugün Türkiye’nin en devletçi şehri İzmir’dir. Benim gençliğime kadar Türkiye’nin en liberal kentiydi. 1930’larda Fethi Bey’in Serbest Fırkası, 50-60’larda ise Menderes’in DP’nin fethedilmez kalesiydi. O kadar ki, 30’da Fethi Bey’in elini öpmeye giden kalabalık, polislerin paniğine ve 12 yaşında bir çocuğun vurulmasına sebep olunca, babası çocuğu kaldırdı ve Fethi Bey’in ayaklarına bıraktı, “Başka kurban istiyorsan veririz, yeter ki bizi kurtar” dedi. ‘Kurtar’ dediği CHP devletiydi. Nisan 1960’ta ağabeyimle birlikte Cumhuriyet Meydanı’na Menderes’i yuhalamaya gittik. Yüz binlerin kükremesi karşısında meydana giremedik. İzmir böyle bir yerdi. Artık sapına kadar devletçi. İzmirli kızların bluzlu dolaştığını gören de İzmir’i liberal sanır.